"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Gümüşün Zekatı

Gümüşün nisap ölçüsü iki yüz dirhemdir. Bunda İslâm âlimleri arasında bir ihtilaf yoktur. Buhârî’nin, Enes’e yazılan (mektup) hakkındaki rivayetinde şöyle geçmektedir:
“Rikka’da (gümüşte) onda birin rub’u (yani kırkta bir) zekât vaciptir. Gümüş miktarı yüz doksan dirhemden başka olmazsa, bunda ise zekât yoktur. Ancak mal sahibi isterse kendiliğinden nâfile olarak verebilir.”

Hadiste geçen “rikka” ifadesi, basılmış gümüş demektir. Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Yine beş ukıyye’den az miktar (gümüş) da zekât yoktur.” Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.

Kendisinde nisabın muteber sayılacağı dirhemler, her on dirhemin –altın miskali ile– yedi miskal ağırlığında gelen dirhemlerdir. Bunlar, zekât nisabının, cizyenin, diyetlerin, hırsızlık sebebiyle el kesme nisabının vb. takdir edildiği İslâmî dirhemlerdir ve bunda dirhemlerin basılmış olması ile olmaması arasında bir fark da yoktur.

Öyleyse bu ölçülen ne zamanki dirhemin nisabı azalacak olursa, onda zekât yoktur. Bu, İmam Şâfiî’nin ve İshak’ın mezhebidir. Zira bu minvalde Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in “Yine beş ukıyye’den az miktar (gümüş) da zekât yoktur.” hadisinin zâhiri bunu ifade etmektedir.

Hadiste geçen “ukıyye” ise ihtilafsız olarak kırk dirhem yapmaktadır ve bu da iki yüz dirheme tekabül etmektedir.

Bir ya da iki (hardal) danesi kadar az bir eksikliğin bulunması durumunda o gümüşten yine zekâtın vacip olacağı söylenmiştir. Çünkü bu, zekâttaki sene şartında bir yahut iki saatin geçmesinde olduğu gibi, genelde zapt u rapt altına alınamayabilen bir mazereti ortaya koymaktadır.

Nitekim İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, altının nisabında şayet üçte bir miskal eksik olacak olursa yine de zekâtı vermelidir. Ondan gelen başka bir rivayete göre ise bir semen eksilecek olursa, onda zekât yoktur, der.

İmam Mâlik ise “Az bir miktar eksik olacak olursa, bu durumda ölçüp müvâzene etmekle o zekât vacip olur.” demiştir. Birinci görüş ise gelen hadisin zâhirine uygundur; bu nedenle ondan sapmamak gerekir.

Ticaret malları da altın ve gümüşten her birisine katılır ve bu şekilde nisap tamamlanır.
el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilaf bilmiyoruz. Zira zekât ancak kıymet ve değeri noktasında vacip olduğundan, her ikisi (altın ve gümüş) hakkında da kıyâm olur ve böylece her biri diğerine katılabilir.

Şayet bir kimsenin altını, gümüşü ve ticaret malı olsa, nisabı tamamlamak için onların hepsini birbirine katması vacip olur. Çünkü ticaret malları, altın ve gümüşten her birisini de bizzat kapsadığından dolayı, altın ve gümüşün bu ticaret mallarına katılması vacip olur. Neticede üçü de bir arada toplanır.

Ama altın ve gümüşü olup da onlardan ikisi de tek başına nisaba ulaşmıyorsa ya da biri nisaba ulaşırken diğeri ulaşmıyorsa, işte bu meselede el-Harkî, iki görüşün rivayet edildiğini zikretmiştir:

Bunları birbirine katamaz.
Bu, İmam Şâfiî ve Ebû Sevr’in görüşüdür. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in “Yine beş ukıyye’den az miktar (gümüş) da zekât yoktur.” buyruğu bunu göstermektedir.
Altın ve gümüşten her birisi, nisabı farklı olan iki tane mal sayıldığı için –deve ve ineklerde olduğu gibi– birbirine ilave edilemezler.

Nisabı tamamlamak için bunlardan birisi, diğerine katılabilir.
Bu ise İmam Mâlik, Evzâî, Sevrî ve Rey ashabının görüşüdür. Dolayısıyla bunlardan birisi, diğerine ilave edilebilir ve farklı cinsler gibi birbirlerine katılabilirler.
Çünkü bu ikisinden söz konusu olacak fayda bir olduğu gibi, maksat da aynıdır. Her ikisi de telef olunan kıymetler, cinayetlere dair diyetler ile alım-satım paraları şeklinde kullanıldığından, bu her iki türe de benzemektedir. Tek bir cinsin iki çeşidi gibidir. Hadis-i şerif ise ticaret mallarına has gelmiştir; bu nedenle ona kıyas edebiliriz.

“Birbirlerine katılabileceği” görüşüne gelince:
Şüphesiz birisinin diğerine katılması “parça parça” şeklinde söz konusudur.

Mesela adamın, altın ya da gümüşten birisindeki nisabın yarısına, diğerinde ise daha fazlasına ulaşmış olması durumunda, bu durumda şayet nisaptan parça parça eksilecek olursa, bu ikisinde de zekât yoktur.

Bu, İmam Mâlik, Ebû Yûsuf, Muhammed ve Evzâî’nin görüşüdür. Çünkü onlardan her birisi –yalnız başına– zekâtın vücûbiyeti noktasında nisaba ulaşmadığı için muteber sayılmayacağı için, hububat, meyve ve diğer tüm farklı cinsler gibi katılmış da olsa muteber kabul edilmezler.

Ebû’l-Hattâb şöyle demiştir: el-Mervezî rivayetinde geldiği üzere, İmam Ahmed’in sözünün zâhirinden anlaşılan, bu durumda iken bunların parça parça ve kıymeti açısından birbirlerine ihtiyaten katılması gerektiği yönündedir.

Bu da ikisinden (altın ve gümüşten) değeri ucuz olanın yerine pahalı olanı koymak demektir. Dolayısıyla bunlardan hangisinin değeri –nisabı açısından– ucuz olana yetişecek olursa, onlarda zekât vacip olur.

Bu, Ebû Hanîfe’nin dinarların (altınların), gümüş ile kıymetlendirilmesindeki görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü her nisapta altının gümüşe katılması vaciptir. Hırsızlık sebebiyle el kesme cezasındaki nisap gibi, kıymetine katılır.

Zira katıp ilave etmenin aslı, fakirlerin payını elde etmek amacıyla söz konusu edilmiştir. Aynı şekilde bu katmanın niteliği de öyle…

Birinci görüş ise daha evlâdır. Çünkü ürünlerin bizzat kendi aynı hakkında zekât farzdır; öyleyse –tek başınaymış gibi– bunların kıymetine itibar da edilmez.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/altin-ve-gumusun-zekati/,https://kutsalayet.de/altinin-zekati/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız