Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu hakkıyla okurlar. İşte onlar ona iman ederler. Kim onu inkâr ederse, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ellezîne (o kimseler ki) âteynâhum (kendilerine verdik) l-kitâbe (kitabı) yetlûnehu (onu okurlar) hakka (gereği gibi) tilâvetihî (okunuşunun) ulâike (işte onlar) yu’minûne (inanırlar) bihî (ona) ve (ve) men (kim) yekfur (inkâr ederse) bihî (ona) fe-ulâike (işte onlar) hum (onlar) l-hâsirûn (zarara uğrayanlardır)
Mukatil Tefsiri
Allah burada Tevrat ehli müminleri, Abdullah b. Selâm ve arkadaşlarını zikretmektedir.
“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler…” Yani kendilerine Tevrat verdiğimiz kimseler…
“Onu gereği gibi okurlar.” Yani Tevrat’taki Muhammed’in sıfatını okurlar.
“Gereği gibi okumak.” Tevrat’ta onun sıfatını tahrif etmemeleri demektir.
“İşte onlar ona iman ederler.” Yani onlar Muhammed’i tasdik ederler. Burada kastedilen Abdullah b. Selâm ve arkadaşlarıdır.
“Kim onu inkâr ederse…” Yani Tevrat ehli içerisinden Muhammed’i inkâr eden kimse…
“İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” Yani azapta hüsrana uğrayacak olanlardır.
Taberi Tefsiri
Tefsir ehli, Yüce Allah’ın “Kendilerine kitap verdiklerimiz” sözüyle kimi kastettiği konusunda ihtilaf etmiştir. Bir grup bunun Muhammed’e ve onun getirdiği kitaba iman eden sahabiler olduğunu söylemiştir. Katâde, “Bunlar Allah’ın kitabına inanıp onu doğrulayan Peygamber’in ashabıdır” demiştir. Başka bir grup ise burada kastedilenlerin, Allah’a iman eden, peygamberlerini tasdik eden, Tevrat’ın hükümlerini kabul eden, orada Muhammed’e iman etmeyi ve ona uymayı emreden hükümlere bağlı kalan İsrailoğulları âlimleri olduğunu söylemiştir. İbn Zeyd, “Kim Muhammed’i inkâr ederse işte onlar hüsrana uğrayanlardır” ayetini açıklarken bunun Yahudilerden Peygamber’i inkâr edenler hakkında olduğunu söylemiştir.
Ebû Ca‘fer der ki: Bu ikinci görüş daha doğrudur. Çünkü önceki ayetlerde kitap ehlinin haberleri, Allah’ın kitabını değiştirmeleri, onu gerçek anlamı dışında yorumlamaları ve Allah’a iftira etmeleri anlatılmıştır. Muhammed’in ashabı ise ne önceki ayetlerde ne de sonraki ayetlerde zikredilmiştir. Ayrıca bunun sahabiler hakkında olduğuna dair kabul edilmesi gereken bir rivayet de bulunmamaktadır. Bu yüzden ayetin bağlamına en uygun olan anlam, burada Tevrat ve İncil ehlinin kastedilmiş olmasıdır. Buna göre ayetin manası şöyledir: “Ey Muhammed! Kendilerine Tevrat verdiğimiz ve onu okuyup içindekilere uyan kimseler, seni ve benim katımdan getirdiğin hakkı tasdik edip iman etmişlerdir. İşte onlar kitabı gereği gibi okuyanlardır.”
“Onu gereği gibi okurlar” sözü hakkında da müfessirler farklı açıklamalar yapmıştır. Bir kısmı bunun “ona gereği gibi uyarlar” anlamına geldiğini söylemiştir. İbn Abbas’tan gelen rivayetlerde “helalini helal sayarlar, haramını haram sayarlar, onu tahrif etmezler” denilmiştir. Başka bir rivayette “kelimeleri yerlerinden oynatmazlar” ifadesi de eklenmiştir. Abdullah b. Mesud ise şöyle demiştir: “Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kitabı gereği gibi okumak; helalini helal, haramını haram saymak, onu Allah’ın indirdiği gibi okumak, kelimeleri yerlerinden oynatmamak ve herhangi bir kısmını gerçek anlamı dışında yorumlamamaktır.” Mücahid, “Onunla amel ederler” derken, Hasan-ı Basrî “Muhkem ayetleriyle amel eder, müteşabihlerine iman eder ve anlamını bilemediklerini bilenine bırakırlar” demiştir. Katâde de “Onun helalini helal, haramını haram saydılar ve içindeki hükümlerle amel ettiler” demiştir.
Başka bazıları ise “onu gereği gibi okurlar” ifadesinin sadece “onu gereği gibi tilavet ederler” anlamında olduğunu söylemiştir. Ancak Ebû Ca‘fer der ki: Doğru olan görüş, bunun “ona gereği gibi uyarlar” anlamında olmasıdır. Çünkü Araplar birinin izini takip etmek anlamında “onun izini okudum” ifadesini kullanırlar ve tefsir ehlinin çoğunluğu da burada bu anlamı kabul etmiştir. Buna göre ayetin manası şöyledir: “Ey Muhammed! Kendilerine Tevrat verdiğimiz ve sana iman eden kimseler, Musa’ya indirdiğim kitabı gereği gibi takip ederler; onda senin sıfatını ve peygamberliğini bulup sana iman ederler; Allah’ın kendilerine helal kıldıklarını helal, haram kıldıklarını haram sayarlar; kitabı değiştirmez, tahrif etmez ve Allah’ın indirdiği şeklin dışına çıkarmazlar.”
“Gerçek tilaveti” ifadesi ise onların kitaba bağlılıklarını ve onunla amel etmelerini kuvvetli biçimde övmek içindir. Bu, “gerçek âlim”, “tam anlamıyla fazilet sahibi” denmesi gibidir.
Dil âlimleri “hak” kelimesinin marife isimlere izafesi konusunda da tartışmışlardır. Kûfe dilcileri bunun aslında “en üstün” veya “hangi” anlamı taşıdığını söyleyerek doğrudan marifeye izafesinin uygun olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu yüzden “gerçek adam” şeklindeki kullanımın doğru olmayacağını, fakat “gerçek tilaveti” ifadesinin caiz görüldüğünü söylemişlerdir. Çünkü buradaki zamir, Arap dilinde nekre gibi değerlendirilmiştir. Basra dilcileri ise bunun marifeye de nekreye de izafe edilebileceğini söylemişlerdir. Ebû Ca‘fer’e göre doğru görüş, Kûfelilerin görüşüdür. Çünkü burada amaç tilaveti övmek ve yüceltmektir.
Yüce Allah’ın “İşte onlar ona iman ederler” sözüyle kastettiği, kitabı gereği gibi okuyup ona gerçekten uyan kimselerdir. Buradaki “ona iman ederler” ifadesi, kitabı tasdik ederler anlamındadır. Zamir, daha önce geçen “kitap” lafzına dönmektedir. Allah böylece Tevrat’a gerçekten iman edenlerin; onun helal ve haramına uyan, Allah’ın onda farz kıldığı hükümleri yerine getiren kimseler olduğunu haber vermektedir. Gerçek Tevrat ehli bunlardır; kitabı tahrif eden, hükümlerini değiştiren, sünnetlerini terk eden ve Allah’ın farzlarını uygulamayanlar değil.
Allah onları bu şekilde övmüştür; çünkü Tevrat’a gerçekten uymak, Muhammed’e uymayı ve onu doğrulamayı da içerir. Zira Tevrat, ehline Muhammed’e iman etmeyi emretmekte ve onun peygamberliğini haber vermektedir. Muhammed’i yalanlamak aynı zamanda Tevrat’ı da yalanlamak demektir. Bu sebeple Allah, Tevrat’a gerçekten uyanların Muhammed’e iman edenler olduğunu bildirmiştir. İbn Zeyd de “İsrailoğullarından Resûlullah’a ve Tevrat’a iman edenler bunlardır” demiştir.
Ardından Yüce Allah “Kim onu inkâr ederse işte onlar hüsrana uğrayanlardır” buyurarak kitabı inkâr edenlerin durumunu açıklamıştır. Buradaki inkâr; Allah’ın farzlarını, Muhammed’in peygamberliğini ve kitabın içerdiği hakikatleri reddetmek, kitabı değiştirip hükümlerini tahrif etmek anlamındadır. İşte bunlar gerçek kaybedenlerdir. Çünkü onlar ilimlerini ve amellerini boşa çıkarmış, Allah’ın rahmeti yerine O’nun gazabını tercih etmişlerdir. İbn Zeyd, bu ayetin Yahudilerden Muhammed’i inkâr edenler hakkında olduğunu söylemiştir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…