"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

El kesmenin vücup şartları

Bu konunun aslı, kitap, sünnet ve icma’ya dayanır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin.” (Maide suresi 38) Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur ki: “Çeyrek dinardan ve üzerinden dolayı el kesilir.” Bu hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Genel olarak hırsızın elinin kesilmesinin vacip olduğu hakkında Müslümanlar icma etmişlerdir.

Elin kesilmesi ancak şu yedi şartla gerekli olur: 1) Sirkat (çalmak, hırsızlık.) Sirkat: Gizli ve kapalı olan bir malı almak, çalmak (hırsızlık etmek)’tır. Buna göre ele geçirilen yahut kaçırılan bir şeyi alana “sarik (hırsız)” denilemez. Ariye (iyreti eşya, emanet) olarak alınan bir eşyayı inkar edenin elinin kesilmeyeceği hakkında İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre bu durumda eli kesilir. Bu, İshak’ın da kavlidir. Çünkü Hz. Aişe hadisinde geldiği üzere kendisi şöyle demiştir: “Mahzum kabilesinden bir kadın ariyet olarak aldığı eşyaları inkar ediyordu. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) kadının elinin kesilmesini emretti.”

İmam Ahmed’den bu durumda elinin kesilmeyeceği görüşü de gelmiştir. Diğer fakihlerin görüşü de bu yöndedir. Doğrusu da budur. Zira vacip olan, hırsızın elinin kesilmesidir. Nitekim emaneti inkar eden kişi hırsız sayılmaz, o, ancak birer haindir ve ariyeyi inkar edene benzemektedir. Ariyet olarak eşyaları alıp da onları vermeyen kadına gelince, elinin kesilmesi bu eşyaları inkar etmesinden ötürü değil, bilakis bunları çalmasından dolayı olmuştur. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın şu buyruğuna bakmaz mısınız: “Şüphesiz sizden öncekiler, içlerinde itibarlı birisi hırsızlık yaptığı zaman bırakıverdikleri, zayıf birisi hırsızlık yaptığında ise kendisine had uyguladıkları için helak oldular. Nefsim elinde olana yemin ederim ki eğer Muhammed’in kızı Fatıma (bile) hırsızlık yapsa elini keserim.”

Hz. Aişe’den gelen bu kıssaya dair başka lafızlarda ise: “Mahzum kabilesine mensup, hırsızlık yapan bir kadının durumu, Kureyş’i üzdü.” şeklindedir. Bu kıssanın aynı kıssalara bağlı olduğu aşikardır; dolayısıyla kadın hırsızlık yapmış olduğu için eli kesilmiştir. Hz. Aişe’nin, Mahzum kabilesinden olan bu kadının inkar etmesini ifade etmesinin nedeni ise onun bu yönüyle meşhur olmasından kaynaklanmaktaydı. Bu durumda onun bu yönüyle bir sebep teşkil etmesi lazım değildir, sanki onun bir özelliğini anlatıp haber vermiş gibidir. el-Muvaffak der ki: Hadisler arasında cem etmeye dair zikrettiklerimiz, hadislerinin zahirine, kıyasa ve belde fakihlerinin görüşlerine uygun düşmesi hasebiyle bu görüş, daha evla sayılır. Vedia ve değer emanet türü eşyaları inkar eden kimse hakkında, elinin kesilmesini vacip gören bir kimsenin olduğunu bilmiyoruz.

Çalınan eşyanın nisap miktarına ulaşmış olması. Fakihlerin çoğunluğunun görüşüne göre az bir miktarın çalınması durumunda el kesilmez. Ancak el-Hasen, Davud (ez-Zahiri) ve İbn bint eş-Şafii bundan müstesnadır. Hariciler ise: Az olsun çok olsun ayetin genel ifadesine göre el kesilir, demişlerdir. Bir de Ebu Hureyre’nin naklettiği hadise göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah hırsıza lanet etsin, bir yumurta (veya miğfer) çalar da eli kesilir, bir ip çalar da eli kesilir.” Bu hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. el-Muvaffak şöyle der: Bizim lehimize ise Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Çeyrek dinar ve üzerinden dolayı el kesilir.” kavli gelmiştir. Bu hadis hakkında ise Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Sahabenin icması da bu zikredeceğimiz görüş üzeredir. Hadis ayet-i kerimeyi tahsis etmiştir. Bunun yanında ipin bunu eşitleyeceği muhtemeldir, aynı şekilde yumurta (veya miğfer) de öyledir.
Çalınması durumunda elin kesileceği nisap miktarının ne kadar olacağı hakkında İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre elin kesilme miktarı çeyrek dinar (altın) veya üç dirhem gümüştür. Veyahut altın gümüş dışında üç dirhem değerindeki kıymeti verilir. Bu, İmam Malik ve İshak’ın kavlidir. Ondan (İmam Ahmed): Altın ve gümüşün dışında bir şey çalmış olur ve kıymeti de çeyrek altın veya üç dirhem değerinde olursa, bu durumda el kesilir, görüşü de nakledilmiştir. Buna göre semen olmayan eşyalar da her iki durumda en asgari olarak çeyrek altın veya üç dirhemden olmak üzere değerlendirilir.

Ondan (İmam Ahmed) aktarıldığına göre; aslolan gümüştür, altın ise gümüş üzerinden kıymetlendirilir. Dolayısıyla çeyrek altın üç dirhemden eksilecek olursa, o vakit hırsızın eli kesilmez. Bu, Leys ve Ebu Sevr tarafından nakledilmiştir. Hz. Aişe der ki: “Çeyrek dinar ve üzerinden dolayı el kesilir.” Bunu, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali -Allah kendilerinden razı olsun- da söylemiştir. Yedi fakih, Ömer b. Abdulaziz, Evzai ve İmam Şafii de bu görüşü kabul etmişlerdir. Çünkü Hz. Aişe’den: “Hırsızın eli çeyrek dinar ve üzerinden dolayı kesilir.” hadisi gelmiştir.

Ebu Hanife ve ashabı ise şöyle demiştir: Hırsızın eli sadece bir dinar veya on dirhemden dolayı kesilir. Çünkü Haccac b. Ertea’dan, onun Amr b. Şuayb, onun ise babasından ve dedesinden yaptığı rivayete göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “On dirhemin altında el kesme cezası yoktur.” el-Muvaffak (İbn Kudame) şöyle demiştir. Bizim lehimize İbn Ömer’in: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) değeri üç dirhem olan bir kalkanı çalan hırsızın elini kesmiştir.” hadisi gelmiştir. Hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. İbn Abdilberr şöyle demiştir: Bu hadis, bu bapta rivayet edilen en sahih hadistir. İlim ehli, bunda ihtilaf etmemiştir. Birinci hadis olan ve Ebu Hanife’nin ileri sürdüğü hadisi ise Haccac b. Ertea rivayet etmiştir, halbuki kendisi zayıftır. Haccac’tan nakilde bulunan da aynı zamanda zayıftır. Zira altının asıl olduğu bir konuda -zekat, diyet ve telef edilen değerlerin nisabı gibi- gümüş de (onun gibi) asıl sayılmaktadır.

Çalınan eşyanın mal (hükmünde) olması. Buna göre çalınan şey büyük olsun küçük olsun -hür bir erkek gibi- mal sayılmayacak olursa, bundan dolayı el kesilmez. Bunu, Sevri, İmam Şafii ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü o vakit mal sayılmayacağından, çalınması halinde el de kesilmez, tıpkı uyuyan büyük bir adamın çalınmasına benzer. İmam Malik ve İshak ise: Hürün küçük olması durumunda çalınması halinde el kesilir; zira temyiz çağına ermiş değildir ve bu yönüyle köleye benzemiş olmaktadır, demişlerdir. Bunu, İmam Ahmed’den gelen bir görüşe göre Ebu’l Hattab zikretmiştir.
Kapalı bir kutudan (hazneden veya kasadan) malın çalınıp dışarı çıkartılması. Bu, ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. el-Muvaffak der ki: İlim ehlinden onlara bu hususta ihtilaf edenin bulunduğunu bilmiyoruz. Ancak Hz. Aişe, el-Hasen ve Nehai’den gelen ve malları bir araya toplayıp onları hazneden çıkartmamaları durumunda da elin kesileceğine dair ortaya koydukları görüş bundan müstesnadır. Bunun yanında el-Hasen’in de cumhurun görüşü gibi kavli gelmiştir. Davud (ez-Zahiri)’den hazneye itibar etmediği görüşü de gelmiştir. Çünkü ayet-i kerime, bu noktada bir tafsilatı bildirmemiştir. Nakledilen bu gibi görüşler sabit olmayıp, kural dışı olarak (şaz) gelmiştir. İbn Munzir şöyle demiştir: Bu konu hakkında ilim ehli tarafından gelen sabit bir haber ve görüş gelmiş değildir. Sadece aktardığımız görüş bundan müstesnadır, zira onda da icma meydana gelmiştir. İcma ise bu görüşe muhalefet edenlerin aleyhine gelmiştir. Amr b. Şuayb, onun babasından ve dedesinden yaptığı rivayete göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ağaçtaki meyvenin hükmü soruldu. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ondan bir şey götüren kimseye ise aldığının misli ödetilir ve ceza gerekir. Harman yerinde bulunan meyveden bir şey çalar ve çaldığı, bir kalkan fiyatına ulaşırsa eli kesilir. Yanında bir şey götürmeksizin sadece ondan yerse ona bir şey gerekmez.” Bu hadis, nisaba itibar hususunda tahsis ettiğimiz gibi, ayet-i kerimeyi de tahsis etmektedir.
Hazneden kasıt örfen hazne (kasa veya kutu) olarak kabul edilen haznelerdir. Çünkü şeriat da bunun izahına dair özellikle belirtilmiş bir hazne olmadığından, o vakit bu hazne hakkında halkın örfüne müracaat edileceği anlaşılmış olur. Zira hazneden kasdedilen neyin olacağı ancak bu yolla bilinebilir. Öyleyse alışveriş ve benzer konularda malın teslim alınması ve alışveriş meclisinden ayrılma gibi konularda müracaat ettiğimiz hükümde olduğu gibi, haznenin hükmünü bilmede de aynısına müracaat ederiz.

4-5-6-7) Hırsızlık yapanın mükellef olması, hırsızlığın sabit olması,
mal sahibinin çalınan şeyi talep etmesi ve şüphelerin bulunmaması.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/kisi-bir-cinayet-isler-ve-hareme-siginacak-olursa/,https://kutsalayet.de/meyve-ve-benzeri-seyleri-calmak/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız