Bize Müsedded rivayet etti; dedi ki: Bize Yahyâ, A‘meş’ten rivayet etti. A‘meş şöyle dedi: Bana Şakîk rivayet etti; Şakîk şöyle dedi: Huzeyfe’yi şöyle derken işittim:
Ömer’in yanında oturuyorduk. Ömer: Hanginiz Resûlullah’ın fitne hakkındaki sözünü ezberinde tutuyor? diye sordu. Ben: Ben, onu söylediği şekliyle biliyorum, dedim. Ömer: Sen bu konuda gerçekten cesursun, yahut bu fitne hakkında gerçekten cesursun, dedi. Ben de Resûlullah’ın şu sözünü naklettim: Kişinin ailesi, malı, çocuğu ve komşusu hususunda maruz kaldığı fitnenin günahlarını namaz, oruç, sadaka, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak giderir. Ömer: Ben bunu kastetmiyorum; benim kastettiğim, denizin dalgalandığı gibi dalgalanacak olan fitnedir, dedi. Bunun üzerine Huzeyfe: Ey Müminlerin Emîri, senin o fitneden dolayı endişelenmene gerek yoktur; çünkü seninle onun arasında kapalı bir kapı vardır, dedi. Ömer: O kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı? diye sordu. Huzeyfe: Kırılacak, dedi. Ömer: Öyleyse bir daha asla kapanmaz, dedi. Şakîk şöyle devam etti: Biz Huzeyfe’ye: Ömer o kapının ne olduğunu biliyor muydu? diye sorduk. Huzeyfe: Evet, yarından önce bu gecenin bulunduğunu bildiği gibi biliyordu; çünkü ben ona yanlış ve asılsız sözlerden oluşmayan gerçek bir hadis rivayet etmiştim, dedi. Huzeyfe’ye o kapının kim olduğunu doğrudan sormaya çekindik; bunun üzerine Mesrûk’a ona sormasını söyledik. Mesrûk sorduğunda Huzeyfe: O kapı Ömer’di, dedi.