el-Muvaffak der ki: Eşleri arasında taksimat yaparken eşit davranmanın vücubiyeti hakkında ilim adamları arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Yüce Allah buyurur ki: “Onlarla iyi geçinin.” (Nisa Suresi 19) Başkasına meyledip (diğerlerini görmemek) kuşkusuz iyi geçinmek olmaz. Allah’u Teala şöyle de buyurmuştur: “Bari birisine tamamen kapılıp da diğerini (diğer eşini) askıya alınmış gibi bırakmayın…” (Nisa Suresi 19)
Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Kimin iki karısı olur da (bunlardan yalnız) birisine meylederse, kıyamet günü bir tarafı sarkık olarak gelir.” (Tirmizi)
Adam eşleri arasında olur da (cinsel temas kurmak istiyorsa), ilk önce başlamak istediği hanımının belirlenmesi için kur’a çekmek durumundadır. Çünkü o hanımıyla başlaması, onu üstün görmesi (onu daha fazla tercih etmiş olacağı) anlamına gelmiş olacağından (kur’a çekilmelidir). Öyleyse eşit davranmak gereklilik arz eder. Zira bu eşleri -hak sahibi olmaları noktasında- eşit konumdadırlar. Hepsiyle cinsel temas etmesi mümkün olmayacağından dolayı, kur’a çekmeye gidilmesi gerekli olur. Tıpkı yolculuğa çıkarken eşlerinden birisini götürmesi için kur’a çekmesine benzer.
Hasta olan, sünnet yeri olmayan, iktidarsız olan ve hadım olan erkek söz konusu taksimata sahiptir. Bunu, Sevri, İmam Şafî ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu taksimat, erkeğin eşleriyle beraber olmasıyla alakalıdır ve bu ise cima edemeyen erkek hakkında hasıldır. Erkeğe bu durum zor gelirse, o vakit eşlerinden birisiyle kalması için diğerlerinden izin ister. Onlar buna izin vermeyecek olurlarsa, o zaman onlardan birisi yanında kalması için kur’a çeker veyahut -isterse- hepsinden uzak durur.
Eşi hasta olur, ferç yerinde münasebet etmeye engel et parçası bulunur, hayız yahut nifas durumunda olur, ihramlı olur veyahut kendisiyle cima edilemeyecek kadar küçük olursa, haklarında taksimat söz konusu olur ve hepsi de taksimat noktasında eşit kabul edilirler. Bunu, İmam Malik, İmam Şafî ve rey ashabı söylemiştir.
el-Muvaffak şöyle der: Başkalarının da kendilerine muhalefet ettiklerini bilmiyoruz. Şüphesiz aşikar olan da budur; çünkü maksat kan-koca arasındaki ilgi-alaka ve sükunettir. Nitekim erkeğin, eşleriyle beraber olması hasıl da olmuştur.
Başlangıç taksimatını icra etmesi vaciptir. Bunun anlamı şudur: Adamın bir karısı varsa -özrü olmadığı sürece- her dört gecede bir olmak üzere yanında gecelemesi lazım. Eğer birkaç eşi varsa, o vakit her bir hanımı, bu dört geceden olmak üzere birinde kendisiyle geceler. Bunu, Sevri ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Şüphesiz eşinin senin üzerinde hakkı vardır.” buyurmuştur. (Buharî) Haber verdiğine göre kadının kocası üzerinde birtakım hakları vardır ve şayet kocasının üzerinde bir hakkı bulunmamış olsaydı, o zaman koca, eşlerinden özellikle birisini o diğer eşine karşı seçme hakkı da olurdu. Sanki vacip olan miktardan fazlasını, diğerine vermesi örneğine benzer.
İmam Şafî ise: Söz konusu bu başlangıç taksimatının hiçbir durumda vacip olmayacağını ifade etmiştir. Çünkü taksimat kendisine ilhak olmuş olacağından, o vakit bu kendisine vacip olmaz.
Özrü olmadığı sürece erkeğin cinsel temas kurması vaciptir. Bunu, İmam Malik söylemiştir. Nitekim zikri geçen önceki ifadeler bunu ortaya koymaktadır. Bir de terk ettiğine dair yemin etmesi halinde, tarafların anlaşmış olmaları hasebiyle bu, vacip bir hakkı ifade eder. O takdirde diğer vacip haklarda olduğu gibi bunun yemin etmeden evvel olması vacip olur. Şüphesiz nikah, kan-kocanın maslahatı için ve onlardan zararı kaldırmak için meşru kılınmıştır. Nikah, kadından sirayet eden şehvetin zararlı olanını kendisinden engellerken, aynı şekilde erkekten sirayet eden şehvetin zararlı olanını da kendisinden engellemektedir. Onun için bu anlamda sebeplendirilmesi gerekir. Dolayısıyla nikah, her iki taraf için de, birlikte bir hakkı oluşturmuş olmaktadır.
İmam Şafî ise şöyle demiştir: Erkeğin cinsel temas kurması vacip değildir; çünkü bu, ona ait bir hakkıdır. Öyleyse kendisine ait diğer haklarında olduğu gibi bu kendisine vacip olmaz.
Bu meselenin “vacip olacağı” sabit olduğuna göre, bunun süresi dört ayla sınırlanmıştır. Bunu ise İmam Ahmed ifade etmiştir. Bunun gerekçesi şunlardır: Şüphesiz Yüce Allah, dört ay süresini köleler hakkında takdir etmiştir. Aynı şekilde bu süre başkası için de geçerli olur. Çünkü kişi, bunu (münasebet etmeyi) terk edeceğine dair yemin etmiş olmasıyla, söz konusu bu yemin gereklilik arz etmez. Bu da gösteriyor ki bu süre, kölelerden başkası hakkında da gereklilik arz eder.