1. Elif Lâm Mîm.
2. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır; muttakiler için bir hidayettir.
3. Onlar ki gayba inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.
4. Ve onlar ki sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; ahirete de kesin olarak iman ederler.
5. İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
6. Şüphesiz inkâr edenlere, ister onları uyar, ister uyarmayasın, inanmazlar.
7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
8. İnsanlardan bazıları: “Allah’a ve ahiret gününe inandık.” derler; hâlbuki onlar mümin değildirler.
9. Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar; oysa yalnızca kendilerini aldatırlar, fakat farkında değillerdir.
10. Kalplerinde hastalık vardır; Allah da onların hastalığını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için elem verici bir azap vardır.
11. Onlara: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiğinde, “Biz yalnızca ıslah edicileriz.” derler.
12. Dikkat edin! Gerçekten onlar bozguncuların ta kendileridir, fakat farkında değiller.
13. Onlara: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin.” denildiğinde, “Aptalların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Dikkat edin! Şüphesiz, aptalların ta kendileridir, fakat bilmezler.
14. İman edenlerle karşılaştıklarında, “İman ettik.” derler; fakat şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında, “Biz sizinle beraberiz, biz sadece alay ediyoruz.” derler.
15. Allah onlarla alay eder ve azgınlıklarında onlara mühlet verir, bocalarlar.
16. Onlar hidayeti verip sapıklığı satın alanlardır. Bu ticaretleri kazanç sağlamamıştır ve onlar hidayete ermiş değillerdir.
17. Onların misali, ateş yakan kimsenin misaline benzer: çevresini aydınlattığında, Allah onların nurunu giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır, görmezler.
18. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden geri dönmezler.
19. Yahut gökten gelen bir sağanak gibidir ki içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır; yıldırımdan ölmemek için parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatandır.
20. Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Onlara ışık verdiğinde onunla yürürler; üzerlerine karanlık çöktüğünde dururlar. Allah dileseydi işitmelerini ve görmelerini giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki sakınasınız.
22. O, sizin için yeryüzünü bir döşek, göğü bir bina yaptı; gökten bir su indirdi ve onunla sizin için ürünlerden rızık çıkardı. O hâlde Allah’a eşler koşmayın, siz biliyorken.
23. Eğer kulumuza indirdiğimizden bir şüphedeyseniz, onun benzeri bir sure getirin ve Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın, eğer doğru sözlüyseniz.
24. Bunu yapamazsanız –ki asla yapamayacaksınız– öyleyse yakıtı insanlar ve taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.
25. İman edenleri ve salih amel işleyenleri müjdele: Altından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Oradan kendilerine bir meyve rızık olarak verildiğinde, “Bu, daha önce de rızıklandığımızdır.” derler. O kendilerine benzer şekilde verilmiştir. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve orada ebedî kalacaklardır.
26. Allah, sivrisinek olsun, ondan daha büyüğü olsun, bir misal vermekten çekinmez. İman edenler, bunun Rablerinden gelen hak olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, “Allah bu misalle ne demek istedi?” derler. O, bununla birçoklarını saptırır, birçoklarını da hidayete erdirir. Onunla sadece fasıkları saptırır.
27. Onlar ki Allah’a verdikleri sözü bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.
28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Oysa siz ölüydünüz, sizi diriltti; sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra O’na döndürüleceksiniz.
29. O, yeryüzündeki her şeyi sizin için yarattı; sonra göğe yöneldi ve onları yedi gök olarak düzene koydu. O, her şeyi bilendir.
30. Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım.” dediğinde, “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamdinle tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz.” dediler. Allah dedi ki: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.”
31. Âdem’e bütün isimleri öğretti; sonra onları meleklere sundu ve dedi ki: “Eğer doğru sözlüyseniz bunların isimlerini bana bildirin.”
32. Dediler ki: “Sen yücesin, bizim bilgimiz yoktur, yalnızca senin öğrettiğin kadarını biliriz. Şüphesiz sen, hakkıyla bilen ve hüküm verensin.”
33. Dedi ki: “Ey Âdem! Onlara isimlerini bildir.” Onlara isimlerini bildirince dedi ki: “Ben size demedim mi ki ben göklerin ve yerin gaybını bilirim? Açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilirim.”
34. Meleklere: “Âdem’e secde edin.” dedik. Secde ettiler, ancak İblis etmedi; kibirlendi ve kâfirlerden oldu.
35. Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun, orada dilediğiniz yerden bolca yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
36. Şeytan, onları oradan kaydırdı ve içinde bulundukları yerden çıkardı. Dedik ki: “Birbirinize düşman olarak inin; yeryüzünde bir süre kalacak yeriniz ve geçimlikleriniz vardır.”
37. Âdem, Rabbinden bazı kelimeler aldı; Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, merhametlidir.
38. Dedik ki: “Oradan hepiniz inin. Size benden bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”
39. İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın; bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.
41. Yanınızdaki kitabı tasdik edici olarak indirdiğime iman edin ve onu inkâr eden ilk kişi olmayın. Ayetlerimi az bir bedelle satmayın. Yalnız benden sakının.
42. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın ve hakkı bile bile gizlemeyin.
43. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.
44. Siz insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Oysa kitabı okuyorsunuz. Aklınızı kullanmaz mısınız?
45. Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, huşû sahiplerinden başkasına ağır gelir.
46. Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini bilirler.
47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemler üzerine üstün kıldığımı hatırlayın.
48. Öyle bir günden sakının ki, hiçbir kimse bir başkasının yerine bir şey ödeyemez; kimseden şefaat kabul edilmez, fidye alınmaz ve onlar yardım görmezler.
49. Sizi Firavun hanedanından kurtardığımız zamanı hatırlayın. Size azabın en kötüsünü yapıyorlardı: Oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bu, Rabbinizden büyük bir imtihandı.
50. Sizin için denizi yardığımız ve sizi kurtarıp Firavun’un adamlarını gözlerinizin önünde boğduğumuz zamanı hatırlayın.
51. Musa ile kırk gece sözleşmiştik, sonra onun ardından buzağıyı tanrı edindiniz ve siz zalimler oldunuz.
52. Sonra, umulur ki şükredersiniz diye sizi bunun ardından affettik.
53. Musa’ya kitabı ve Furkan’ı verdik, umulur ki hidayete erersiniz.
54. Musa kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Siz buzağıyı tanrı edinmekle kendinize zulmettiniz. Yaratanınıza tevbe edin de, nefislerinizi öldürün. Bu, yaratanınız katında sizin için daha hayırlıdır.” Sonra tevbenizi kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.
55. Ve demiştiniz ki: “Ey Musa! Biz Allah’ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayız.” Bunun üzerine sizi yıldırım çarptı; siz bakıyordunuz.
56. Sonra, umulur ki şükredersiniz diye, ölümünüzün ardından sizi dirilttik.
57. Üzerinize bulutu gölgelik kıldık, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size verdiğimiz temiz rızıklardan yiyin.” Ama bize zulmetmediler, kendilerine zulmediyorlardı.
58. “Şu şehre girin, oradan dilediğiniz yerden bolca yiyin, secde ederek kapıdan girin ve ‘bağışla’ deyin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenleri artıracağız.”
59. Fakat zalimler, kendilerine söyleneni başka sözle değiştirdiler. Bu yüzden, fasıklık ettiklerinden dolayı, zalimlerin üzerine gökten azap indirdik.
60. Musa kavmi için su istemişti; dedik ki: “Asanı taşa vur.” Ondan on iki pınar fışkırdı. Her bir grup, su içeceği yeri bildi. “Allah’ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak taşkınlık etmeyin.”
61. “Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla sabredemeyiz. Bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzelerinden, salatalıklarından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.” demiştiniz. Musa dedi ki: “Daha hayırlı olanı, daha aşağı olanla mı değiştiriyorsunuz? Bir şehre inin, istediğiniz size vardır.” Onların üzerine zillet ve yoksulluk vuruldu ve Allah’tan bir gazaba uğradılar. Bu, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri sebebiyledir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzündendir.
62. Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sâbiîlerden, kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse, onların Rabbi katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
63. Sizden söz almıştık ve üstünüze Tur dağını kaldırmıştık: “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki sakınasınız.”
64. Sonra, bunun ardından yüz çevirdiniz. Eğer üzerinizde Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı, elbette ziyana uğrayanlardan olurdunuz.
65. Cumartesi günü haddi aşanları elbette bilirsiniz. Biz onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik.
66. Bu hâli, öncekilere ve sonrakilere ibret, muttakilere öğüt yaptık.
67. Musa kavmine demişti ki: “Allah size bir inek kesmenizi emrediyor.” Dediler ki: “Bizimle alay mı ediyorsun?” Dedi ki: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.”
68. Dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et de onun ne olduğunu bize açıklasın.” Dedi ki: “O diyor ki: ‘Ne yaşlı, ne körpe; ikisi arasında orta yaşta bir inektir.’ Artık emrolunduğunuzu yapın.”
69. Dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et de onun rengini açıklasın.” Dedi ki: “O diyor ki: ‘Rengi parlak sarı, bakanların içini ferahlatan bir inektir.’”
70. Dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et de onun ne olduğunu açıklasın. Çünkü inekler bize karıştı. Eğer Allah dilerse, biz mutlaka doğruyu buluruz.”
71. Dedi ki: “O diyor ki: ‘Boyunduruk altına alınmamış, toprağı sürmeyen, ekin sulamayan, kusursuz, beneksiz bir inektir.’” Dediler ki: “İşte şimdi gerçeği getirdin.” Derken onu kestiler, ama az daha yapmayacaklardı.
72. Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz de bu konuda birbirinize atmıştınız. Allah, gizlemekte olduğunuzu açığa çıkaracaktı.
73. “Ona, ineğin bir parçasıyla vurun.” demiştik. İşte Allah, ölüleri böyle diriltir ve size ayetlerini gösterir ki aklınızı kullanasınız.
74. Sonra kalpleriniz bunun ardından katılaştı. Artık onlar taş gibi, hatta daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi vardır ki ondan ırmaklar fışkırır. Öylesi vardır ki yarılır da içinden su çıkar. Öylesi de vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
75. Artık onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardı ki Allah’ın sözünü işitir, sonra onu akılları erdikten sonra bile bile tahrif ederdi.
76. İman edenlerle karşılaştıklarında, “İman ettik.” derler. Fakat birbirleriyle baş başa kaldıklarında, “Allah’ın size açtıklarını onlara mı söylüyorsunuz ki Rabbiniz katında sizi onunla delil getirsinler? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” derler.
77. Bilmiyorlar mı ki Allah, gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir?
78. Onlardan bir kısmı kitaptan habersiz, yalnızca temenniler bilen ümmilerdir; sadece zanda bulunurlar.
79. Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra, “Bu Allah katındandır.” diyenlere yazıklar olsun. Onunla az bir bedel almak isterler. Ellerinin yazdığından dolayı onlara yazıklar olsun. Kazandıklarından dolayı onlara yazıklar olsun.
80. Dediler ki: “Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacak.” De ki: “Allah katından bir söz mü aldınız –çünkü Allah sözünden caymaz– yoksa Allah’a bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?”
81. Hayır! Kötülük işleyip de günahı kendisini kuşatmış olan kimseler, onlar ateşin halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.
82. İman edenler ve salih ameller işleyenler, onlar cennetin halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.
83. İsrailoğulları’ndan söz almıştık: Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz; ana babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik edeceksiniz; insanlara güzel söz söyleyeceksiniz; namazı kılacak ve zekâtı vereceksiniz. Sonra, azınız dışında yüz çevirdiniz, siz uzaklaşanlarsınız.
84. Sizden söz aldık: “Kendi kanınızı dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız.” Sonra kabul ettiniz, siz tanıklık ediyorsunuz.
85. Sonra siz öyle kimselersiniz ki, birbirinizi öldürüyorsunuz, içinizden bir grubu yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı günah ve düşmanlıkla yardımlaşıyorsunuz. Esir olarak geldiklerinde fidyelerini veriyorsunuz. Oysa onları çıkarmak size haram kılınmıştı. Yoksa kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rezilliktir. Kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itileceklerdir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
86. Onlar ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır. Onlara azap hafifletilmeyecek ve yardım olunmayacaklardır.
87. Musa’ya kitabı verdik, ondan sonra peygamberleri ardı ardına gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhulkudüs ile destekledik. Ne zaman size hoşunuza gitmeyen bir peygamber gelse büyüklendiniz; bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz.
88. “Kalplerimiz örtülüdür.” dediler. Hayır, inkârları sebebiyle Allah onlara lanet etmiştir. Bu yüzden pek azı iman eder.
89. Allah katından, ellerindekini tasdik eden bir kitap onlara geldiğinde –önceden kâfirlere karşı onunla fetih dilerlerdi– tanıdıkları gelince onu inkâr ettiler. Allah’ın laneti, kâfirler üzerinedir.
90. Allah’ın kullarından dilediğine lütfundan indirmesine kıskanarak, Allah’ın indirdiğini inkâr etmekle kendilerini ne kötü bir şeye sattılar. Öfke üzerine öfkeye uğradılar. Kâfirler için aşağılayıcı bir azap vardır.
91. Onlara: “Allah’ın indirdiğine iman edin.” denildiğinde, “Bize indirilene iman ederiz.” derler; ondan sonrasını inkâr ederler. Oysa o, ellerindekini tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanıyorsanız, neden daha önce Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”
92. Musa size apaçık belgelerle gelmişti; sonra onun ardından buzağıyı tanrı edindiniz ve siz zalimler oldunuz.
93. Sizden söz almış ve üzerinize Tur’u kaldırmıştık: “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve dinleyin.” demiştik. “İşittik ve karşı geldik.” dediler. İnkârları sebebiyle buzağı sevgisi kalplerine içirildi. De ki: “Eğer mümin iseniz, inancınız size ne kötü şey emrediyor!”
94. De ki: “Eğer Allah katındaki ahiret yurdu, diğer insanlara değil de yalnızca size mahsussa, o halde eğer doğruysanız ölümü isteyin.”
95. Elleriyle yaptıkları yüzünden onu asla istemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir.
96. Onları, hayata en düşkün insanlar olarak bulacaksın. Müşriklerden bile daha hırslıdırlar. Her biri bin yıl yaşamak ister. Oysa uzun ömür onu azaptan uzaklaştırmaz. Allah, onların yaptıklarını görendir.
97. De ki: “Cebrail’e düşman olan kimse şunu bilsin ki, o Kur’an’ı Allah’ın izniyle, kendisinden öncekileri doğrulayıcı ve müminler için bir hidayet ve müjde olarak senin kalbine indirmiştir.”
98. Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki Allah kâfirlerin düşmanıdır.
99. Sana apaçık ayetler indirdik. Onları ancak fasıklar inkâr eder.
100. Ne zaman bir ahit yapsalar, içlerinden bir grup onu bozar. Hayır! Onların çoğu iman etmez.
101. Allah’tan kendilerine, ellerindekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, kitap verilenlerden bir grup, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın kitabını arkalarına attılar.
102. Süleyman’ın mülkü hakkında şeytanların uydurduklarına uydular. Oysa Süleyman inkâr etmedi, ama şeytanlar inkâr etti; insanlara sihri ve Babil’de Hârût ile Mârût adlı iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. O ikisi, “Biz sadece bir imtihanız, sakın inkâr etme.” demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi. Onlardan, kişiyle eşi arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zararı olan, fayda sağlamayan şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki onu satın alanların, ahirette bir nasibi olmadığını kesinlikle bilmişlerdi. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüydü; bir bilselerdi!
103. Eğer iman edip sakınsalardı, elbette Allah katından bir mükâfat daha hayırlı olurdu. Bir bilselerdi!
104. Ey iman edenler! “Râinâ” demeyin, “Unzurnâ” deyin ve dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.
105. Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük lütuf sahibidir.
106. Biz bir ayeti nesheder veya unutturursak, ondan daha iyisini ya da benzerini getiririz. Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmedin mi?
107. Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah’a ait olduğunu bilmedin mi? Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır.
108. Yoksa daha önce Musa’dan istenildiği gibi siz de peygamberinize mi soru sormak istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, o takdirde doğru yoldan sapmış olur.
109. Kitap ehlinden birçok kişi, sizden sonra imanınızdan dönüp inkârcı olmanızı ister; bu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki kıskançlıktan dolayıdır. Allah emrini getirinceye kadar affedin ve hoşgörülü olun. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
110. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için ne iyilik yaparsanız, onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.
111. “Cennete ancak Yahudi veya Hristiyan olan kimse girecek.” dediler. Bu, onların kuruntularıdır. De ki: “Eğer doğruysanız delilinizi getirin.”
112. Hayır! Kim iyilik yaparak yüzünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbi katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
113. Yahudiler, “Hristiyanların bir temeli yok.” dediler. Hristiyanlar da, “Yahudilerin bir temeli yok.” dediler. Oysa onlar kitabı okurlar. Bilmeyenler de onlar gibi söz söylediler. Allah, kıyamet günü aralarında, ihtilafa düştükleri konuda hüküm verecektir.
114. Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasını engelleyen ve oraların yıkımına çalışan kimseden daha zalim kim olabilir? Böylelerinin oraya korkarak girmelerinden başkası onlara yakışmaz. Onlara dünyada rezillik, ahirette büyük azap vardır.
115. Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz, Allah’ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah geniştir, bilendir.
116. “Allah çocuk edindi.” dediler. O, bundan uzaktır. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmiştir.
117. O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işi takdir ettiğinde ona sadece “Ol!” der, o da oluverir.
118. Bilmeyenler: “Allah bizimle konuşmalı değil miydi, ya da bize bir ayet gelmeli değil miydi?” dediler. Onlardan öncekiler de tıpkı onların dediği gibi demişti. Kalpleri birbirine benzedi. Biz, kesin inanan bir topluluk için ayetleri apaçık açıkladık.
119. Şüphesiz biz seni bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.
120. Yahudiler de Hristiyanlar da, sen onların dinine uymadıkça asla senden razı olmazlar. De ki: “Doğru yol, Allah’ın yoludur.” Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı olur.
121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu hakkıyla okurlar. İşte onlar ona iman ederler. Kim onu inkâr ederse, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.
122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi âlemler üzerine üstün kıldığımı hatırlayın.
123. Öyle bir günden sakının ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez; ondan fidye kabul edilmez; şefaat fayda vermez ve onlar yardım görmezler.
124. Ve İbrahim’i Rabbi kelimelerle denediği zaman, onları tamamladı. Dedi: Seni insanlar için önder yapacağım. Dedi: Zürriyetimden de. Dedi: Zalimler ahdime erişemez.
125. Ve evi insanlar için bir toplanma ve güven yeri yaptık. İbrahim’in makamından bir namazgâh edinin. Ve İbrahim ile İsmail’e, evimi tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû edenler, secde edenler için temizleyin diye söz verdik.
126. Ve İbrahim dedi: Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl ve halkını, onlardan Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri meyvelerle rızıklandır. Dedi: Kim inkâr ederse, onu az bir süre nimetlendiririm, sonra onu ateş azabına zorlarım. Ne kötü bir varış yeridir.
127. Ve İbrahim evi temellerinden yükseltiyordu ve İsmail: Rabbimiz, bizden kabul et. Şüphesiz sen işitensin, bilensin.
128. Rabbimiz, bizi sana teslim olmuş iki kişi kıl ve zürriyetimizden sana teslim olmuş bir ümmet çıkar. Bize ibadet yollarımızı göster ve bize tövbe et. Şüphesiz sen tevbeyi çok kabul edensin, merhametlisin.
129. Rabbimiz, onlara içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onlara kitabı ve hikmeti öğreten ve onları arındıran bir elçi gönder. Şüphesiz sen azizsin, hakim olansın.
130. İbrahim’in milletinden, ancak kendini aşağılayan yüz çevirir. Andolsun, biz onu dünyada seçtik. Şüphesiz o, ahirette salihlerdendir.
131. Ona Rabbi dedi: Teslim ol. Dedi: Âlemlerin Rabbine teslim oldum.
132. Ve İbrahim, oğullarına bunu vasiyet etti. Yakup da: Ey oğullarım, şüphesiz Allah sizin için dini seçti. O hâlde yalnızca Müslümanlar olarak ölün.
133. Yoksa Yakup’a ölüm geldiğinde siz şahit miydiniz? Hani oğullarına dedi: Benden sonra neye ibadet edeceksiniz? Dediler: Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahına, tek bir ilaha ibadet edeceğiz ve biz O’na teslim olanlarız.
134. Bu bir ümmettir, geçti. Onun kazandığı kendine, sizin kazandığınız sizedir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.
135. Dediler: Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız. De ki: Hayır, Hanif olarak İbrahim’in milleti. Ve o, müşriklerden değildi.
136. Deyin ki: Allah’a iman ettik ve bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilene ve peygamberlere Rablerinden verilene de. Onlardan hiçbirini ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.
137. Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, onlar ancak ayrılık içindedir. Onlara karşı sana Allah yeter. O, işitendir, bilendir.
138. Allah’ın boyası. Allah’tan daha güzel boya kimdir? Ve biz O’na ibadet edenleriz.
139. De ki: Allah hakkında bizimle mi tartışıyorsunuz? O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Ve biz O’na içten bağlananlarız.
140. Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı? Ve Allah’tan gelen bir tanıklığı gizleyenden daha zalim kimdir? Ve Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
141. Bu bir ümmettir, geçti. Onun kazandığı kendine, sizin kazandığınız sizedir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.
142. İnsanlardan beyinsiz olanlar diyecek ki: Onları yöneldikleri kıblelerinden ne çevirdi? De ki: Doğu da batı da Allah’ındır. Dilediğini doğru yola iletir.
143. Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki insanlara şahit olasınız ve peygamber de size şahit olsun. Yöneldiğin kıbleyi ancak peygambere uyanı, topukları üzerinde geri dönenden ayıralım diye yaptık. Bu, Allah’ın hidayet ettikleri dışında, gerçekten ağır geldi. Ve Allah, sizin imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.
144. Yüzünün göğe çevrildiğini görüyoruz. Elbette seni razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Kendilerine kitap verilenler, bunun Rablerinden gelen hak olduğunu elbette bilirler. Ve Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
145. Kendilerine kitap verilenlere bütün ayetleri getirsen bile senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlardan bir kısmı da diğerinin kıblesine uymaz. Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zalimlerden olursun.
146. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ve onlardan bir grup bile bile hakkı gizler.
147. Hak Rabbindendir. Öyleyse şüphe edenlerden olma.
148. Herkesin yöneldiği bir yön vardır. O hâlde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.
149. Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden gelen haktır. Allah, sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
150. Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin ki insanlara karşı bir delil olmasın. Onlardan zulmedenler hariç. Onlardan korkmayın, benden korkun. Size olan nimetimi tamamlayayım ve doğru yola eresiniz.
151. Size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti öğreten ve bilmediğiniz şeyleri öğreten içinizden bir elçi göndermemiz gibi.
152. Beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.
153. Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
154. Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Hayattadırlar, fakat siz fark etmezsiniz.
155. Andolsun, sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.
156. Onlar, kendilerine bir musibet isabet ettiğinde derler ki: Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.
157. İşte onlar, Rablerinden salavat ve rahmet üzerlerine olanlardır. İşte onlar doğru yolu bulanlardır.
158. Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın sembollerindendir. Her kim evi hacceder veya umre yaparsa, ikisi arasında dolaşmasında ona bir günah yoktur. Kim gönüllü olarak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah şükredendir, bilendir.
159. Bizim indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti, onu kitapta insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler var ya, işte onlara Allah lanet eder, lanet edenler de lanet eder.
160. Ancak tövbe edenler, ıslah edenler ve açıklayanlar başka. Ben onların tövbesini kabul ederim. Ben tövbeyi çok kabul edenim, merhametliyim.
161. Şüphesiz inkâr edenler ve kâfir olarak ölenler, işte onlar üzerine Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti vardır.
162. Sürekli olarak orada kalacaklardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz.
163. Sizin ilahınız bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.
164. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde, insanlara fayda veren şeylerle denizde akan gemilerde, Allah’ın gökten indirdiği ve onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, orada yaydığı her canlıda, rüzgârların yönlendirilmesinde ve gökle yer arasında emre amade edilmiş bulutta akıl sahipleri için ayetler vardır.
165. İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını O’na denk tutar, onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenler ise Allah’ı daha çok severler. Zalimler azabı gördüklerinde, bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının şiddetli olduğunu bir görselerdi.
166. Kendilerine uyulanlar, kendilerine uyanlardan uzaklaştı ve azabı gördüler. Bağları koptu.
167. Uyanlar derler ki: Keşke bizim için bir dönüş daha olsa da onların bizden uzaklaştığı gibi biz de onlardan uzaklaşsak. Böylece Allah, yaptıkları işleri onlara pişmanlık olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak değillerdir.
168. Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olanlardan yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.
169. Size ancak kötülüğü, çirkinliği ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
170. Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun denildiğinde derler ki: Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız. Ya ataları bir şeyi anlamıyor ve doğru yolu bulamıyor idiyse?
171. İnkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvanlara seslenen kimsenin durumu gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Aklını kullanmazlar.
172. Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve eğer O’na kulluk ediyorsanız Allah’a şükredin.
173. Size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı. Kim zor durumda kalırsa, saldırgan ve aşırı olmamak şartıyla, ona günah yoktur. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
174. Allah’ın Kitap’tan indirdiğini gizleyenler ve onu az bir bedelle satanlar, karınlarına sadece ateş doldururlar. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onları arındırmaz. Onlar için elem verici bir azap vardır.
175. İşte onlar hidayete karşı sapıklığı, bağışlanmaya karşı azabı satın almış kimselerdir. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!
176. Bu, Allah’ın Kitap’ı hak ile indirmiş olması nedeniyledir. Kitap hakkında anlaşmazlığa düşenler, derin bir ayrılık içindedirler.
177. Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitap’a ve peygamberlere inanan, malı Allah sevgisiyle yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilencilere ve kölelerin özgürlüğü için veren, namazı kılan, zekâtı veren, söz verdiklerinde sözlerini tutan, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerindir. İşte onlar doğru olanlardır. Ve işte onlar Allah’tan sakınanlardır.
178. Ey iman edenler! Öldürmede size kısas yazıldı: Hür kişi hür kişiyle, köle köleyle, kadın kadınla. Ama kim kardeşi tarafından affedilirse, örfe uymak ve ona güzellikle ödeme yapmak gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra haddi aşan olursa, onun için elem verici bir azap vardır.
179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız.
180. Sizden birine ölüm geldiğinde, eğer bir hayır bıraktıysa, ana babaya ve yakınlara uygun bir şekilde vasiyet yazıldı. Bu, takva sahipleri üzerine bir haktır.
181. Kim onu işittikten sonra değiştirirse, günahı onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
182. Ama vasiyet edenin bir yanlışa ya da günaha meyletmesinden korkup aralarını düzeltirse, artık ona bir günah yoktur. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
183. Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.
184. Sayılı günlerde. Sizden hasta olan veya yolculukta bulunan kimse, tutamadığı günler kadar diğer günlerde oruç tutar. Oruca güç yetirebilenlerin fidye olarak bir yoksulu doyurması gerekir. Kim gönülden bir iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.
185. Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet ve doğru yolun belgeleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim o aya tanıklık ederse onu oruçla geçirsin. Kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, başka günlerden gün sayısı kadar. Allah sizin için kolaylık ister, sizin için zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanız, Allah’ı size yol gösterdiği şekilde yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.
186. Kullarım sana beni sorduklarında, şüphesiz ben yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. O hâlde onlar da benim çağrıma karşılık versinler ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar.
187. Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için bir örtüdür, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allah, nefislerinize karşı kendinize ihanet ettiğinizi bildi de tevbenizi kabul edip sizi affetti. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığını isteyin. Fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikafta bulunduğunuzda kadınlara yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır, yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki sakınırlar.
188. Aranızda mallarınızı haksız yollarla yemeyin. İnsanların mallarının bir kısmını günah yoluyla yemek için onları hâkimlere aktarmayın, bile bile yapıyorsunuz.
189. Sana hilalleri sorarlar. De ki: “Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.” Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, sakınan kimsenin iyiliğidir. Evlere kapılarından girin. Allah’tan sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
190. Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Ama haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.
191. Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram’da, onlar size savaş açmadıkça onlarla savaşmayın. Eğer savaş açarlarsa, siz de onlarla savaşın. Kâfirlerin cezası böyledir.
192. Ama vazgeçerlerse, şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
193. Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.
194. Haram ay haram aya karşılıktır, kutsallar için kısas vardır. Kim size saldırırsa, ona size saldırdığı gibi siz de saldırın. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir.
195. Allah yolunda infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın. Şüphesiz Allah iyilik yapanları sever.
196. Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer engellenirseniz, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden hasta olan ya da başında bir rahatsızlığı bulunan, fidye olarak oruç, sadaka veya kurban versin. Güvene kavuştuğunuzda umreyle hacca kadar yararlanan kimse, kolayına gelen bir kurban kessin. Bulamayan, hacda üç gün, döndüğünüzde yedi gün oruç tutsun. Bu tam on gündür. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da oturmayanlar içindir. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah’ın azabı şiddetlidir.
197. Hac bilinen aylardadır. O aylarda haccı üzerine alan kimseye artık hacda cinsel ilişki, günah ve kavga yoktur. Ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Azık edinin. En iyi azık takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden sakının.
198. Rabbinizden bir lütuf istemenizde size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrıldığınızda Meş’ar-i Haram’da Allah’ı anın. O sizi nasıl doğru yola ilettiyse öyle anın. Doğrusu, önceden siz sapıklardandınız.
199. Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
200. Hac ibadetlerinizi tamamladığınızda, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın. İnsanlardan kimileri, “Rabbimiz! Bize dünyada ver.” der; onun ahirette bir nasibi yoktur.
201. Ve onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.” diyenler de vardır.
202. İşte onların kazandıklarından bir nasibi vardır. Allah hesabı çabuk görendir.
203. Sayılı günlerde Allah’ı anın. Kim iki günde acele ederse ona bir günah yoktur. Kim de gecikirse ona da bir günah yoktur. Bu, sakınan kimse içindir. Allah’tan sakının ve bilin ki O’na döndürüleceksiniz.
204. İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair sözleri seni hayran bırakır. Kalbindekine Allah’ı şahit tutar. Oysa o, düşmanlığın en yamanıdır.
205. İş başına geçti mi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.
206. Ona, “Allah’tan sakın!” denildiğinde, onu günahıyla böbürlenme alır. Artık cehennem ona yeter. Gerçekten ne kötü bir döşektir.
207. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için canını satar. Allah kullarına çok şefkatlidir.
208. Ey iman edenler! Hepiniz topluca İslam’a girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.
209. Eğer size belgeler geldikten sonra kayarsanız, bilin ki Allah üstün ve hikmet sahibidir.
210. Onlar, Allah’ın bulut gölgeleri içinde ve meleklerle birlikte gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah’a döndürülür.
211. İsrailoğullarına sor: Onlara ne kadar açık belge verdik! Kim Allah’ın nimetini kendisine geldikten sonra değiştirirse, şüphesiz Allah’ın azabı çetindir.
212. Kâfirlere dünya hayatı süslü gösterildi. İman edenlere ise alay ederler. Oysa sakınanlar kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.
213. İnsanlar bir tek ümmet idi. Allah, müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberleri gönderdi. Onlarla birlikte hak ile kitabı indirdi ki insanlar arasında anlaşmazlığa düştükleri konuda hükmetsin. Ancak o kitaba sahip olanlar, kendilerine belgeler geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı ayrılığa düştüler. Allah, iman edenleri kendi izniyle hak konusunda ayrılığa düştükleri şeye ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola ulaştırır.
214. Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve zorluklar dokundu, öyle sarsıldılar ki, peygamber ve onunla beraber iman edenler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” dediler. Dikkat edin! Allah’ın yardımı yakındır.
215. Sana ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: “Harcayacağınız şey; ana-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışa olmalıdır.” Hayır adına ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
216. Savaş, size farz kılındı; oysa siz ondan hoşlanmazsınız. Olur ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız, ama o sizin için hayırlıdır. Yine olur ki bir şeyi seversiniz, ama o sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
217. Sana haram ayda savaşmaktan sorarlar. De ki: “Onda savaş büyük bir şeydir. Ancak Allah’ın yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek, Mescid-i Haram’a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyüktür. Fitne ise öldürmekten daha büyüktür.” Onlar, eğer ellerinden gelse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri durmazlar. Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların dünyada ve ahirette amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateş halkıdır, orada ebedî kalacaklardır.
218. İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler, işte onlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
219. Sana içki ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda büyük bir günah ve insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları faydalarından daha büyüktür.” Sana ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan fazlasını.” Allah, ayetleri size böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
220. Dünya ve ahiret hakkında. Sana yetimleri sorarlar. De ki: “Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır.” Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu da düzelticiyi de bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
221. Müşrik kadınlarla onlar iman etmedikçe evlenmeyin. İman eden bir cariye, hoşunuza gitse bile bir müşrik kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle onlar iman etmedikçe evlendirmeyin. İman eden bir köle, hoşunuza gitse bile bir müşrikten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar. Allah ise izniyle cennete ve bağışlanmaya çağırır. Allah, ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.
222. Sana hayızdan sorarlar. De ki: “O bir eziyettir.” Hayızlı iken kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz Allah çok tevbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.
223. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için önceden bir hazırlık yapın. Allah’tan sakının ve bilin ki O’na kavuşacaksınız. Müminlere müjde ver.
224. İyilik etmenizden, sakınmanızdan ve insanlar arasında barışı sağlamanızdan alıkoymak için yeminlerinizi Allah’a siper yapmayın. Allah işitendir, bilendir.
225. Allah sizi boş yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz. Ancak kalplerinizin kazandığıyla sizi sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
226. Kadınlarından uzak durmaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Eğer dönerlerse, şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
227. Eğer boşamaya karar verirlerse, şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
228. Boşanmış kadınlar, kendilerini üç kur beklerler. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Kocaları, ıslah isterlerse, bu süre içinde onları geri almaya daha hak sahibidirler. Onlar için, üzerlerindeki gibi maruf üzere vardır. Erkekler için onların üzerinde bir derece vardır. Allah azizdir, hakîmdir.
229. Boşama iki defadır. Sonra maruf ile tutmak ya da ihsan ile salıvermektir. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız size helâl değildir. Ancak Allah’ın hudutlarını ayakta tutamayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de onların Allah’ın hudutlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, kadının fidye vermesi konusunda ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah’ın hudutlarıdır, onları aşmayın. Kim Allah’ın hudutlarını aşarsa, işte onlar zalimlerdir.
230. Eğer onu boşarsa, artık o kadın, kendisinden sonra başka bir kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. Eğer o da onu boşarsa, Allah’ın hudutlarını ayakta tutacaklarını umarlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde onlara günah yoktur. Bunlar Allah’ın hudutlarıdır. Bilen bir topluluk için onları açıklar.
231. Kadınları boşadığınızda, iddetlerine ulaştıklarında, onları maruf ile tutun ya da maruf ile salıverin. Zarar vermek için tutmayın ki haddi aşmış olasınız. Kim bunu yaparsa, kendisine zulmetmiştir. Allah’ın ayetlerini alay edinmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size indirdiği kitabı ve hikmeti hatırlayın. Allah size bununla öğüt verir. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah her şeyi bilendir.
232. Kadınları boşadığınızda, iddetlerine ulaştıklarında, aralarında maruf ile anlaştılarsa, eski kocalarıyla nikâhlanmalarına engel olmayın. Bu, sizden Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilir. Bu sizin için daha temiz ve daha nezih olandır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
233. Anneler, çocuklarını tam iki yıl emzirir, emzirmeyi tamamlamak isteyen için. Doğan çocuğun nafakası ve giyeceği, maruf üzere ona aittir. Hiçbir nefis gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü tutulmaz. Ne anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılır, ne de çocuğun babası çocuğu sebebiyle. Varise de bunun benzeri vardır. Eğer anne ve baba aralarında rızayla ve danışarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah yoktur. Eğer çocuklarınızı emzirtmek isterseniz, vereceğinizi maruf üzere ödediğiniz sürece size günah yoktur. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah yaptıklarınızı görendir.
234. Sizden vefat eden ve geride eşler bırakanlar, eşleri dört ay on gün kendilerini bekletirler. Sürelerini tamamladıklarında, kendileri hakkında maruf üzere yaptıkları şeylerde size bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
235. Kadınlara üstü kapalı şekilde evlenme teklifinde bulunmanızda ya da içinizde gizlemenizde size bir günah yoktur. Allah, onları anacağınızı bilir. Fakat onlarla gizlice sözleşmeyin, maruf bir söz söylemeniz dışında. Nikâh akdini, yazısı süresine ulaşıncaya kadar kesinleştirmeyin. Bilin ki Allah içinizdekini bilir, ondan sakının. Bilin ki Allah bağışlayandır, halîmdir.
236. Kadınlara dokunmadan ve onlar için bir mehir belirlememişken boşamanızda size bir günah yoktur. Onları faydalandırın. Eli geniş olan, gücüne göre; eli dar olan da gücüne göre. Maruf üzere bir faydadır. Bu, iyilik edenler üzerine bir haktır.
237. Eğer onlara dokunmadan önce fakat onlar için bir mehir belirlemişseniz, o zaman belirlediğinizin yarısıdır. Ancak kadınlar bağışlarsa ya da nikâh akdi elinde bulunan bağışlarsa. Bağışlamanız takvâya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir.
238. Namazlara ve orta namaza dikkat edin. Allah için gönülden boyun eğerek kalkın.
239. Eğer korkarsanız, yaya olarak veya binek üzerinde. Güvende olduğunuzda, size öğrettiği gibi Allah’ı anın.
240. Sizden vefat edip eşler bırakanlar, eşlerine, çıkarılmaksızın, bir yıla kadar faydalanma vasiyet ederler. Fakat kendileri çıkarlarsa, kendileri hakkında maruf üzere yaptıklarında size günah yoktur. Allah azizdir, hakîmdir.
241. Boşanmış kadınlar için, maruf üzere bir faydalanma vardır. Bu, takvâ sahipleri üzerine bir haktır.
242. İşte Allah size ayetlerini böylece açıklar ki akıl edesiniz.
243. Ölüm korkusuyla yurtlarından çıkan, binlerce kişiyi görmedin mi? Allah onlara “ölün” dedi, sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlar üzerine lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmez.
244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah işitendir, bilendir.
245. Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir ki, Allah ona kat kat arttırsın? Allah daraltır ve genişletir. O’na döndürüleceksiniz.
246. Musa’dan sonra İsrailoğulları’ndan bir topluluğu görmedin mi? Peygamberlerine, “Bize bir kral gönder de Allah yolunda savaşalım” dediler. O, “Size savaş farz kılınırsa, savaşmaz mısınız?” dedi. Dediler ki, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Oysa yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarıldık.” Savaş üzerlerine yazıldığında, içlerinden pek azı dışında yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilendir.
247. Peygamberleri onlara dedi ki: “Allah, size Tâlût’u kral gönderdi.” Dediler ki: “Biz, krallığa ondan daha layıkken, ona nasıl krallık olur? Ona mal genişliği verilmemiştir.” Dedi ki: “Allah onu sizin üzerinize seçti ve ona ilimde ve bedende genişlik verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah geniş olandır, bilendir.”
248. Peygamberleri onlara dedi ki: “Onun krallığının alâmeti, size içinde Rabbinizden bir sekinet ve Musa ailesiyle Harun ailesinin bıraktığından bir bakiye bulunan tabutun gelmesidir. Onu melekler taşır. Şüphesiz bunda sizin için bir ayet vardır, eğer inanıyorsanız.”
249. Tâlût askerlerle ayrıldığında dedi ki: “Allah sizi bir nehirle deneyecek. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan tatmazsa, şüphesiz o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan müstesna.” Onlardan pek azı dışında hepsi ondan içti. O ve kendisiyle iman edenler onu geçince dediler ki: “Bugün Câlût ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok.” Allah’a kavuşacaklarını düşünenler dediler ki: “Nice az topluluk vardır ki Allah’ın izniyle çok topluluğa galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.”
250. Câlût ve askerlerinin karşısına çıktıklarında dediler ki: “Rabbimiz, üzerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”
251. Onları Allah’ın izniyle bozguna uğrattılar. Dâvûd, Câlût’u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmeseydi, yeryüzü bozulurdu. Fakat Allah, âlemler üzerine lütuf sahibidir.
252. Bunlar Allah’ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Şüphesiz sen gönderilenlerdensin.
253. Bu peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden Allah’ın konuştuğu da vardır, derecelerle yükselttiği de vardır. Meryem oğlu Îsâ’ya açık belgeler verdik ve onu Ruhü’l-Kudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, kendilerine belgeler geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat ihtilafa düştüler. Onlardan kimi iman etti, kimi inkâr etti. Eğer Allah dileseydi savaşmazlardı. Fakat Allah dilediğini yapar.
254. Ey iman edenler! Alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin. Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir.
255. Allah, O’ndan başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur. Ne uyuklama tutar O’nu ne de uyku. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. İzni olmadan, katında kim şefaat edebilir? Önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onun ilminden, dilediği kadarından başkasını kavrayamazlar. Kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek O’na zor gelmez. O yücedir, büyüktür.
256. Dinde zorlama yoktur. Artık doğruluk sapıklıktan ayırt edilmiştir. Kim tâğûtu inkâr edip Allah’a inanırsa, kopmayan sapasağlam kulpa tutunmuştur. Allah işitendir, bilendir.
257. Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise tâğûttur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. Onlar ateşin halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır.
258. Allah, kendisine mülk verdiği için Rabbi hakkında İbrahim’le tartışanı görmedin mi? İbrahim dedi ki: “Benim Rabbim diriltir ve öldürür.” O dedi ki: “Ben de diriltirim ve öldürürüm.” İbrahim dedi ki: “Allah güneşi doğudan getirir, sen onu batıdan getir.” İnkâr eden şaşkına döndü. Allah zalim kavmi hidayete erdirmez.
259. Yahut, duvarları üzerine çökmüş bir beldeye uğrayan kimse gibisini görmedin mi? Dedi ki: “Allah bunu ölümünden sonra nasıl diriltecek?” Allah onu yüz yıl ölü tuttu, sonra diriltti. Dedi ki: “Ne kadar kaldın?” Dedi ki: “Bir gün veya bir günden az.” Dedi ki: “Hayır, yüz yıl kaldın. Yemeğine ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak. Seni insanlara bir ayet kılacağız. Kemiklere bak, onları nasıl kaldırıyoruz, sonra onlara et giydiriyoruz.” Ona apaçık olunca dedi ki: “Biliyorum ki Allah her şeye kadirdir.”
260. Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster.” Dedi ki: “İnanmadın mı?” Dedi ki: “Evet, inandım. Fakat kalbim tatmin olsun diye.” Dedi ki: “Dört kuş al, onları kendine alıştır, sonra her dağın üzerine onlardan bir parça koy, sonra onları çağır, sana koşarak gelirler. Bil ki Allah azizdir, hakîmdir.”
261. Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali, yedi başak bitiren bir tohum gibidir. Her başakta yüz tane vardır. Allah dilediğine kat kat verir. Allah geniş olandır, bilendir.
262. Mallarını Allah yolunda infak edenler, ardından başa kakma ve eziyetle arkasını getirmeyenler, onların Rableri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
263. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen sadakadan daha hayırlıdır. Allah zengindir, halîmdir.
264. Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakma ve eziyetle boşa çıkarmayın. İnsanlara gösteriş için malını harcayan, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimse gibi olmayın. Onun durumu, üzerinde toz bulunan bir kayanın, şiddetli yağmurla çıplak kalmasına benzer. Kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
265. Allah’ın rızasını kazanmak ve kendilerini sağlamlaştırmak için mallarını harcayanların durumu, bir tepenin üzerindeki bahçeye benzer. Şiddetli yağmur yağar da iki kat ürün verir. Şayet ona yağmur yağmazsa, çisinti yeter. Allah yaptıklarınızı görendir.
266. Sizden biriniz ister mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarından, altından ırmaklar akan, içinde her türlü meyve bulunan bir bahçesi olsun da yaşlılık gelip çatsın, zayıf çocukları bulunsun, derken ona içinde ateş bulunan bir kasırga isabet etsin de yansın? İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar ki düşünesiniz.
267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temizlerinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin. Kötü olanından, göz yummadıkça almayacağınız şeyi vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, övülendir.
268. Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve sizi çirkinliğe teşvik eder. Allah ise size kendisinden mağfiret ve fazl vaad eder. Allah geniş olandır, bilendir.
269. Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona çok hayır verilmiştir. Ancak akıl sahipleri öğüt alır.
270. Hangi infakı yaparsanız ya da hangi adağı adarsanız, Allah onu bilir. Zalimler için yardımcı yoktur.
271. Sadakaları açık verirseniz, ne güzeldir. Gizli verir ve fakirlere ulaştırırsanız, bu sizin için daha hayırlıdır ve Allah sizin kötülüklerinizi örter. Allah yaptıklarınızı haberdardır.
272. Onları doğru yola eriştirmek senin üzerine değil. Fakat Allah dilediğine hidayet eder. Hayır olarak her ne infak ederseniz kendiniz içindir. Allah rızasını kazanmak için infak edersiniz. Her ne infak ederseniz, size eksiksiz ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.
273. Allah yolunda hapsedilmiş, yeryüzünde gezip dolaşamayan fakirler içindir. Bilmeyen onları, iffetlerinden zengin sanır. Onları simalarından tanırsın. İnsanlardan ısrarla istemezler. Ne hayır infak ederseniz, Allah onu bilir.
274. Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler; onların ecirleri Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
275. Faiz yiyenler, ancak şeytan çarpmış kimsenin kalkışı gibi kalkarlar. Bu, “Alım satım da faiz gibidir” demeleri sebebiyledir. Oysa Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de vazgeçerse, geçmişi ona aittir. Onun işi Allah’a kalmıştır. Kim yeniden yaparsa, onlar ateşin halkıdır, orada ebedî kalacaklardır.
276. Allah faizi yok eder, sadakaları artırır. Allah her çok inkârcı, günahkârı sevmez.
277. Şüphesiz iman edenler, salih amel işleyenler, namazı dosdoğru kılanlar ve zekâtı verenler; onların Rableri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
278. Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve faizden kalanı bırakın; eğer iman ediyorsanız.
279. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulü tarafından size açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeniz sizindir. Ne zulmeder, ne de zulme uğratılırsınız.
280. Eğer borçlu darlık içindeyse, genişliğe çıkıncaya kadar süre tanıyın. Eğer bağışlarsanız, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.
281. Allah’a döndürüleceğiniz bir günden korkun. Sonra herkese kazandığı eksiksiz ödenir ve onlara zulmedilmez.
282. Ey iman edenler! Belirli bir vadeye kadar birbirinize borçlandığınızda onu yazın. Aranızda bir kâtip adaletle yazsın. Kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin; yazsın. Üzerinde hak bulunan da yazdırsın. Rabbi olan Allah’tan korksun ve haktan hiçbir şey eksiltmesin. Eğer hak sahibi akılca zayıf ya da güçsüzse yahut kendisi yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahidi çağırın. Eğer iki erkek bulunmazsa, razı olacağınız şahitlerden bir erkek ve iki kadın olsun ki, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatsın. Şahitler çağırıldıklarında geri durmasınlar. Az olsun, çok olsun, onu vadeye kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda hemen gerçekleşen bir ticaret olursa, onu yazmamanızda size bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınızda da şahit tutun. Ne kâtibe ne de şahide zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız, bu sizin yoldan çıkmanız olur. Allah’tan korkun. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir.
283. Eğer yolculukta olur ve kâtip bulamazsanız, alınan rehin tutulabilir. Birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen emaneti versin ve Rabbi olan Allah’tan korksun. Şahitliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, onun kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı bilendir.
284. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah her şeye kadirdir.
285. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman ettiler. “Resullerinden hiçbirini ayırt etmeyiz” dediler. “İşittik ve itaat ettik. Bağışlamanı dileriz Rabbimiz. Dönüş sanadır.”
286. Allah, hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez. Herkesin kazandığı lehine, yaptığı aleyhinedir. “Rabbimiz! Unutursak veya yanılırsak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyi bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”
Chat
Sohbet Yükleniyor...