Din gününün sahibi
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Mâliki (sahibi) yevmi (günün) ddîn (din)
Mukatil Tefsiri
Yani hesap gününün sahibidir. Bunun benzeri şu ayettir:
“Gerçekten biz hesaba mı çekileceğiz?” (Sâffât 53)
Yani hesaba çekileceğiz.
Dünya hükümdarları dünyada hüküm sahibidirler. Allah Teâlâ ise kıyamet gününde O’ndan başka hiç kimsenin hüküm sahibi olmayacağını haber vermiştir. Bu da şu ayettedir:
“O gün emir yalnız Allah’ındır.” (İnfitâr 19)
Taberi Tefsiri
Ebu Cafer dedi ki: “Melik (din gününün hükümdarı)” ifadesinin okunması konusunda kıraat imamları ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bunu “Melik-i yevmi’d-din” şeklinde okur; bazıları “Mâlik-i yevmi’d-din” şeklinde okur; bazıları da “Mâlike yevmi’d-din” şeklinde, kef harfini fetha ile yarım okuyarak okur. Bu konuda kimlerden hangi okuyuşun rivayet edildiğini “Kıraatler kitabı”nda ayrıntılı biçimde ele aldık; orada tercih ettiğimiz okuyuşu ve bu tercihin doğruluğunu gerektiren delilleri de açıkladık. Bu sebeple burada tekrar etmeyi uygun görmedik; çünkü bu kitabımızda amacımız Kur’an ayetlerinin te’vil yönlerini açıklamaktır, kıraat vecihlerini değil.
Arap dillerini bilenler arasında ihtilaf yoktur ki “melik” kelimesi “mülk”ten türemiştir, “mâlik” kelimesi ise “milk”ten alınmıştır. “Mâlik-i yevmi’d-din” şeklinde okuyanların te’viline göre anlam şudur: Din gününde mülk, bütünüyle Allah’a aittir; dünyada kendilerini hükümdar ve zorba sayan, O’nun mülküne ortaklık iddia eden, büyüklük, azamet, hâkimiyet ve zorlayıcılıkta O’na karşı gelen kimseler o gün artık hiçbir şeye sahip değildirler. Onlar o gün Allah ile karşılaşacaklarını kesin olarak anlarlar ve küçülmüş, zelil hâle düşmüş kimseler olduklarını görürler; mülkün, büyüklüğün, izzetin ve yüceliğin yalnızca Allah’a ait olduğunu kabul ederler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “O gün onlar ortaya çıkarlar; onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Bugün mülk kimindir? Tek ve kahhar olan Allah’ındır” (Gafir 16). Böylece Yüce Allah, o gün mülkün yalnız kendisine ait olduğunu haber vermiştir; dünyada hükümdarlık iddiasında bulunanlar ise o gün zillete ve küçüklüğe düşmüş, dünyadaki hâllerinden ahirette hüsrana dönmüşlerdir.
“Mâlik-i yevmi’d-din” şeklinde okuyanların te’viline gelince, Ebu Küreyb → Osman b. Said → Bişr b. Umare → Ebu Ruk → Dahhak → İbn Abbas rivayetiyle şöyle denilmiştir: “Mâlik-i yevmi’d-din” demek, o günde hiç kimsenin dünyadaki gibi hüküm verme yetkisine sahip olmayacağı demektir. Sonra şu ayetler okunmuştur: “O gün Rahman’ın izin verdiği ve doğru söz söylediği kimselerden başkası konuşamaz” (Nebe 38); “Sesler Rahman’a karşı kısılmıştır” (Taha 108); “Onlar ancak Allah’ın razı olduğu kimseye şefaat ederler” (Enbiya 28).
Ebu Cafer dedi ki: Bu iki te’vilden ve iki okuyuştan bana göre daha doğru olanı, birincisidir; yani “Melik” şeklinde okuyanların te’vili daha isabetlidir. Çünkü Allah’ın mülkte tek oluşunu kabul etmek, O’nun mutlak malik oluşunu da zorunlu kılar. Ayrıca “melik” sıfatı “mâlik” sıfatından daha kapsamlıdır; çünkü her melik aynı zamanda maliktir, fakat her malik melik değildir. Bunun yanında Yüce Allah, “Mâlik-i yevmi’d-din” ayetinden önce gelen ayette kullarına, kendisinin bütün âlemlerin Rabbi, onların sahibi, yöneticisi ve dünya ile ahirette onlara merhamet eden olduğunu bildirmiştir: “Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim olan Allah’a mahsustur.” Madem ki Yüce Allah burada onların sahibi olduğunu “Rabbu’l-âlemin” ifadesiyle haber vermiştir, o hâlde bundan sonra gelen sıfatın, bu ifadede bulunmayan bir anlamı taşıması daha uygundur. Çünkü bu iki ayet birbirine çok yakındır ve bitişiktir; Allah’ın hikmeti de eşsizdir.
Eğer tekrar “mâlik” denilseydi, bu daha önce “Rabbu’l-âlemin” ifadesiyle verilmiş olan anlamın tekrarından ibaret olurdu. Bu da farklı lafızlarla aynı anlamı tekrar etmek olur ve dinleyene yeni bir fayda sağlamazdı. Oysa “melik” ifadesi, daha önce geçmeyen bir sıfattır. Bu nedenle doğru olan okuyuş ve te’vil, “Melik-i yevmi’d-din” şeklinde olandır; yani o gün mülkün yalnız Allah’a ait olduğunu ifade eder. “Mâlik-i yevmi’d-din” şeklinde okuyup “hükmü yalnız O verir” anlamını tercih etmek ise bu bakımdan daha zayıftır.
Eğer biri, “Rabbu’l-âlemin ifadesi yalnızca dünya için geçerlidir, bu yüzden ‘Mâlik-i yevmi’d-din’ ile ahiret için de malik olduğu açıklanmıştır” derse, bu yanlıştır. Çünkü “Rabbu’l-âlemin” ifadesinin yalnızca dünya ile sınırlı olduğuna dair ne açık bir ayet, ne bir hadis, ne de aklî bir delil vardır. Böyle bir iddia kabul edilirse, başka bir kimse de “Bu ifade yalnızca indirildiği zamanın âlemleri içindir” diyebilir. Oysa daha önce açıkladığımız gibi her zamanın âlemi farklıdır.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Biz İsrailoğullarına kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları güzel rızıklarla rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık” (Casiye 16). Buna karşılık başka bir ayette: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (Âl-i İmran 110) buyurmuştur. Bu da gösterir ki her zamanın âlemi farklıdır ve üstünlük zamanlara göre değişir. Bu durumda “Rabbu’l-âlemin” ifadesinin yalnızca dünya ile sınırlı olduğu görüşü geçersizdir. Dolayısıyla “Mâlik-i yevmi’d-din” ifadesinin bu nedenle bağlanması da doğru değildir.
Bu görüşü savunan kimseye şu da sorulur: Sen “Rabbu’l-âlemin”i dünya ile sınırlandırıyorsan, başkası da onu sadece Muhammed’in zamanına özgü sayabilir. Buna ne cevap vereceksin? İkisi arasında fark yoktur.
“Mâlik-i yevmi’d-din” ifadesini “kıyameti kuran” şeklinde yorumlayanların görüşü de yanlıştır; çünkü kıyametin kurulması, daha önce yok olmuş olan yaratıkların yeniden diriltilmesidir. Bu da zaten “Rabbu’l-âlemin” ifadesinin kapsamına girer.
“Mâlike yevmi’d-din” şeklinde, kef harfini nasb ile okuyanların te’viline gelince, bu okuma nida anlamına göre yapılmıştır; yani “Ey din gününün sahibi!” anlamındadır. Nitekim “Ey Yusuf, bundan yüz çevir” (Yusuf 29) ayetinde de bu şekilde nida vardır. Şairlerin sözlerinde de bu tür kullanımlar vardır.
Ancak bu okuyuş hatalıdır ve caiz değildir; çünkü bütün kıraat imamları ve ümmet âlimleri bu okuyuşu reddetmiştir.
“Yevmi’d-din” ifadesinin te’viline gelince, Ebu Cafer dedi ki: Buradaki “din”, hesap ve amellere göre karşılık verme anlamındadır. Nitekim Araplar şöyle der: “Onlara yaptıklarının karşılığını verdik.” Başka bir şair de şöyle demiştir: “Bil ki mülkün yok olacaktır; yaptığının karşılığını göreceksin.” Yani ne yaparsan onun karşılığını alırsın.
Yüce Allah da şöyle buyurmuştur: “Hayır, siz dini (yani karşılığı) yalanlıyorsunuz” (İnfitar 9). Yani cezayı inkâr ediyorsunuz. “Üzerinizde koruyucular vardır” (İnfitar 10), yani yaptıklarınızı kaydederler. Yine şöyle buyurmuştur: “Eğer hesap verilmeyecek olsaydınız…” (Vakıa 86). Yani amellerinizin karşılığını görmeyecek olsaydınız.
“Din” kelimesinin Arap dilinde başka anlamları da vardır; onları yerlerinde açıklayacağız.
Bu ayetin te’vili hakkında selef âlimlerinden gelen rivayetler de bizim söylediğimizi destekler. Ebu Küreyb → Osman b. Said → Bişr b. Umare → Ebu Ruk → Dahhak → İbn Abbas rivayetinde şöyle denilmiştir: “Din günü”, yaratıkların hesap günüdür; yani kıyamet günüdür. Allah onları amellerine göre hesaba çeker; iyi ise iyi, kötü ise kötü karşılık verir; ancak affettiği kimse müstesnadır. Hüküm yalnız O’nundur. Sonra şu ayeti okumuştur: “Dikkat edin! Yaratma da emir de O’nundur” (A‘raf 54).
Musa b. Harun → Amr b. Hammad → Esbat → Suddi → Ebu Malik ve Ebu Salih → İbn Abbas; ayrıca İbn Mesud ve bazı sahabilerden gelen rivayette de “Melik-i yevmi’d-din” ifadesinin “hesap günü” olduğu belirtilmiştir. Hasan b. Yahya → Abdürrezzak → Ma‘mer → Katade rivayetinde de “Allah o gün kulları amellerine göre hesaba çeker” denilmiştir. Kasım b. Hasan → Hüseyin b. Davud → Haccac → İbn Cüreyc rivayetinde de “Din günü, insanların hesaba çekileceği gündür” denilmiştir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…