Akarın gasbedilmesi, araziler ve yerlerden tasawur edilir; dolayısıyla gasbedilmesi durumunda tazmin edilmesi gerekir. Bu, İmam Ahmed mezhebinin zahirini oluşturmaktadır. Bu görüş, aynı zamanda onun ashabından da ifade edilmiştir. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve Muhammed b. el-Hasen de söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kim, bir karış toprağı haksızlıkla gasb ederse, o yer kıyamet gününde yedi kat olarak boynuna geçirilecektir.” Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir. Çünkü alım-satımda tazmin edilen bir malın -menkul eşyalarda olduğu gibi- gasb konusunda da tazmin edilmesi vaciptir. Bir de bu, kendisiyle maliki arasına giren bir engel şeklinde, üzerine istila edilmesi de mümkündür. Mesela evde iskan ettiği halde onun evin malikini içine girmekten engellemesi, bu yönüyle bineğini ve eşyasını almasına da benzemektedir.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, zahiren anlaşılan bu durumda malın gasb edilmesi sebebiyle tazmin edilmeyeceği şeklindedir. Ebu Hanife ve Ebu Yusuf ise: Bu şekilde gasb edilmiş sayılmayacağı gibi, gasb edilmesi sebebiyle tazmin de edilmez, demişlerdir. Şayet telef de edilmiş olursa telef edilen kısım tazmin edilir. Çünkü bunda nakil ve tahvil olmadığından dolayı, tazmin de olmaz; sanki kendi ile telef ettiği malın arasında bir engel olup da malı telef etmesi gibi kabul edilir.
Buna önceden geçen ifadelerimizle cevap verilmişti. Zira kendi ile telef ettiği malın arasında bir engel olur da malının üzerine istila söz konusu olursa, buradaki benzeri malikin bunu hapsetmesi ve onun evine istilada bulunmamasıdır.
Bizzat kendi fiiliyle yahut fiile sebebiyet vermesi şeklinde araziden bir şeyi telef edecek olursa, mesela arazi üzerindeki bir duvarın yıkılması, batması, arazi üzerindeki taşların atılması, dikim yahut inşaat sebebiyle söz konusu olan eksilme gibi durumlarda mezhebimize ve ilim adamlarına göre -ihtilafsız olarak- bunun tazmin edilmesi gereklidir. Çünkü bu, bir teleftir ve akar ise -ihtilafsız olarak- telef sebebiyle tazmin edilir.