"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Leş ve benzer şeyleri yemeye mecbur kalmak

İlim adamları normal durumlarda leş etinin yenilmesinin haramlığı ve mecbur kalındığında da yenilmesinin mübahlığı noktasında icma etmişlerdir. Aynı hüküm diğer haramlar hakkında da böyledir. Bunun temeli Yüce Allah’ın şu buyuruğudur:
“Allah, size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur.” (Bakara Suresi: 173)

Ölüme ramak kala bunlardan yemek icma ile mübahtır. Doyduktan sonra bunlardan yemeye devam etmek ise yine icma ile haramdır.
“Doymak” hakkında iki görüş gelmiştir: (metnin devamı bu görüşleri içerecektir).

Birinci ve kuvvetli olan görüş: (Doyana kadar) yemek mübah değildir. Bu, Ebu Hanife’nin, iki görüşünden ilkine göre İmam Malik’in ve iki görüşünden birisine göre İmam Şafii’nin görüşüdür. Çünkü ayet-i kerime leşin haramlığına delalet ederken, zor durumda kalındığı zaman ondan yemeyi istisna getirmiştir; dolayısıyla da zarar ortadan kalktığında artık hiç zararla karşılaşmamış gibi leş yemeye devam etmek de helal olmaz. Çünkü ölmeye ramak kala ondan yemek durumda kalmıştır; öyleyse ayete göre doyuncaya kadar ondan yemesi helal değildir.

İkincisi: Doyana kadar yemek mübahtır. Çünkü bu minvalde Cabir b. Semura’dan rivayete göre; “Adamın birisi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelip ölmüş bir deve hakkında (yiyip yiyemeyeceğini) sordu. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Senin yanında seni buna muhtaç olmaktan kurtaracak (bir şey) var mı?’ diye sordu. Adam: ‘Hayır!’ cevabını verdi. Bunun üzerine: ‘Öyleyse onu yiyiniz.’ buyurdu.” Burada (doyup doymaması ile ilgili) herhangi bir ayrıma gitmemiştir. Muhtemelen söz konusu muhtaçlığın sürekli devam etmiş olacağı ile sıkıntının ortadan kalkabileceği umulmuş olabileceğinden bir tür ayrıma tabi tutulabilir.
Dolayısıyla Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), soruyu soran o adam (Bedevi) gibi muhtaçlığı sürekli devam etmiş olan kimsenin doyuncaya kadar o leşten yemesi caiz olur. Çünkü bu gibi kimseler, ölmeyecek kadar yedikleri takdirde kısa bir süre sonra yine ondan yemeye mecbur kalacaklardır ve ileride (tekrar) zaruret korkusu sebebiyle o leşi terk etmesi mümkün olmayacaktır. Ondan yememesi halinde bedeni güçsüz kalacak ve belki de yok olacaktır. Ama mecbur kalma durumu devam etmeyen kimse bunun tersinedir; çünkü o mazeretin gideceği ümidini taşıdığından, o leşten kendisine helal kısmından fazlasını yiyemez. Allah, en iyisini bilir.

Mübah olan mazeret (mecbur kalma durumu): Kişinin yemeyi terk ettiği takdirde yok olacak olmasından endişe etmesi, yemeyi kestiği zaman yürümekten aciz kalacağı korkusu, yol arkadaşının kendisine sahip çıkamaması gibi endişe duyması veyahut (bineğe) binmekten aciz olup da helak olmaktan korktuğu durumdur. Bu, belli bir zamana kayıtlanamaz.

Peki, mecbur kalan kimse leşten yemesi vacip olur mu? Bunun hakkında iki görüş vardır:
1) Yemesi vacip olur. Bu, Şafii ashabının iki görüşünden birisini oluşturur. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara Suresi: 195) Böyle bir durumda olduğu halde imkanı varken ondan yemeyi terk etmesi, kendi eliyle kendisini tehlikeye atmak olur. Allah (c.c.) buyurdu ki: “Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.” (Nisa Suresi: 29) O kimse, bu durumda Allah’ın kendisine helal kıldığı şeylerle kendisini canlı tutmaya muktedir olduğundan, sanki yanında helal yiyecek varmış gibi onu yemesi gerekli olur.

2) Yemesi vacip değildir. Çünkü bunu yemesi, sadece bir ruhsattır ve diğer ruhsatlar gibi bunu yemesi de vacip olmaz. Bir de onun necasetten kaçınma ve azimeti de alma maksadı vardır; belki de leşi yemeyi içi almamış da olabilir, o halde bu yönlerden aslı noktasında helallik ayrıma tabi tutulur.

Peki, mecbur kalan kimsenin leşten azık (stok) olarak alması mümkün müdür? Bunun hakkında ise iki görüş gelmiştir:
Birincisi ve en sahih olanı: Azık olarak alabilir. Bu, İmam Malik’in görüşünü oluşturur. Çünkü bunu yanında tutmasında ve zarureti söz konusu olduğu vakit ihtiyacı gidermek için bunu tenavül etmesinde bir zarar yoktur. Zira o sadece mecbur kaldığı vakit ondan yer, (başka zaman ise asla yiyemez.)

İkincisi: Azık olarak alması caiz değildir. Çünkü mübah olmayan şeylerde geniş olmak caiz değildir; ancak zaruret olursa bu caiz olur. Kim bir meyve (bahçesinin) yanından geçerse, ondan yiyebilir ancak onu yanına (stoklayıp) taşıyamaz.
İmam Ahmed der ki: Eğer bu bahçenin bir duvarı yoksa ve adam da aç ise o meyveden yer, aç değilse yiyemez. Şöyle de demiştir: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabından kimileri bunu yapmıştır. Ancak bahçenin bir duvarı olursa bu durumda o meyveden yiyemez; çünkü o zaman haramlık şüphesi bulunmuş olur. İmam Ahmed başka bir yerde de: Ruhsat yalnız yolcu için verilmiştir, demiştir.
Ondan (İmam Ahmed), mutlak manada etrafı çevrili olmayan bir bahçedeki meyveden -kişi aç olsun, olmasın- yiyebileceğine dair görüşü de nakledilmiştir. Bu, Hz. Ömer’in kavlidir.

Nitekim Amr b. Şuayb’ın, babasından, onun da dedesinden yaptığı nakle göre, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e dalında asılı olan meyve hakkında sorulduğunda, Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap vermiştir: “Her kim muhtaç olduğu halde, yanına alıp götürmeyi kasdetmeksizin bir şeyi ağzına koyacak olursa, ona bir şey lazım gelmez. Her kim de yanında ondan bir şeyi çıkartıp götürecek olursa, ona dengini tazmin etmesi ve ceza gerekir…”

Ebu Said’den rivayet edildiğine göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Sen bir sürüye denk gelirsen çobana üç defa seslenir, devenin sahibi çıkıp gelirse ne âlâ, gelmezse -haddi aşmadan- devenin sağıp sütünü iç. Bir bahçenin duvarına gelir ve bahçe sahibine üç defa seslenir, bahçe sahibi de çıkıp gelirse ne âlâ, gelmezse -haddi aşmadan- ondan ye.”

el-Muvaffak der ki: Çünkü bu isimlerini zikrettiğimiz sahebelerin görüşüdür; onlara da bu noktada muhalefet eden olmadığı için bu, bir icma halini almış oldu. Fakihlerin çoğunluğu ise; Sadece mecbur kalındığı vakit bunlardan yemek mübah olur, demişlerdir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Canlarınız, mallarınız, ırzlarınız, tıpkı bugününüzün haram oluşu gibi aranızda haramdır…” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir. Buna, geçen hadis ve icma ile tahsis edilmiş olduğu, şeklinde cevap verilmiştir.

Ekinlerin yenilebileceği konusunda ise İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:

Yenilemez; çünkü bu durumda (mecburiyetten dolayı haber vermeksizin) yemek meyvelerde olur, ekinlerde ise söz konusu değildir.
Öğütüldüğü (ya da belirli bir işlemden geçtikten) sonra yenilebilir; çünkü adeten bu tür ekinler yaş iken yenilir ve bu şekliyle hurmaya benzetilmiştir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Meyve ve diğerlerinde evla olan, sadece sahibinden izin alındığı vakit yenilmesidir. Çünkü böyle yapmakla -haramlığa delalet eden hadislerden dolayı- ihtilaftan kurtulmuş olunur.
İmam Ahmed’den, davarların sütünün (izinsiz olarak içilmesi) konusunda da iki görüşü bulunmaktadır:
Birincisi: Bu durumdaki kimsenin sütü sağması ve içmesi caizdir; ancak yanında götürmesi caiz değildir. Çünkü Semura ve Ebu Said hadisleri buna delalet etmektedir.
İkincisi: Onun sütü sağması ve içmesi caiz değildir. Zira İbn Ömer’in rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sakın bir kimse izni olmadan birinin davarını sağmasın. Biriniz kilerine gelinerek hazinesinin kırılmasını ve zahiresinin de aşırılmasını hoş görür mü? Halkın davarlarının yelinleri, onlara yiyeceklerini biriktirir; binaenaleyh sakın bir kimse izni olmadıkça birinin davarını sağmasın!” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.

el-Muvaffak der ki: Çünkü bu isimlerini zikrettiğimiz sahebelerin görüşüdür; onlara da bu noktada muhalefet eden olmadığı için bu, bir icma halini almış oldu. Fakihlerin çoğunluğu ise; Sadece mecbur kalındığı vakit bunlardan yemek mübah olur, demişlerdir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Canlarınız, mallarınız, ırzlarınız, tıpkı bugününüzün haram oluşu gibi aranızda haramdır…” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir. Buna, geçen hadis ve icma ile tahsis edilmiş olduğu, şeklinde cevap verilmiştir.

Ekinlerin yenilebileceği konusunda ise İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:

Yenilemez; çünkü bu durumda (mecburiyetten dolayı haber vermeksizin) yemek meyvelerde olur, ekinlerde ise söz konusu değildir.
Öğütüldüğü (ya da belirli bir işlemden geçtikten) sonra yenilebilir; çünkü adeten bu tür ekinler yaş iken yenilir ve bu şekliyle hurmaya benzetilmiştir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Meyve ve diğerlerinde evla olan, sadece sahibinden izin alındığı vakit yenilmesidir. Çünkü böyle yapmakla -haramlığa delalet eden hadislerden dolayı- ihtilaftan kurtulmuş olunur.
İmam Ahmed’den, davarların sütünün (izinsiz olarak içilmesi) konusunda da iki görüşü bulunmaktadır:
Birincisi: Bu durumdaki kimsenin sütü sağması ve içmesi caizdir; ancak yanında götürmesi caiz değildir. Çünkü Semura ve Ebu Said hadisleri buna delalet etmektedir.
İkincisi: Onun sütü sağması ve içmesi caiz değildir. Zira İbn Ömer’in rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sakın bir kimse izni olmadan birinin davarını sağmasın. Biriniz kilerine gelinerek hazinesinin kırılmasını ve zahiresinin de aşırılmasını hoş görür mü? Halkın davarlarının yelinleri, onlara yiyeceklerini biriktirir; binaenaleyh sakın bir kimse izni olmadıkça birinin davarını sağmasın!” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/cellale-ve-sutu/,https://kutsalayet.de/keler-ve-sirtlan-yemek/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız