Hakim’in başka bir hakime ve devlet başkanının da başka bir devlet başkanına yolladığı mektubun temeli, kitap, sünnet ve icmaya dayanmaktadır. Yüce Allah buyurur ki: “Bana çok önemli bir mektup bırakıldı.” dedi. “Mektup Süleyman’dandır, Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla (başlamakta)dır.” (Sebe Suresi: 29, 30)
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Kisra’ya, Kayser’e, Necaşi’ye ve diğer belde krallarına mektuplar göndermiştir. Bunun yanında kendi valilerine, devlet memurlarına ve görevli olan kişilere de mektuplar yollamıştır. İslam ümmeti, hakimin başka bir hakime mektup göndermesinin cevazı noktasında icma etmişlerdir; çünkü buna ihtiyaç duyulmaktadır.
Hakimin başka bir hakime yolladığı mektup, mallar konusunda ve malın kasdedildiği hususlarda kabul edilmektedir; ancak Yüce Allah’ın hakkı bulunan hadler konusunda kabul edilmez. Ama bu hadlerin dışında kabul edilir mi? Bunun hakkında iki görüş gelmiştir. Bunu rey ashabı söylemiştir. Şafii ashabı ise: Yaralamalar olsun, başkası olsun, Âdemoğluna ait olan tüm haklarda mektup kabul edilir, demişlerdir. Peki, Yüce Allah’ın hakkı olan hadlerde kabul edilir mi? Bunun hakkında da iki görüş vardır.
(Bir hakimin başka bir hakime gönderdiği) mektuplar iki kısma ayrılır:
Birincisi: Verdiği hükmü yazılı olarak belirttiği mektuplar. Mesela bir adam hakkında hüküm vermesi durumunda onu ifa etmeden önce adamın gaipte olması yahut gaipte olan adam hakkında hak iddia etmesi ve onun hakkında beyyine ikame etmesi, hakimin gaipteki bu adamın bulunduğu yerin belde hakimine onun bu durumunu sorması ve bu minvalde ona hüküm verdiğini belirtmesi, bu sebeple de mektubu yazmış olduğunu ifade etmesi; veyahut hâlihazırda iken beyyine ikame etmesi akabinde o yerden (zanlının) kaçmış olması hasebiyle hakimin bu hükmü hak sahibi kimselere sorması ve bu hükme dair bir mektubu kaleme almış olması…
İşte tüm bu üç durumda da (diğer) hakimin mektuba icabette bulunması gereklilik arz eder ve yazılı olanları kabul etmek durumundadır. İster iki hakim arasındaki mesafe uzak olsun, yakın olsun fark etmez. Hatta ikisi yan beldelerde veya yakın mahkemelerde de bulunsalar, verilen hüküm gaiptekine veya hâlihazırda bulunana da verilmiş olsa, durum aynıdır; mektubu kabul edip alması ve icra etmesi gerekir. el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz; çünkü hakimin verdiği hükmü tüm hakimlerin yürürlüğe koyması vaciptir.
İkincisi: Hakimin kendi huzurunda olmak üzere falan kişi hakkındaki iki şahidin şahitlik yapmalarını öğreterek yazdığı mektuplar. Mesela yanında bir adamın başkası üzerinde hak ile beyyine ikame etmesi ve akabinde hüküm vermemesi, hak sahibinin onun yanında hasıl olan şeye dair mektup yazmasını istemesi ve yine onun buna dair bir mektup kaleme alması…
İşte bu şekildeki mektuplar, söz konusu yol mesafesi namazı kısaltacak (seferî hüküm) miktarı kadar uzak olursa kabul edilir, daha azı olursa kabul edilmez. Buna benzer bir görüş, İmam Şafii’den de gelmiştir. Çünkü bu, şahitliği kendisine yazılmış olana nakletmek anlamı taşır; dolayısıyla yakında olanlar için bu caiz olmaz, tıpkı şahitlik üzerinde şahitlik yapmaya benzemektedir.
Ebu Yusuf ve Muhammed ise: Kendi beldesinde bu mektubu kabul etmesi caiz olur, demişlerdir. Ebu Hanife’den de buna benzer bir görüş gelmiştir. Onun ashabından olan son dönem âlimleri ise: Onun (Ebu Hanife) mezhebi bunun caiz olmayacağını gerektirmektedir; bu, sanki şahitlik konusu üzerinde şahitlik yapmanın caiz olmadığına benzemiş olur, demişlerdir.
Bu tür mektubun caiz olduğunu öne sürenler, bunun hakim huzurunda sabit olan bir mektup sayıldığını, dolayısıyla da yakında dahi olsa bunun caiz olmuş olacağını gerekçe göstermişlerdir. Bunun hükmünü yazılı olarak gönderdiği mektuba benzetmişlerdir. (Fakat) bunların farklı şeyler olduğu yönünde cevap verilmiştir. Çünkü bu, bir nakil değil, bir haber verme sayılmaktadır.