Biz de duasını kabul ettik, sıkıntısını giderdik. Ona ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını daha verdik – katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir öğüt olarak.
Diyanet Vakfı
Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.
Kurtubi Tefsiri
Biz onun duasını kabul ettik ve başındaki sıkıntıyı açıp giderdik. Ayrıca ona hem katımızdan bir rahmet hem de iyi kullukta bulunanlara bir ibret olmak üzere, aile ve çocuklarını ve onlarla birlikte bir o kadarını da verdik.
es-Sa’lebî dedi ki: Ben hocamız Ebû’l-Kasım b. Habib’i şöyle derken dinledim: Sultanın sarayında fukahâ ve ediblerle dopdolu bir mecliste bulunmuştum. Onlar Eyyûb (aleyhisselâm)ın bu sözlerinin şikâyet yolu ile söylendiği üzerinde icma ettiklerinden sonra bu âyet hakkında bana soru soruldu. Halbuki yüce Allah;
“Gerçekten Biz onu sabredici bulduk” diye buyurmaktadır. Ben şu cevabı verdim: Onun bu sözleri bir şikâyet olsun diye söylenmemiştir. O bu sözlerini dua maksadıyla söylemiştir. Bunun açıklayıcı ifadesi ise
“Biz onun duasını kabul ettik” âyetidir. Duanın kabul edilmesi ise şikayette bulunmanın arkasından değil, duanın arkasından gelir. Orada bulunanlar benim bu açıklamamı güzel buldular, beğendiler.
Cüneyd’e bu âyet-i kerîme hakkında soru sorulmuş, o da söyle demiş: Kendisine yaptığı bol lütuf ve ihsanları dolayısıyla, Allah’a minnet duygularını beslemesi için ona dilemenin fakirliğini, dilenciliğin muhtaçlığını öğretti.
“Ve başındaki sıkıntıyı açıp giderdik. Ayrıca ona… aile ve çocuklarını ve onlarla birlikte bir o kadarını da verdik.” Mücahid ve İkrime dedi ki: Eyyûb (aleyhisselâm)a denildi ki: Biz aile halkını sana cennette verdik. Dilersen onları senin için cennette bırakırız, dilersen onları sana dünyada veririz. Mücahid dedi ki: Yüce Allah onları onun adına cennette bıraktı ve dünyada da onların bir benzerini verdi. en-Nehhâs dedi ki: Bu hususta onlardan gelen sened sahihtir.
Derim ki: el-Mehdevî de bunu İbn Abbâs’tan nakletmektedir. ed-Dahhak dedi ki; Abdullah b. Mes’ûd dedi ki: Eyyûb’un hanımı dışında aile halkı vefat etmişti. Yüce Allah onları göz açıp kırpacak kadar bir süreden daha kısa bir süre zarfında diriltti ve ona onlarla birlikte bir o kadarını daha verdi,
Yine İbn Abbâs’tan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Çocukları vefat etmişti. Diriltildiler ve onlarla birlikte bir o kadar daha çocukları oldu. Katade, Ka’b el-Ahbar, el-Kelbî ve başkaları da böyle demiştir. İbn Mes’ûd dedi ki: Onun yedisi erkek, yedisi kız olmak üzere bütün çocukları vefat etmişti. Ona şifa verildikten sonra hepsi de diriltildiler. Hanımı yedi erkek, yedi kız çocuk daha doğurdu, es-Sa’lebî dedi ki: Âyetin zahirine daha yakın görülen bu görüştür.
Derim ki: Çünkü onlar daha önce el-Bakara Sûresİ’nde (2/243. âyetin tefsirinde);
“Binlerce kişi oldukları halde ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi?” (el-Bakara, 2/243) ayetinin kıssasında açıklandığı üzere; ecelleri gelmeden önce imtihan olmak üzere ölmüşlerdi. Yine benzeri bir açıklama (Mûsa -as- ile birlikte bulunup) yıldırım çarpması sonucu ölen, sonra da diriltilen kişilerin kıssasında (bk. el-Bakara, 2/55-56. âyetler, 3. başlık ve el-A’raf, 7/155. âyetlerin tefsiri) geçmiş bulunmaktadır. Bunlar hep ecellerinden önce vefat etmişlerdi. Burada da durum böyledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Mücahid ve İkrime’nin görüşüne göre âyetin anlamı şöyle olur: “Ona aile ve çocuklarını” âhirette; “ve onlarla birlikte bir o kadarını da” dünyada “verdik.”
Nakledildiğine göre yüce Allah’ın emri üzerine ayağını yere bir defa vurup sıcak bir su pınarı kaynayınca eliyle bir avuç su alıp, bir defa silkeleyince kurtçuklar üzerinden etrafa yayıldı. Suya bir defa dalınca eti geldi ve yerli yerine oturdu. Yüce Allah ona ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını geri verdi. Evinin temelleri ölçüsünde bir bulut ortaya çıktı. Gece, gündüz üç gün süreyle altın çekirgeler yağdırıp durdu. Yüce Allah ona Cebrâîl (aleyhisselâm)ı gönderdi vt; ona; Doydun mu? dedi. O, Allah’tan (O’nun lutfundan) kim doyar ki? dedi. Yüce Allah ona şunu vahyetti: Sen belâya düşmeden önce de, düştükten sonra da seni sabırlı diye övdüm. Eğer Ben senin her bir saç telinin altına sabrı koymamış olsaydım, sen sabredemezdin.
“Hem katımızdan bir rahmet” yani Biz bunu nezdimizden bir rahmet olmak üzere ona yaptık. Bir görüşe göre de yarın mükâfatı daha büyük olsun diye Biz onu böylece sınadık.
“Hem de iyi kullukta bulunanlara bir ibret olmak üzere” kullara hatırlatmak üzere “onu böylece sınadık.” Çünkü onlar çağdaşlarının en faziletlisi olmakla birlikte Eyyûb’un uğradığı belâyı, bu belâya sabrını ve Allah tarafından imtihan edilişini hatırlayacak olurlarsa, dünyanın zorluk ve sıkıntılarına sabredip katlanmak noktasında Eyyûb (aleyhisselâm)ın yaptığına benzer bir tutum takınmaya kendilerini hazırlarlar. Böylelikle bu ibadetlerini sürdürmek ve zorluklara tahammül etmek noktasında onlar için bir uyarıcı olur.
Eyyûb (aleyhisselâm)ın bu belâsının devam ettiği süre hususunda farklı görüşler vardır, İbn Abbâs: Bu belâsı yedi yıl, yedi ay, yedi gün ve gece devam etmiştir derken, Vehb otuz sene devam etmiştir der, el-Hasen yedi yıl, altı ay devam etmiştir, demiştir.
Derim ki: Bundan daha sahih olanı -doğruyu en iyi bilen Allah’tır- onsekiz senedir. Bunu da İbn Şihâb Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan rivâyet etmiş olup önceden geçtiği üzere İbnu’l-Mubârek bunu zikretmiştir.