Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize bir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. O, sizi daha önce de, bu Kur’an’da da “Müslümanlar” diye adlandırdı. Ta ki Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız. Öyleyse namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a sımsıkı tutunun. O sizin mevlanızdır. Ne güzel mevlâdır ve ne güzel yardımcıdır!
Diyanet Vakfı
Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahimin dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kuranda) size «müslümanlar» adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekatı verin ve Allaha sımsıkı sarılın. O, sizin mevlanızdır. Ne güzel mevladır, ne güzel yardımcıdır!
Kurtubi Tefsiri
Allah (yolun)da da hakkıyla cihad edin. Sizi O seçti, dinde size güçlük vermedi. Atanız İbrahim’in milletine (uyunuz.) Önceden de bu (Kur’ân)’da da sizi “müslüman” diye o adlandırdı. Ta ki Rasûl size şahîd olsun, siz de İnsanlara karşı şahidlik edesiniz. İmdi namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a güvenin. Mevlânız O’dur. O, ne iyi ve ne güzel mevlâ, ne iyi ve ne güzel yardımcıdır!
“Allah (yolun)da da hakkıyla cihad edin.” Bu âyetle kâfirlere karşı cihad kastedilmiştir, denildiği gibi; yüce Allah’ın vermiş olduğu bütün emirleri yerine getirmek ve bütün yasakladıklarından uzak durmaya İşaret olduğu da söylenmiştir. Yani nefislerinize karşı Allah’a itaat etmek, nefislerinizi hevalardan uzak tutmak uğrunda cihad ediniz. Vesveselerini reddetmek suretiyle şeytana karşı cihad ediniz. Zulümlerini reddetmek uğrunda zâlimlere karşı cihad ediniz. Küfürlerini bertaraf etmek için de kâfirlere karşı cihad ediniz.
İbn Atiyye dedi ki: Mukâtil dedi ki: Bu âyet-i kerîme yüce Allah’ın:
“O halde gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun.” (et-Teğâbun, 65/16) âyeti ile nesh olunmuştur. Hibetullah da böyle demiştir: Yüce Allah’ın:
“Hakkıyla cihad edin” âyeti ile diğer âyet-i kerîmedeki:
“Allah’tan nasıl korkmak lazım geliyorsa, öylece korkun.” (Âl-i İmrân, 3/102) âyeti, verilen bu gibi emirlerde güç yetirilebilinen dereceye hafifletilmek suretiyle neshedilmiştir. Ancak burada bir neshin varlığını kabul etmeye ihtiyaç da yoktur. Çünkü zaten başından beri hükümden kastedilen de budur. Çünkü “hakkıyla cihad edin” âyeti sizi zora koşmayacak kadarıyla cihad edin, demektir,
Said b. el-Müseyyeb’in de rivâyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Dininizin en hayırlı olanı, en kolay olanıdır,” Müsned, IV, 338, V, 32
Ebû Ca’fer en-Nehhâs dedi ki: Bu âyet, hakkında neshin câiz olmayacağı âyetlerdendir, çünkü bu(radıyallahü anhdaki hüküm) İnsan üzerine farzdır. Nitekim Hayve b. Şureyh de, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a ref ederek şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Mücahid, aziz ve celil olan Allah için nefsine karşı cihad eden kimsedir. ” Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 2; Müsned, VI, 20-22.
Yine Ebû Galib’in Ebû Umame’den rivâyet ettiğine göre bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a birinci cemrenin yakınında: Hangi cihad daha faziletlidir!? diye sormuş ve ona cevap vermemiştir. Sonra ikinci cemre yanında da ona sormuş, yine cevap vermemiş. Sonra Akabe cemresinin yanında ona sorunca, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Soru soran nerede?” diye buyurunca, adam: İşte ben buradayım, demiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da: “Zalim bir yöneticinin huzurunda söylenecek hak (adaletli) bir sözdür” diye buyurmuştur. Müsned, V, 251, 256. Aynı manayı vurgulayan başka rivâyetler: Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Nesâî, Bey’at 37; İbn Mâce, Fiten 20; Müsned, II!, 19. 61, IV, 314, 315.
“Sizi O seçti.” Dinini korumak ve emrine bağlanmak için sizi seçen O’dur. Bu da mücahede emrini te’kid etmektedir. Yani üzerinize cihad etmek farzdır, zira bunun için sizi seçen Allah’tır,
Yüce Allah’ın:
“Dinde size güçlük vermedi” âyeti ile ilgili açıklamalarımızı üç bağlık halinde sunacağız:
1- Güçlük:
Yüce Allah’ın
“güçlük” âyeti darlık demektir. Buna dair açıklamalar daha önceden el-En’âm Sûresi’nde (6/125. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Bu âyet-i kerîme bir çok ahkâm ile yakından ilgilidir. Bu da yüce Allah’ın bu ümmete vermiş olduğu Özelliklerdendir. Ma’mer, Katade’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Bir peygamber olması müstesna kimseye verilmemiş üç özellik bu ümmete verilmiştir. Peygamber’e: Git, senin için bir güçlük, darlık yoktur, denilirdi. Bu ümmete de: “Dinde size güçlük vermedi” diye buyurulmuştur. Herbir peygamber ümmetine karşı şahittir. Bu ümmete de:
“İnsanlara karşı şahidler olasınız diye…” (el-Bakara, 2/143) denilmiştir. Peygamber’e: İste, istediğin sana verilecektir denilirdi. Bu ümmete de:
“Bana dua edin ki ben de duanızı kabul edeyim.” (el-Mu’min, 40/60) diye buyurulmuştur.
2- Kaldırılan Güçlüğün Mahiyeti:
İlim adamları yüce Allah’ın kaldırmış olduğu bu güçlüğün mahiyeti hususunda farklı görüşlere sahiptirler. İkrime dedi ki: Bu, helâl kılınan hanımlardan ikişer, üçer ve dörder nikâhlamak ile sahip olunan cariyelerdir.
Maksat namazın kısaltılması, yolcununorucunu açabilmesi, başka türlüsüne gücü yetmeyen kimsenin ima ile namaz kılması, kör, topal, hasta, gazaya çıkmak için gerekli harcamaları bulamayan fakir, borçlu, anne-babası bulunan kimselerden cihad yükümlülüğünün kaldırılması ve İsrailoğulları üzerinde bulunan ağır yüklerin kaldırılmasıdır. Bu hususların pek çoğuna dair geniş açıklamalar daha önceden (meselâ; el-Bakara, 2/143, 286. âyetler, el-A’râf, 7/157. âyetin tefsiri) geçmiş bulunmaktadır.
İbn Abbâs’tan ve Hasan-ı Basrî’den rivâyet edildiğine göre bu husus ramazan orucunu bitirmek, kurban bayramı birinci gününü tesbit etmek ve oruca başlamak için hilâlleri (kasıt olmaksızın) daha önce veya daha sonra görmüş kabul etmek hakkındadır. Mesela, müslüman cemaat, zülhicce hilâlinin görüldüğünü tesbit etmek hususunda yanılacak olup da Arefe gününden bir gün önce vakfe yaparlarsa, yahut ta kurban bayramı birinci günü vakfede bulunurlarsa, bu onlar için yeterli gelir. Bu hususta bizim “el-Muktebes fi Şerhi Muvatta’i Muliki’bni Enes” adlı eserimizde açıkladığımız üzere görüş ayrılıkları da vardır.
Bizim sözünü ettiğimiz ise bu hususta sahih olan açıklamalardır. Ramazan sonu oruç açmak ve kurban kesmek de böyledir. Çünkü Hammâd b. Zeyd, Eyyub’dan, o Muhammed b. el-Munkedir’den, onun da Ebû Hüreyre’den rivâyetine göre Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizin oruç açmanız, oruç açtığınız gündür. Kurban gününüz de kurban kestiğiniz gündür,” Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Dârakutnî rivâyet etmiş olupc Ebû Dâvûd, Savm 5; Tirmizî, Savm 11; İbn Mâce, Siyam 9; Dârakutnî, II, 163 lâfzı da zikrettiğimiz şekildedir.
Bunun anlamı da şudur: İçtihadınız ile nasıl tesbit ederseniz size herhangi bir vebal ve zorluk söz konusu olmaksızın öyledir.
Hadis İmâmlarının rivâyetine göre; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a kurban günü bazı hususlara dair sorular sorulmuş, ona kişinin unutabileceği yahut ta bir takım işleri öne alınıp, bazılarının sonraya bırakılmasına dair bilinmeyen bazı hususlar ve benzerleri hakkında kendisine ne kadar soru sorulduysa, mutlaka: “Yap, bir vebal yoktur” diye cevap vermiştir. Buhâri, Um 23, 24; Hacc 125, 131; Müslim, Hacc 327, 331; Ebû Dâvûd, Menâsik 78, 87; Tirmizî, Hacc 45, 76; İbn Mâce, Menâsik 74; Ebû, Dâvûd, Menâsik 65; Muvatta’, Menâsik 242; Müsned, II. 159, 160T 192…, III, 326, 3B5
3- Zorluğun Kaldırılması Kimler Hakkında Söz Konusudur?
İlim adamları derler ki: Zorluğun kaldırılması ancak şeriatın gösterdiği yol üzere dosdoğru yürüyen kimseler içindir. Talancılar, hırsızlar ve bir takım hadleri gerektiren suç işlemiş olanlar için ise zorluk vardır. Onlar zaten dinden uzaklaşmakla bu zorluğu kendi aleyhlerine tesbit etmiş oluyorlar. Şeriatte Allah yolunda bir tek kişinin iki kişinin karşısında sebat etmekle mükellef tutulmasından daha büyük bir zorluk yoktur. Ancak sağlam bir yakın ve mükemmel bir azim ile birlikte olması halinde bu, hiç de zor olmaz.
“Atanız İbrahim’in milletine,” ez-Zeccâc der ki: Ataniz İbrahim’in milletine uyunuz, demektir. el-Ferrâ’ da “millet” kelimesi başta gelmesi gereken “kef (benzetme edatı)”nın hazfedildiği takdirine göredir. Sanki; “Milleti gibi (olun)” denilmiş gibidir.
Sizler babanızın yaptığı hayır işleri yapınız, anlamında olduğu da söylenmiştir. Burada fiil kelimesi (yapınız) emri “millet” kelimesi yerine kullanılmış olmaktadır.
İbrahim bütün Arapların atasıdır.
Burada hitabın bütün müslümanlara yönelik olduğu da söylenmiştir. Her ne kadar bütün müslümanlar onun soyundan gelen çocukları değilse bile İbrahim (aleyhisselâm)ın müslümanlar nezdindeki saygınlığı, tıpkı evladı nezdinde babanın saygınlığı gibi oluşundandır.
“Önceden de bunda sizi müslüman diye o adlandırdı.” İbn Zeyd ile el-Hasen dedi ki: Buradaki “o” zamiri İbrahim’e racidir, yani Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan önce size müslümanlar diye ad veren odur.
“Bunda” da şu demektir: Yani onun hükmü gereğince Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)a tabi olan muslümandır. İbn Zeyd dedi ki: İşte bu âyet, yüce Allah’ın:
“Rabbimiz, ikimizi de Sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da yalnız Sana itaat eden müslüman bir ümmet var et” (el-Bakara, 2/128) âyeti ile aynı anlamdadır.
en-Nehhâs dedi ki: Bu görüş ümmetin ileri gelen (ilim adam)lerinin görüşüne muhaliftir. Çünkü Ali b. Ebi Talha’nın, İbn Abbâs’tan rivâyetine göre o şöyle demiştir: Daha önceden size müslümanlar ismini veren aziz ve celil olan Allah’tır. Yani hem daha önceki kitaplarda, hem de bu Kur’ân-ı Kerîm’de size bu ismi O, vermiştir. Bu açıklamayı Mücahid ve başkaları da yapmıştır.
“Ta ki Rasûl size” size tebliğ ettiğine dair “şahit olsun. Siz de insanlara karşı” resullerin kendilerine tebliğ ettiklerine dair
“şahitlik edesiniz.” Nitekim daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/143. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“İmdi namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a güvenin. Mevlâ’nız O’dur. O, ne İyi ve ne güzel mevlâ, ne İyi ve ne güzel yardımcıdır!” Bu âyete dair yeterli açıklamalar da daha önceden Mesela el-Bakara, 2/3. âyet, 4. başlık ve devamı; 2/43. âyet, 1-4. haslıklar; Al-i İmrân, 3/101. âyet… geçmiş bulunmaktadır.
Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.