İçki ve domuz gibi haram olan malların nikahtaki mehirde tesmiye edilmesi durumunda bu, fasit bir tesmiye olur. Bunun yanında nikah sahihtir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Fakihlerin geneli de bu görüş üzerindedir. Çünkü bu, bir nikahtır ve ivazının sahih olması durumunda bu da sahih olur. Öyleyse nikahın sahih olması kaçınılmazdır. Eğer ivazı -gasbedilmiş yahut meçhul olması gibi- fasit olursa, o vakit bu, ivazın meçhul olması sebebiyle fasit olmayı an akit hükmünde kalmaya devam eder ve -hul’ gibi- haramlık sebebiyle de nikah fasit olmaz. Bir de ivazın fasit olması, mevcut olmamasını artırmaz. Şayet mevcut olmazsa, o takdirde akit sahih olur, aynı şekilde fasit olduğunda da öyledir. İmam Malik’ten aktarıldığına göre, öncesinde fesh söz konusu olmuş da olsa, zifaftan sonra nikah sabit olur.
el-Muvaffak şöyle demiştir: İmam Malik’ten aktarılan bu görüş doğru değildir. Çünkü zifaftan önce fasit olan bir şey, sonrasında da fasittir. Mesela mahrem sahiplerinin evliliği böyledir. Ama mehir, meçhul olması, ortada olmaması yahut teslim etmekten aciz olması gibi sebeplerden dolayı fasit olursa, nikah yine de sabit olur. Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Bu durumda mehr-i misil vermek icap eder. Bu, içlerinde İmam Malik, İmam Şafii, Ebu Sevr ve rey ashabının da yer aldığı ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. Kadınla zifaf yapmış olursa, o vakit -onların tümünün görüşüne göre- kadına mehr-i misli vermek kesinleşir. İkisinden birisi ölecek olsa dahi durum aynıdır. Çünkü bu halde ölüm, mehrin kabul ve tekmili noktasında zifafın makamında ele alınır.
Ebu’l-Hattab der ki: Bu hususta başka bir görüş daha gelmiştir. (O da); Ölümle ancak kadın için mehir farz kılınmış olursa, kesinleşir. Bu durumda eğer zifaftan evvel kadını boşayacak olursa, mehr-i mislin yarısı kadına aittir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Rey ashabı ise bu durumda kadına müt’a (hediye cinsinden bir şeyler) verilir. Çünkü mehir tesmiyesini yapmamış olursa, o vakit kadına müt’a hakkı doğar. Aynı şekilde fasit bir tesmiyeyi kadın için tesmiye etmiş de olsa durum aynıdır; zira bu tesmiye sanki yapılmamış, ortada yokmuş gibi sayılır.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa kadın, kendisi için mehri şart koşmuş, ivaz olmadan da bundan razı olmamıştır. Halbuki erkeğe koştuğu bu ivaz şartı kadın lehine hasıl olmamıştır. Öyleyse ivazdan olup da kadından geçip gidenlerin bedelini kadına ödemek vacip olur ki, bu da mehr-i misildir yahut -zifaftan evvel olmuşsa- mehrin yarısıdır. Zira aslolan mislin vacip olmasıdır; çünkü bu akit sebebiyle vacip olmuştur. Buna dair delil ise zifaf ve ölümle bunun karar kılmış olacağıdır. Bu da hakkında ancak nassın varit olup geldiği bu kaos sebebiyle muhalif düşmüştür, bunun dışındakiler ise aslı üzere kalır. Kadına fasit bir tesmiye koşacak olursa, o zaman sonuç nereye kadar giderse gitsin mehr-i misli vermek vacip olur. Bunu, İmam Şafii ve Züfer söylemiştir. Çünkü fasit bir akitle tazmin olan bir şeyin kıymeti -satılan malda olduğu gibi- sonuç nereye kadar giderse gitsin, itibar edilir.
Ebu Hanife ve iki arkadaşı (olan Ebu Yusuf ve Muhammed) şöyle demişlerdir: Tesmiye edilenden daha azı yahut mehr-i misli vermek vacip olur. Zira bu, ancak akitle söz konusu olur. Öyleyse kadın mehr-i misilden daha az olanından razı olursa, razı olduklarından fazlasını ikame etmez; çünkü fazlasının ıskat edilmesinden razıdır.
Onların söyledikleri bu görüşün “kabul edilemeyeceği” yönünde cevap verilmiştir. Sonra bu onların yanında da doğru değildir. Şu var ki erkek kadınla cima ederse mehr-i misil vermesi vacip olur, eğer kendisinin kıymeti yoksa, vacip olmaz. Şayet: “Bu, ancak Yüce Allah’ın hakkı için vacip olmuştur.” denilecek olursa, şöyle cevap verilir: Eğer bu böyle olsaydı, o vakit mehrin en azını vermesi vacip olurdu, mehr-i misil vermesi vacip olmazdı.