Allah onlarla alay eder ve onları azgınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakır.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Allâhu (Allah) yestehzi’u (onlarla alay eder) bihim (onlarla) ve (ve) yemudduhum (uzatır onları) fî (içinde) tuğyânihim (azgınlıklarında) ya‘mehûn (bocalayıp dururlar)
Mukatil Tefsiri
Allah Teâlâ: “Allah onlarla alay eder.” buyurmuştur; bu, ahirette müminlerle onların arasına kapısı bulunan bir sur çekildiğinde, sırat üzerinde karanlık içinde bırakılmaları ve sonra kendilerine: “Arkanıza dönün de bir nur arayın.” (Hadîd 13) denilmesiyle olacaktır. İşte bu, onlarla alay edilmesidir. Sonra Allah: “Ve onları azgınlıkları içinde uzatır.” buyurmuştur; yani onları azgınlıklarının içine bırakır. “Bocalayıp dururlarken” buyruğu ise sapıklıkları içinde gidip geldikleri anlamındadır.
Taberi Tefsiri
Ebû Ca‘fer dedi ki: Allah Teâlâ’nın, sıfatlarını anlattığı münafıklarla alay etmesinin mahiyeti konusunda tefsir ehli ihtilaf etmiştir. Bir grup şöyle demiştir: Allah’ın onlarla alay etmesi, kıyamet gününde onlar hakkında haber verdiği şu durum gibidir: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, iman edenlere: ‘Bize bakın da nurunuzdan biraz alalım’ diyecekler. Onlara: ‘Arkanıza dönün de nur arayın!’ denilecek. Sonra aralarına kapısı bulunan bir sur çekilecektir. İç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır.” (Hadîd 13) Yine Allah’ın kâfirler hakkında haber verdiği şu durum da böyledir: “Kâfir olanlar kendilerine mühlet vermemizi kendileri için hayırlı sanmasınlar. Biz onlara ancak günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz.” (Âl-i İmrân 178) Bu ve benzeri şeyler, bu görüşü benimseyenlere göre Allah’ın münafıklar ve müşriklerle alay etmesi, onlarla eğlenmesi, onlara tuzak kurması ve onları aldatmasıdır.
Başka bir grup şöyle demiştir: Allah’ın onlarla alay etmesi, onları işledikleri günahlar ve küfür sebebiyle azarlaması ve kınamasıdır. İnsanların bir kimse hakkında “Bugün onunla alay ediliyor” demeleri de bu anlamdadır; yani insanlar onu ayıplamakta ve küçük düşürmektedir. Yahut bu, onların helâk edilmesi ve yok edilmeleri anlamındadır. Ubeyd b. Ebras’ın şu sözü buna örnek gösterilmiştir: “Ümmü Katâm’ın oğlu Hucr’u bize sor; mızraklar onun üzerinde oyun oynuyordu.” Burada mızrakların gerçekten oyun oynaması kastedilmemiştir. Fakat mızraklar onları öldürüp dağıttığı için bu fiil “oyun” diye ifade edilmiştir. Buna göre Allah’ın kendisiyle alay eden münafık ve kâfirlerle alay etmesi; ya onları helâk etmesi ve yok etmesi, ya kendilerini emniyette sanırlarken ansızın yakalamak için onlara mühlet vermesi, yahut onları azarlayıp küçük düşürmesidir. Onlara göre Allah’ın “mekr”, “hile” ve “alay” etmesinin anlamı da budur.
Başka bir topluluk ise şöyle demiştir: “Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar.” (Bakara 9) ayeti, bir kimsenin kendisini aldatan kişiyi sonunda alt ettiğinde ona “Asıl seni ben aldattım” demesi gibidir. Gerçekte ortada bir aldatma yoktur; fakat iş sonunda onun lehine dönünce böyle söylenir. Aynı şekilde “Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân 54) ayeti de böyledir. Onlara göre Allah’tan gerçek anlamda tuzak kurma veya alay etme söz konusu değildir. Mana şudur: Tuzak ve alayın sonucu onların başına dönmüştür.
Başka bir grup ise şöyle demiştir: “Biz ancak alay ediyoruz. Allah da onlarla alay eder.” (Bakara 14-15), “Onlar Allah’ı aldatırlar, oysa Allah onların aldatıcısıdır.” (Nisâ 142), “Onlarla alay ederler; Allah da onlarla alay eder. Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu.” (Tevbe 79) ve buna benzer ayetler, Allah’ın onları alaylarının cezasıyla cezalandıracağını ve hilelerinin karşılığını vereceğini bildirmektedir. Allah, onların hak ettikleri cezayı anlatırken bunu onların fiiline benzer bir lafızla ifade etmiştir; lafız aynı olsa da anlam farklıdır. Nitekim Allah şöyle buyurur: “Bir kötülüğün cezası, onun dengi bir kötülüktür.” (Şûrâ 40) Bilindiği gibi ilk kötülük günahtır; çünkü kulun Allah’a karşı işlediği bir isyandır. İkincisi ise adalettir; çünkü Allah’ın günahkâra verdiği cezadır. Lafızları aynı olsa da anlamları farklıdır. Yine Allah’ın “Kim size saldırırsa siz de ona yaptığı saldırının misliyle karşılık verin.” (Bakara 194) sözü de böyledir. İlk saldırı zulümdür; ikinci ise zulüm değil, zalime verilen adil bir cezadır. Lafız aynı olsa da anlam farklıdır. Bu görüş sahipleri Kur’an’daki Allah’ın tuzak kurması ve benzeri bütün ifadeleri bu şekilde yorumlamışlardır.
Başka bir grup ise şöyle demiştir: Münafıklar, azgın arkadaşlarıyla baş başa kaldıklarında “Biz Muhammed’i ve onun getirdiklerini inkâr etme konusunda sizinle beraberiz. Müminlere iman ettiğimizi söylememiz ise sadece alay içindir” diyorlardı. Yani onlar müminlere hak ve doğru gibi görünen fakat gerçekte bâtıl olan bir şeyi gösteriyorlardı. Allah da onlara dünyada uyguladığı hükümlerle, ahirette kendileri için hazırladığı şeylerin aksini göstermektedir. Onlar Peygamber’e ve müminlere kalplerindekinin tersini göstermişlerdi; Allah da onlara görünürde Müslüman hükmü vermiş, fakat ahirette hak ettikleri cezayı hazırlamıştır.
Ebû Ca‘fer dedi ki: Bu konuda bize göre doğru olan görüş şudur: Arap dilinde “istihza”, alay edilen kimseye görünürde onu hoşnut edecek ve ona uygun gelecek söz ve davranış göstermektir; fakat gerçekte o söz ve davranışın içinde ona gizli bir kötülük vardır. Hile, aldatma, tuzak ve alay da böyledir. Allah Teâlâ münafıkları, dilleriyle Allah’a, resulüne ve onun getirdiklerine iman ettiklerini söyledikleri için dünyada Müslüman hükmüne dahil etmiştir. Oysa Allah onların yalancı olduklarını, kalplerindeki bozuk inancı ve şüpheyi biliyordu. Böylece onlar dünyada müminlerle aynı hükümlere tabi tutuldukları için ahirette de onlarla beraber olacaklarını sandılar. Fakat Allah onları sonunda müminlerden ayıracak ve cehennemin en aşağı tabakasına yerleştirecektir. Allah’ın onlara dünyada Müslüman muamelesi yapması, ahirette ise gerçek durumlarını ortaya çıkarıp en ağır azabı vermesi; onların yaptığı alay, hile ve tuzağa karşılık bir alay, hile ve tuzaktır. Çünkü istihza, aldatma, tuzak ve hilenin anlamı budur. Bu fiillerin gerçekleşmesi için yapanın zalim olması gerekmez. Allah’ın bunu yapması adalettir; çünkü onlar bunu hak etmişlerdir.
Bu görüşe benzer bir rivayet İbn Abbas’tan da nakledilmiştir. Ebû Küreyb bize rivayet etti ve şöyle dedi: Osman b. Saîd bize rivayet etti, Bişr b. Ammâr da Ebû Ravk’tan, o da Dahhâk’tan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, “Allah onlarla alay eder” ayeti hakkında şöyle dedi: “Allah onlarla intikam almak için alay eder.”
Allah’ın “Allah onlarla alay eder” sözünün sadece karşılık verme üslubu olduğunu, Allah’tan gerçek anlamda alay, tuzak ve hile bulunmadığını söyleyenlere gelince; bunlar Allah’ın kendi nefsi için sabit kıldığı şeyi inkâr etmiş olmaktadırlar. Allah’ın kendisi hakkında “alay eder”, “tuzak kurar”, “hile yapar” dediği halde bunları inkâr etmek; Allah’ın helâk ettiğini haber verdiği kavimleri helâk etmediğini veya boğduğunu haber verdiği kavimleri boğmadığını söylemek gibidir. Böyle diyen kimseye şöyle denir: Allah bize geçmiş kavimlere tuzak kurduğunu, bazılarını yere batırdığını, bazılarını boğduğunu haber vermiştir. Biz de bunların hepsini tasdik ettik ve aralarında ayrım yapmadık. O halde senin delilin nedir ki Allah’ın yere batırdığını ve boğduğunu kabul edip, tuzak kurduğunu kabul etmiyorsun?
Eğer şöyle derse: “Alay oyun ve boş iştir; bu ise Allah hakkında düşünülemez.” Ona şöyle denir: Sen yine de “Allah onlarla alay eder”, “Allah onlarla eğlenir” diyorsun. Eğer “Hayır demem” derse Kur’an’ı yalanlamış olur. Eğer “Evet derim” derse ona: “Öyleyse Allah oyun oynar ve boş iş yapar da diyebilir misin?” denir. Eğer “Evet” derse, Müslümanların Allah’tan nefyettiği bir sıfatı Allah’a isnat etmiş olur. Eğer “Hayır, bunu demem; fakat ‘Allah onlarla alay eder’ derim” derse, o zaman alay, oyun, eğlence, tuzak ve hile arasında anlam farkı olduğunu kabul etmiş olur. Böylece her birinin diğerinden farklı bir anlam taşıdığı ortaya çıkar.
Bu tür meselelerin geniş açıklamasının yeri burası değildir. Anlayana bu kadarı yeterlidir.
Ebû Ca‘fer dedi ki: “Ve onları uzatır” ayetinin tefsiri konusunda müfessirler ihtilaf etmişlerdir. Mûsâ b. Hârûn bana rivayet etti ve şöyle dedi: Amr bize rivayet etti, Esbât da Süddî’den, o da Ebû Mâlik’ten, Ebû Sâlih’ten, İbn Abbas’tan, Mürre’den, İbn Mes‘ûd’dan ve Nebi’nin ashabından bazı kimselerden rivayet etti. Onlar “Yemuddühüm” hakkında şöyle dediler: “Onlara mühlet verir.” Müsennâ b. İbrahim bana rivayet etti ve şöyle dedi: Süveyd b. Nasr bize rivayet etti, İbn Mübarek de İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid şöyle dedi: “Onları artırır.”
Basralı bazı nahivciler bunun “onlara uzatır” anlamında olduğunu söylemiş ve Arapların “Çocuk aşık oynuyor” derken “aşıklarla oynuyor” anlamını kastetmelerine benzetmiştir. Kûfeli bazı nahivciler ise şöyle demiştir: Bir şeydeki artış kendi içinden olursa “medde”, dışarıdan olursa “emedde” denir.
Ebû Ca‘fer dedi ki: Bu görüşler arasında en doğru olanı “Onları artırır” anlamıdır. Yani Allah onları azgınlıkları içinde bırakır, mühlet verir ve günahlarının artmasına fırsat tanır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Kalplerini ve gözlerini ters çeviririz; ilk defa ona iman etmedikleri gibi onları azgınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakırız.” (En‘âm 110)
Ebû Ca‘fer dedi ki: “Tuğyan”, sınırı aşmak ve azmak demektir. Allah’ın şu sözü de bu anlamdadır: “İnsan gerçekten azar; kendisini müstağni gördüğü için.” (Alak 6-7) Allah’ın “Azgınlıkları içinde bocalarlar” sözü ise onların küfür ve sapıklıkları içinde şaşkın bir halde dönüp durmaları anlamındadır. Dahhâk, İbn Abbas’tan rivayetle şöyle demiştir: “Küfürleri içinde dönüp dururlar.” Katâde şöyle dedi: “Sapıklıkları içinde şaşkın halde dolaşırlar.” Rebî‘ şöyle dedi: “Sapıklıkları içinde.” İbn Zeyd ise şöyle dedi: “Azgınlıkları onların küfür ve sapıklıklarıdır.”
Ebû Ca‘fer dedi ki: “Ameh” yani bocalama ve şaşkınlık, sapıklığın kendisidir. Araplar “Falanca şaşkınlaştı” derken onun yolunu kaybettiğini kastederler. Buna göre Allah’ın “Onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakır” sözünün anlamı şudur: Allah onları küfür ve sapıklıkları içinde şaşkın ve kararsız halde bırakır. Çünkü Allah onların kalplerini mühürlemiş, gözlerini hidayete karşı kör etmiş ve üzerlerini perdelemiştir. Bu yüzden doğru yolu göremez ve hidayete ulaşamazlar.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…