"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Furkan 77

De ki: “Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” Fakat siz yalanladınız — yakında bu üzerinize yapışacaktır.

Diyanet Vakfı
(Resulüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkarcılar! Size Resulün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!

Kurtubi Tefsiri
De ki: “Eğer duanız olmasaydı, Rabbimin yanında sizin ne değeriniz olurdu? Şimdi siz yalanladınız, artık yakında ceza kaçınılmaz olacaktır.”

Yüce Allah’ın;

“De ki: Eğer duanız olmasaydı, Rabbimin yanında sizin ne değeriniz olurdu!” âyetine gelince, bu âyet-i kerîme inkarcıların delil diye ele aldıkları, açıklanması nisbeten zor (müşkil) bir âyet-i kerimedir.

“Filana hiç aldırmadım” yani onun benim nezdimde herhangi bir değeri, bir ağırlığı yoktur, anlamındadır. aslı “ağırlık” demek olan ‘den gelmektedir. Şair şöyle demiştir:

“Sanki göğsünde ve iki böğründe çeşitli kokular vardır da,

Onları bir damat birbirine karıştırıyor.”

Yani bir kısmını öbürüne katıyor. Buna göre; “Ağır yük” demek olup, çoğulu da; …diye gelir. Tekili aynı zamanda mastardır.

Bu âyetteki; “Ne” istifham (soru edatı)’dır. Bu ez-Zeccâc’ın ifadelerinden anlaşılandır, el-Ferrâ’ da bunu açıkça ifade etmiştir. Ancak bunun nefyedici olması da uzak bir ihtimal değildir. Zira bunun bir soru olduğu hükmüne varacak olsak dahi, aynı zamanda istifham şeklinde ortaya çıkmış bir nefiydir. Yüce Allah’ın:

“İyiliğin karşılığı iyilikten başkası olabilir mi?” (er-Rahmân, 55/60) âyetinde olduğu gibi.

İbnu’ş-Şecerî der ki: Kanaatimce işin gerçek mahiyeti şudur: “Ne” nasb mahallindedir, ifadenin takdiri de şöyledir: “Size ne ağırlık versin ki?” Yani sizin duanız olmasaydı, Rabbim size niye aldırsın? Ya da O’nun size kendisine ibadet etmeniz için yaptığı davet olmasaydı (size ne diye önem versin)? demektir. Buna göre “dua” mastarı mef’ûlüne izafe edilmiştir, el-Ferrâ”nın tercih ettiği görüş de budur, faili ise hazfedîlmişdir. Olmasaydı” lâfzının cevabi ise Allah’ın:

“Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü… bir Kur’ân olsaydı…” (er-Ra’d, 13/31) âyetinde olduğu gibi hazf edilmiştir. Burada da ifade: Size aldırmazdı takdirindedir. Bu görüşün delili de yüce Allah’ın:

“Ben cinleri de, insanları da ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (ez-Zariyat, 51/56)

Burada hitab bütün insanlaradır. Sanki insanlar arasından Kureyş’e şöyle demiş gibidir: Eğer -faraza olsa idi- sizin O’na ibadetiniz olmasaydı, Allah size hiçbir değer vermez, kıymet biçmezdi. İşte insanlara değer verilmesine sebep budur. Bunu ayrıca İbn ez-Zübeyr ve başkalarının: “Fakat kâfirler yalanladılar” şeklindeki kıraati de desteklemektedir. Buna göre; kendisi sebebiyle aldırış hususunda hitab, bütün insanlaradır. Daha sonra da Kureyş’e şöyle demektedir: Sizler ise yalanladınız, O’na ibadet etmediniz, o halde bu yalanlamak azâbın sebebidir ve azâb kaçınılmaz olarak sizi bulacaktır.

en-Nekkâş ve başkaları da şöyle demektedir: Anlam şudur: Şayet zorlu zamanlarda ve benzeri hallerde sizin O’na yalvarıp yakarmanız olmasaydı… Bunun açıklaması da:

“Gemiye bindiklerinde dini yalnız Allah’a halis kılanlar olarak O’na yalvarırlar.” (el- Ankebut, 29/65) âyetinde ve buna benzer buyruklarda dile getirilmektedir.

Bu âyet şöyle de açıklanmıştır: Eğer O’nunla birlikte başka İlâhlara ve O’na ortak koştuğunuz varlıklara “duanız olmasaydı” O’nun nezdinde pek de büyük bir şey olmayan günahlarınızı bağışlamanın “ne değeri olurdu!” Bunu da yüce Allah’ın;

“Eğer şükredip îman ederseniz Allah size azâbı neylesin!” (en-Nisâ, 4/147) âyeti açıklamaktadır. Bu açıklamayı ed-Dahhâk yapmıştır,

el-Velid b. Ebi’l-Velid dedi ki: Bu hususta bana şöyle bir açıklama ulaşmıştır: Ben sizlere muhtaç olduğum için sizi yaratmadım, sizi yaratmamın tek sebebi sizin Benden dilekte bulunmanız, Ben de günahlarınızı bağışlayarak size isteklerinizi vermemdir,

Vehb b. Münebbih’in rivâyet ettiğine göre Tevrat’ta -bir zamanlar- şu ifadeler de varmış: “Ey Âdemoğlu! İzzetime yemin ederim ki, Ben senin vasıtanla bir kâr sağlayayım diye seni yaratmadım. Benim seni yaratmamın tek sebebi, senin Benden kâr sağlamandır. O halde herşeyin karşılığında sen Beni ilâh edin. Ben senin için herşeyden daha hayırlıyım.”

İbn Cinnî dedi ki: İbn ez-Zübeyr İle İbn Abbâs bu âyeti; “Ancak kâfirler yalanladılar” diye okumuşlardır. ez-Zehravî ile en-Nehhâs dedi ki: Bu İbn Mes’ûd’un da kıraatidir, ancak bu bir kıraat değil, bir açıklamadır. Buna sebeb ise “Yalanladınız” âyetindeki muhatab zamirini teşkil eden “te” ve “mim” harfleridir,

el-Kutebî ile el-Farisî’nin kanaatine göre burada dua, faile izafe edilmiş olup mef’ûl hazfedilmiştir. İfade aslında: Sizin Allah’tan başka bir takım ilâhlara dua etmeniz olmasaydı, demektir. “Olmasaydı” edatının cevabı ise mahzuf olup, buna göre ifadenin takdiri: Sizi azaplandırmazdı, şeklinde olur. Onun; “Sizin Allah’tan başka bir takım ilahlara dua etmeniz olmasaydı” şeklindeki ifadesinin bir benzeri de yüce Allah’ın şu âyetinde dile getirilmektedir:

“Allah’ı bırakıp da taptıklarınız şüphesiz sizin gibi kullardır,” (el-A’raf, 7/194)

“Şimdi siz yalanladınız” yani kendisine davet olunduğunuz şeyleri yalanladınız. Bu, birinci açıklamaya göredir. İkinci açıklamaya göre ise; siz Allah’ı, tevhidi yalanladınız.

“Artık yakında ceza kaçınılmaz olacaktır.” Yani sizin yalanlamanız, sizin yakanızı bırakmayacaktır. Bunun da anlamı şudur: Yalanlamanın cezası sizi gelip bulacaktır. Yüce Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi:

“Onlar işlediklerimde hazır bulacaklardır.” (el-Kehf, 18/49); yani yaptıkları amellerin karşılığını hazır bulacaklardır. Yüce Allah’ın şu âyeti da bu kabildendir:

“Öyle ise küfre saptığınızdan dolayı azâbı tadın.” (el-En’am, 6/30) Dünyada iken küfre sapmanızın cezasını tadın, demektir.

Daha önce fiili geçmiş olduğundan dolayı “tekzib: yalanlama” nın takdir edilmesi güzeldir. Çünkü fiil zikredildi mi lâfzı ile mastarına da delâlet etmektedir. Yüce Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi;

“Eğer kitab ehli îman etmiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu.” (Al-i İmrân, 3/110) Yani îman kendileri için daha hayırlı olurdu. Yüce Allah’ın:

“Eğer şükür ederseniz, faydanız için ondan razı olur.” (ez-Zümer, 39/7) Şükür etmenize razı olur, demektir ki bunun benzeri pek çoktur.

Müfessirlerin büyük çoğunluğu burada sözü edilen İizam: kaçınılmaz” ile kasıt, Bedir günü onların başına gelen musibettir. Abdullah b. Mes’ûd, Ubeyy b. Ka’b, Ebû Malik, Mücahid, Mukâtil ve başkalarının görüşü de budur. Müslim’in, Sahih’inde Abdullah’dan şöyle dediği nakledilmektedir: “(Âyetlerde sözü geçen): el-Bat$e (zorlu yakalayış) duman ve lizâm geçmiş bulunmaktadır, ” Buhârî, IV, 1825. İleride yüce Allah’ın izni ile ed-Duhan Sûresi’nde (44/16. âyetin tefsirinde) açıklanacaktır.

Bir kesim de; bu âhiret azâbı ile bir tehdiddir diye açıklamıştır. Yine İbn Mes’ûd’dan açıklandığına göre; lizâm, yalanlamanın kendisidir. Yani yalanlamaktan tevbe etmeleri nasîb olmaz. Bunu ez-Zehravî zikretmektedir. Bunun kapsamına Bedir günü ve onların yakasını kaçınılmaz olarak bırakmayan başka azaplar da girer.

Ebû Ubeyde dedi ki: “Lizâm” ayırd edici hüküm demektir. Yani sizler ile mü’minler arasında ayırd edici hüküm verilecektir. Kurrarun Cumhûru bu kelimeyi “lâm” harfi esrdi okurlar. Ebû Ubeyde, Sahr’ın şu beyitini zikretmektedir:

“Eğer bir yerin dibine geçmekten kurtulsalar dahi,

Yine de kaçınılmaz olarak ölümleriyle karşılaşmaklardır.”

“Lizam” ile “mülâzemet” aynı şeydir. et-Taberî der ki: “Lizâm” yakayı bırakmayan, daimi sürekli azâb, birinizi ötekinizin ardı arkasından yetiştirecek, yok edip bitirici bir helâk oluş demektir. Şair Ebû Zueyb’in şu beyitinde olduğu gibi:

“Ansızın biri diğerinin arkasından gelen hücum edenlerle karşılaştı,

Taşları sökülüp yıkılan havuzun (sularının) taşması gibi.”

Burada “lizâm” ardı arkasına gelen demektir.

en-Nehhâs dedi ki: Ebû Hatim’in naklettiğine göre Ebû Zeyd şöyle demiştir: Ben, Ka’neb Ebû’s-Semmal’i: diye “lâm” harfini üstün olarak okuttuğunu dinledim. Ebû Ca’fer dedi ki: O takdirde lâfız, ‘in mastarıdır, esreli gelmesi daha uygundur. “Kıtal ve mukatele” gibi olur. Nitekim yüce Allah’ın şu âyetinde de bu kelimeyi icma ile esreli okumuşlardır:

“Eğer Rabbinden bir söz verilmemiş ve belli bir vade olmasaydı (azâb) lazım olurdu.” (Ta-Hâ, 20/129)

Başkaları da şöyle demektedir: Esreli olarak “lizâm” Ondan ayrılmadı, ayrılmamak’ın masdarıdır. “Hasımlaştı, hasımlaşmak” gibi. “Lâm” harfi üstün olarak “lezâm” ise; “Gerekli oldu” fiilinin masdarıdır. “Kurtuldu, esenliğe kavuştu” gibi. Buna göre üstün ile “lezâm” lazım olmak, gerekli olmak demektir. “Lizâm” ise yakasını bırakmamak, ondan ayrılmamak demektir. Her iki kıraatte de masdar ism-i fail konumundadır. “Lizâm” mülazım (yakayı bırakmayan, ayrılmayan) konumunda, kzâm ise lazım olan konumundadır. Yüce Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi:

“De ki: Bana haber verin. Eğer suyunuz yerin dibine geçiriliverse…” (el-Mülk, 67/30) âyetindeki; şeklindeki “geçirilivermek” masdan ism-i fail olarak: geçerse anlamındadır.

en-Nehhâs dedi ki: Bu âyette geçen “Olacak”ın ismi ile İlgili el-Ferrâ”nın şöyle bir görüşü vardır: Bunun ismi meçhul olabilir. Ancak bu yanlıştır. Çünkü ismi, meçhul olursa haberi ancat cümle olur. Yüce Allah’ın şu âyetinde olduğu gibi:

“Çünkü kim korkar ve sabrederse…” (Yusuf, 12/90) buyruğund’a olduğu gibi. Nahivcilerin de zikrettikleri şekilde; “Zeyd gidiyordu” ifadesinde de meçhul bir isim olur. Bu durumda mübteda ve haberi bu meçhul ismin haberi olur. İfadenin takdiri de; “Söz konusu edilen…” (Zeyd’in gidiyor) olduğu şeklinde idi, olur. Ancak; “gidiyordu” denilecek olur ve yine; de meçhul bir isim olduğu söylenecek olursa, bu bildiğimiz kadarıyla hiçbir kimseye göre câiz değildir.

Başarı Allah’tandır, yardım O’ndandır. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/furkan-76/,https://kutsalayet.de/suara-1/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız