Oysa onlara ancak Allah’a ihlasla kulluk etmeleri, dini yalnız O’na has kılmaları, hanif olmaları, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti; işte dosdoğru din budur
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve ma umiru (onlara emredilmedi) illa li-ya‘budu llaha (ancak Allah’a kulluk etmeleri) muhlisine lehu d-din (dini ona has kılarak) hunefa (dosdoğru olarak) ve yukimu s-salata (namazı kılmaları) ve yu’tu z-zekata (zekâtı vermeleri) ve zalike dinu l-kayyime (işte bu dosdoğru dindir)
Mukatil Tefsiri
Allah şöyle buyurdu: Muhammed onlara yalnızca Allah’a ibadet etmelerini emretti. “Dini O’na has kılarak” yani tevhid üzere olmalarını emretti. “Hanifler olarak” yani şirkten uzak Müslümanlar olmalarını istedi. Ayrıca onlara beş vakit farz namazı kılmalarını ve farz olan zekâtı vermelerini emretti. İşte bu dosdoğru millettir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah bu ayette şöyle buyurmaktadır: “Yahudiler ve Hristiyanlar olan kitap ehline verilen emir, yalnızca Allah’a ibadet etmeleriydi.” Yani onların Allah’a kulluk ederken dini yalnız O’na has kılmaları, ibadetlerinde O’nu birlemeleri ve itaatlerini şirkle karıştırmamaları emredilmişti. Fakat Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur” diyerek Allah’a ortak koştular; Hristiyanlar da Mesih hakkında aynı şeyi söylediler. Ayrıca Muhammed’in peygamberliğini inkâr ederek Allah’ın emrine aykırı davrandılar.
Allah’ın: “Dini yalnız O’na has kılarak” buyruğunun anlamı, kulluğu sadece Allah için yapmak, ibadeti yalnız O’na yöneltmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Ardından gelen “hanifler olarak” ifadesi ise, batıldan uzaklaşıp hakka yönelmiş kimseler anlamındadır. Taberî, hanifliğin anlamının daha önce açıklandığını söyledikten sonra bu konuda gelen bazı rivayetleri nakletmiştir.
İbn Abbas bu ayet hakkında şöyle demiştir:
“‘Dini yalnız O’na has kılarak hanifler olarak’ ifadesinin anlamı, hac yapan, Müslüman olan ve şirk koşmayan kimseler olmalarıdır.” Ardından şöyle demiştir: “Namazı dosdoğru kılsınlar, zekâtı versinler ve hac yapsınlar. İşte dosdoğru din budur.”
Katade ise şöyle demiştir:
“Haniflik; sünnet olmak, anneleri, kızları, kız kardeşleri, halaları ve teyzeleri haram kabul etmek ve hac ibadetleri gibi dinin hükümlerini yerine getirmektir.”
Allah’ın: “Namazı dosdoğru kılsınlar ve zekâtı versinler” buyruğunun anlamı da şudur: Onlara namazı gereği gibi yerine getirmeleri ve zekâtı hak sahiplerine vermeleri emredilmiştir.
Ardından Allah şöyle buyurmaktadır:
“İşte dosdoğru din budur.”
Yani kitap ehli ve müşriklerden inkâr edenlere emredilen bu şeyler, dosdoğru, adaletli ve istikamet üzere olan gerçek dindir. Burada geçen “kayyime” kelimesi; doğru, adaletli ve sapmayan anlamındadır. Din kelimesi “kayyime”ye nispet edilmiştir. Gerçekte doğru ve dosdoğru olan dinin kendisidir. Ancak lafızların farklı oluşu sebebiyle bu şekilde ifade edilmiştir.
Taberî, Abdullah’ın kıraatinde bunun: “İşte doğru din budur” şeklinde okunduğunu zikretmiş ve “kayyime” kelimesinin dişil gelmesinin sebebini şöyle açıklamıştır: Bu kelime “millet” anlamındaki gizli bir kelimenin sıfatı yapılmıştır. Yani anlam: “İşte doğru ve dosdoğru millet budur” demektir; Yahudilik ve Hristiyanlık değil.
Katade bu ayet hakkında şöyle demiştir:
“Bu din, Allah’ın resulünü kendisiyle gönderdiği, kendisi için meşru kıldığı ve razı olduğu dindir.”
İbn Zeyd ise Allah’ın:
“Dosdoğru kitaplar”
ve
“İşte dosdoğru din budur”
ayetleri hakkında şöyle demiştir:
“Buradaki ‘kayyime’, doğru, dengeli ve istikamet üzere olan anlamındadır.”
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…