"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ellerin dirseklere kadar yıkanması

Abdest alırken ellerin yıkanacağı hususunda ümmetin alimleri arasında bir ayrılık yoktur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Ellerinizi de dirseklere kadar yıkayınız.” (Maide Suresi: 6)

İçlerinden İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed, İshak ve Rey ehlinin de yer aldığı alimlerin çoğuna göre eller (ve kollar) yıkanırken dirsekler de buna dahildir ve yıkanması vaciptir. Nitekim hadiste şöyle gelmiştir:
“Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) abdest aldığında suyu dirseklerinin üzerinde dolaştırıp yıkardı.”

Sahih-i Müslim’de geçen Ebu Hureyre hadisinde ise kendisi, abdest aldığında yüzünü yıkadı ve güzelce abdestini almaya koyuldu; sonra sağ elini, pazulara varıncaya kadar yıkadı, ardından da sol elini pazulara varıncaya kadar yıkadı… Ve daha sonra şöyle dedi:
“Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’i gördüm böyle abdest almıştı.”
Bu, ayet-i kerimede yıkamakla emredilen sınırı beyan etmektedir.

Züfer, İmam Malik’in arkadaşları ve İbn Davud ise abdest alırken dirseklerin yıkanması vacip değildir; çünkü Yüce Allah sadece ellerin (ve kolların) yıkanmasını emretmiş, sınır belirten “ilâ” (kadar) harfi cerrini buyurmakla da bu sınıra dirseklerin girmeyeceğini bildirmiş olmaktadır. Nitekim:
“Orucu da geceye kadar tamamlayın…” (Bakara Suresi: 178) ayeti de bu anlamdadır.

Buna şöyle cevap verilmiştir: “Kadar” anlamına gelen “ilâ” harfi cerri, “birlikte” manasına gelen “meâ” anlamında da kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurdu:
“Kuvvetinize kuvvet eklemiştir.” (Hud Suresi: 52)
Yani kuvvetinize anlamına gelen ilâ harfi cerri, kuvvetinizle beraber anlamında kullanılmıştır.

Bir ayet de şöyledir:
“(…) onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin.” (Nisa Suresi: 2)
Yani kendi mallarınızla beraber, anlamındadır.

Bir de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ayeti bizzat açıklayıp beyan etmiştir. Karine de buna delalet etmektedir. Karine ise “ilâ” harfi cerrinden sonra gelen ifadelerin, ilâ’dan önceki açıklamalar cinsinden gelmiş olduğudur.

Kişinin eli dirseklerin altından kesilmişse geri kalan kısmını yıkar, şayet dirseklere kadar kesilmişse, pazuya yakın olan kemik kısmını yıkar. Çünkü arşın ve pazuya bağlı her iki kemik bölgesinin (dirseğin üst bölümüyle pazu başlangıcında kalan kemikli bölge) yıkanması vaciptir. Eğer birisi yoksa, diğerini yıkar. Eğer dirseklerin üstünden kesilmişse, bu durumda yıkanacak bölge olmadığı için o yerin yıkama işi düşer.

Kim, az bir suyla abdest alır da elini yıkarken ondan su avuçlayacak olursa bu, suyu etkilemez. İmam Şafii’nin bazı arkadaşları ise bu suyun müstamel (kullanılmış) su olacağını söylemişlerdir. Çünkü elin yıkandığı yerdir, halbuki o da abdest ya da gusül almaya dair niyetlenmiştir.

Buna göre elini suya daldırması durumunda onun, o su kabında elini yıkamaya dair niyet etmesi gerekmektedir. Fakat Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu noktada bir uygulaması bulunmaktadır. Onun abdest şeklini aktaran herkes, O (sallallahu aleyhi ve sellem)’in abdest alırken elini yıkadığı kaba elini sokup su avuçlamaktan kaçınmadığını aktarmışlardır.

Şayet bu, suyu bozup ifsat (pis) etmiş olsaydı, buna dair bir açıklamayı mutlaka beyan ederdi. Çünkü açıklama yapmadan buna dair bilgi sahibi olmak mümkün değildir. Zaten bundan da sadece bilgiçlik taslayan kimse kaçınır. Bu (suyu pis edeceğine dair) söylediği şey, doğru değildir. Zira elini suya daldırıp çıkaran kimse, elini yıkamayı değil sadece ondan suyu avuçlayıp çıkarmayı kasdeder.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/mazmaza/,https://kutsalayet.de/basin-meshedilmesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız