Davaların inkârı ile birlikte icra edilen sulh geçerlidir. Bunu, İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe söylemiştir. Çünkü “Müslümanlar arasında sulh câizdir.” hadisinin genel mânâsı bunu ifade etmektedir.
İmam Şâfiî ise: Bu, sahih değildir; çünkü bu, kendisi için sabit olmayan bir şeye ivaz vermek demek olur ki, ortada karşılıklı ivaz olmadığından dolayı da sahih olmayacaktır, tıpkı başkasının malını satmaya benzemektedir. Bunun yanında sulh, karşılıklı ivaz ilişkisine bağlı bir (akit) sayıldığından, ortada tek taraflı ivaz olmayacağından bu bâtıl ve geçersiz olmuş olacaktır. Sanki hadd-i kazf (zina iftirası cezası) hakkında icra edilen sulh gibi sayılır.
el-Muvaffak der ki: Şayet onlar: “Haramı helâl sayan bir sulh dışında…” buyruğu sebebiyle bu da kapsama dâhildir; çünkü davalının (sanığın) malından alacağı bir şey mümkün değildir, öyleyse sulh sebebiyle helâl olur, diyecek olurlarsa biz, bunun kapsama dâhil olmayacağını ifade ederiz. Bir de bu hadisin onların söyledikleri şeye hamledilmesinin şu iki nedenden dolayı doğru olmayacağını da söyleriz:
Birincisi: Bir defa bu, alışveriş mânâsı olarak sulh hakkında söz konusudur. Çünkü öncesinde kendisine haram olmadan her iki taraf için de helâl hükmünde idi. Aynı şekilde hibe… anlamı ile icra edilen sulh da böyledir.
İkincisi: Şayet bununla haram olan şey helâl sayılmış olursa, o takdirde sulh da geçerli olurdu. Çünkü fâsit olan sulh haramı helâl kılmaz. Bunun mânâsı, ancak haram üzere kalmakla beraber kendisiyle haram olan şeyi tenavül etmeye götürmektedir; sanki hür olan bir kimseyi köle olmaya yahut haram kılınan bir evliliği helâl saymaya dair sulh yapmaya veyahut da içki yahut da domuz ile sulh etmek gibidir. Bizim söylediğimiz bu değildir. Nitekim buradaki davacı, kendi hakkına sabit olan ivazı almaktadır. Sanık ise karşı taraftan gelecek olan zararı def etmek ve söz konusu anlaşmazlığı kaldırmak için uğraşır. Şeriat ise hiçbir yerde bunun haram olduğuna dair bir şey söylemiş değildir.
el-Muvaffak der ki: “Bunun karşılıklı bir ivaz akdi olduğuna dair ileri sürdükleri görüşe” gelince, diyeceğimiz şudur: Acaba bu ivaz akdi, her ikisi hakkında mı geçerlidir yoksa sadece birisi hakkında mı geçerlidir? Çünkü birincisi memnu, diğeri ise mümkündür. Söz konusu davacı, inkâr eden şahsın hakkından olmak üzere ivazı almaktadır; halbuki onun yanında hakkının sabit olduğunu da bilmektedir ve bu onun hakkında karşılıklı bir ivazlı işlem demektir. İnkâr eden şahıs ise onun, anlaşmazlığı bitirmek, gerekirse bu durumda yemin etmek yahut da davacının şerrinden kurtulmak için malı verdiğini düşünür. Kendi hakkı noktasında beridir. Nitekim akdi yapan iki kişiden biri olmaksızın (yalnız birisinin) karşılıklı ivazın sabit olması imkânsız değildir. Tıpkı hür olduğuna şahitlik ettiği hâlde bir köleyi satın alması gibi sayılır. Kuşkusuz bu sahihtir ve söz konusu karşılıklı ivaz satıcı hakkında olmuştur; müşteri hakkında köle olmaktan onu kurtarmak istemiştir. İşte burada da durum aynıdır.
Bu anlaşıldığına göre, işte bu türlü bir sulh geçerli olmaz. Ancak davacı, iddiada bulunduğu şeyin hak olduğunu düşünürse o zaman başka… Sanık ise onun haklı olmadığını düşünür, onun için de davacıya bir şey verir, sırf yemini yerine getirmek, anlaşmazlığı kaldırmak, onurunu incitmemek ve hâkimin mahkemesinde hazır bulunmamak için böyle yapar.
Ama ikisinden birisi yalancı olursa, mesela kendisine ait olmadığını bildiği hâlde davacının bir şeyi iddia etmesi yahut kendi lehine olmayan bir hakkı bildiği hâlde onu inkâr etmesi gibi, bu durumda hadisenin iç yüzünde icra edilen sulh bâtıl olur. Davacının aldığı şey de haram olur. Aynı şekilde sanığın karşı çıktığı şey de öyledir. Bu, gerçekte böyledir. Bize zâhir görünen tarafına gelince, bu sahihtir gibi görünür; çünkü hadisenin iç yüzünü ve iç hâlini bilemeyiz. Biz ancak hadisenin zâhirine bakmakla yükümlüyüz. Müslümandan zâhir olarak sâdır olan şey selâmet sayılır.