"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Araf 46

İkisinin arasında bir perde vardır. A‘râf üzerinde de birtakım adamlar vardır; her iki tarafı da simalarından tanırlar. Cennet halkına: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler. Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve beynehuma hicabun (ikisinin arasında bir perde vardır) ve alel arafi ricalun (Araf üzerinde adamlar vardır) yarifune kullan bisimahum (herkesi simalarından tanırlar) ve nadav ashabel cenneti (cennet halkına seslenirler) en selamun aleykum (selam size derler) lem yedhuluha ve hum yatmeun (henüz girmemişlerdir ama umut ederler)

Mukatil Tefsiri
Sonra şöyle buyurdu: İkisinin arasında bir perde vardır, yani cennet ile ateş arasında bir sur vardır. A‘râf üzerinde, yani surun üzerinde her iki topluluğu simalarından tanıyan adamlar vardır; cennet ehlini yüzlerindeki beyazlıktan, ateş ehlini ise yüzlerindeki siyahlıktan tanırlar. A‘râf ehli cennet ehline: Selâm size, diye selâm verirler. Allah şöyle buyurur: Kendileri henüz cennete girmemişlerdir, yani A‘râf ehli henüz cennete girmemiştir, fakat oraya girmeyi ummaktadırlar. Cennete girmeyi ummalarının sebebi, önlerinde ve ayakları üzerinde kandil gibi bulunan nurdur.

Taberi Tefsiri
Şanı yüce olan Allah İkisinin arasında bir perde vardır sözüyle cennet ile cehennem arasında bir engel bulunduğunu bildirmektedir. Bu, Allah’ın şu sözünde zikrettiği surdur: Derken aralarına kapısı bulunan bir sur çekilir; onun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır (Hadîd 13). İşte Allah’ın A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır buyurduğu A‘râf da budur. Nitekim bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Recâ, İbn Cüreyc’den rivayet etti; İbn Cüreyc şöyle dedi: Bana Mücâhid’den ulaştığına göre A‘râf, cennet ile cehennem arasındaki perdedir. Bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den İkisinin arasında bir perde vardır sözü hakkında rivayet etti. Süddî: Bu surdur ve A‘râf da budur, dedi. A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır sözüne gelince, A‘râf kelimesi urf kelimesinin çoğuludur. Araplara göre yerden yükselen her şey urf diye adlandırılır. Horozun ibiğine de bedeninin diğer kısımlarından yüksek olduğu için urf denilmiştir. Şemmâh b. Dırâr’ın şu sözü de bu kullanımdandır: Yerden yükselen çıkıntılar üzerinde kaldı; sanki onları rüzgâr yönüne doğru dikmiş mızraklardı. Buradaki a‘râf sözüyle yerden yükselen kısımlar kastedilmiştir. Bir başka şair de şöyle demiştir: Eti dolgun, yüksek olan her şey, yüksek tepeler üzerindeki bir işaret gibidir. Süddî ise A‘râf’ın bu adla anılmasının sebebinin orada bulunanların insanları tanımaları olduğunu söylerdi. Bunu bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti. Tevil ehli de bu hususta bizim söylediğimize benzer görüşler söylemiştir. Bunu söyleyenlerden bize Süfyân b. Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uyeyne, Ubeydullah b. Ebî Yezîd’den rivayet etti; o İbn Abbas’ı şöyle derken işitmiştir: A‘râf, yüksekçe olan şeydir. Bize Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize İbn Uyeyne, Ubeydullah b. Ebî Yezîd’den haber verdi; o da İbn Abbas’ı bunun benzerini söylerken işitmiştir. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bana babam, Süfyân’dan, o Câbir’den, o Mücâhid’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas: A‘râf, horoz ibiği gibi bir surdur, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Nuaym rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Câbir’den, o Mücâhid’den, o da İbn Abbas’tan bunun benzerini rivayet etti. Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid: A‘râf, cennet ile cehennem arasında kapısı bulunan bir surdur, dedi. Ebû Mûsâ dedi ki: Bana Ubeydullah b. Ebî Yezîd de İbn Abbas’ı şöyle derken işittiğini rivayet etti: A‘râf, cennet ile cehennem arasında bir tepedir; günah ehli olan bazı insanlar orada cennet ile cehennem arasında tutulurlar. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet etti, dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid: A‘râf, cennet ile cehennem arasında kapısı olan bir surdur, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Mansûr’dan, o Habîb b. Ebî Sâbit’ten, o Abdullah b. Hâris’ten, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas: A‘râf, cennet ile cehennem arasındaki surdur, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas: A‘râf, cennet ile cehennem arasındaki surdur, dedi. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti, dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, kendi babasından, o da İbn Abbas’tan A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır sözü hakkında rivayet etti. İbn Abbas: A‘râf’tan maksat Allah’ın Kur’an’da zikrettiği ve cennet ile cehennem arasında bulunan surdur, dedi. Bize Hâris rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülazîz rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâil, Câbir’den, o Mücâhid’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas: A‘râf, horoz ibiği gibi yüksekliği bulunan bir surdur, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, İsrâil’den, o Câbir’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etti. Ebû Cafer: A‘râf, cennet ile cehennem arasındaki surdur, dedi. Bana Hüseyin b. Ferec’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Bana Ubeyd b. Süleyman rivayet etti, dedi ki: Dahhâk’ı şöyle derken işittim: A‘râf, cennet ile cehennem arasındaki surdur.

Tevil ehli, Allah’ın A‘râf üzerinde bulunduklarını haber verdiği bu adamların kim oldukları ve hangi sebeple orada bulundukları hususunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunların, iyilikleri ile kötülükleri eşit olan Âdemoğullarından bir topluluk olduğunu söylemiştir. Bunlar, Allah haklarında dilediği hükmü verinceye kadar orada bırakılır, sonra rahmetinin lütfuyla cennete sokulurlar. Bunu söyleyenlerden bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Vâdıh rivayet etti, dedi ki: Bize Yûnus b. Ebî İshak rivayet etti, dedi ki: Şa‘bî şöyle dedi: Abdülhamîd b. Abdurrahman beni yanına çağırdı; yanında Kureyş’in azatlısı Ebü’z-Zinâd Abdullah b. Zekvân da vardı. A‘râf ehli hakkında doğru olmayan bir şey zikretmişlerdi. Onlara: İsterseniz Huzeyfe’nin bu konuda zikrettiğini size haber vereyim, dedim. Onlar: Söyle, dediler. Ben de şöyle dedim: Huzeyfe A‘râf ehlini zikrederek: Bunlar, iyilikleri kendilerini ateşten geçiren, kötülükleri ise cennete ulaşmalarına engel olan bir topluluktur. Gözleri ateş halkına çevrildiğinde: Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber kılma, derler. Onlar bu hâlde iken Rabbin onlara yönelir ve: Gidin, cennete girin; sizi bağışladım, buyurur, dedi. Bana Ya‘kûb b. İbrahim rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti, dedi ki: Bize Husayn, Şa‘bî’den, o da Huzeyfe’den haber verdi. Huzeyfe’ye A‘râf ehli sorulunca şöyle dedi: Bunlar iyilikleri ve kötülükleri eşit olan bir topluluktur; kötülükleri onları cennetten geri bırakmış, iyilikleri de ateşten alıkoymuştur. Allah haklarında hükmedinceye kadar sur üzerinde beklerler. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr ile İmrân b. Uyeyne, Husayn’dan, o Âmir’den, o da Huzeyfe’den rivayet ettiler. Huzeyfe şöyle dedi: A‘râf ehli, günahları ve iyilikleri bulunan bir topluluktur; günahları onları cennetten geri bırakmış, iyilikleri ise ateşi aşmalarını sağlamıştır. Allah yaratılmışları arasında hükmünü verip onlar hakkındaki emrini uygulayıncaya kadar bu hâlde kalırlar. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Yemân, Süfyân’dan, o Câbir’den, o Şa‘bî’den, o da Huzeyfe’den rivayet etti. Huzeyfe şöyle dedi: A‘râf ehli, iyilikleri ile kötülükleri eşit olan bir topluluktur. Allah onlara: Lütfum ve bağışlamam sayesinde cennete girin; bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz, buyurur. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Yûnus b. Ebî İshak’tan, o Âmir’den, o da Huzeyfe’den rivayet etti. Huzeyfe: A‘râf ehli, iyilikleri kendilerini ateşten geçiren, kötülükleri ise cennete ulaşmalarına engel olan bir topluluktur, dedi.

Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd b. Nasr rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü’l-Mübârek, Ebû Bekir el-Hüzelî’den rivayet etti. Ebû Bekir dedi ki: Saîd b. Cübeyr, bunu İbn Mes‘ûd’dan rivayet ederek şöyle söyledi: İnsanlar kıyamet günü hesaba çekilir. Kimin iyilikleri kötülüklerinden bir tane fazla olursa cennete girer; kimin kötülükleri iyiliklerinden bir tane fazla olursa ateşe girer. Sonra Allah’ın şu sözünü okudu: Kimin tartıları ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erenlerdir; kimin tartıları hafif gelirse işte onlar kendilerini ziyana uğratanlardır (A‘râf 8-9). Ardından şöyle dedi: Terazi bir tanecik ağırlığıyla hafifler ve bir tanecik ağırlığıyla ağır basar. İyilikleri ile kötülükleri eşit olan kimse A‘râf ehlinden olur. Bunlar sırat üzerinde durdurulur; sonra cennet halkını ve ateş halkını tanırlar. Cennet halkına baktıklarında: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler. Gözleri sol taraflarına çevrilip ateş halkına baktığında ise: Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber kılma, derler ve onların bulunduğu yerlerden Allah’a sığınırlar. İyilik sahiplerine gelince, kendilerine önlerinde ve sağlarında yürüdükleri bir nur verilir. O gün her kula ve her ümmete bir nur verilir. Sırata vardıklarında Allah her münafık erkek ve kadının nurunu çekip alır. Cennet halkı münafıkların başına geleni görünce: Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, derler. A‘râf ehlinin ise nur ellerinde kalır ve ellerinden alınmaz. İşte o zaman Allah: Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar, buyurur. Bu umut, onların cennete girmelerine dönüşür. İbn Mes‘ûd ardından şöyle dedi: Kul bir iyilik yaptığında onun için on iyilik yazılır; bir kötülük yaptığında ise yalnız bir kötülük yazılır. Sonra: Onluklarına birlikleri galip gelen helâk olmuştur, dedi. Bize Ebû Hemmâm el-Velîd b. Şücâ‘ rivayet etti, dedi ki: Bana İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Îsâ el-Hayyât, Şa‘bî’den, o da Huzeyfe’den haber verdi. Huzeyfe şöyle dedi: A‘râf ehli, Allah’ın bazı amelleri sebebiyle ateşten kurtardığı bir topluluktur. Onlar cennete en son girenlerdir ve cennet halkını da ateş halkını da tanırlar. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Dâvûd rivayet etti, dedi ki: Bize Hemmâm, Katâde’den rivayet etti. Katâde şöyle dedi: İbn Abbas: A‘râf ehli, iyilikleri ve kötülükleri eşit olan, iyilikleri kötülüklerinden fazla gelmeyen ve kötülükleri de iyiliklerinden fazla gelmeyen bir topluluktur, dedi. Bize İbn Vekî‘ ile İbn Humeyd rivayet ettiler, dediler ki: Bize Cerîr, Mansûr’dan, o Habîb b. Ebî Sâbit’ten, o Abdullah b. Hâris’ten, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: A‘râf, cennet ile cehennem arasındaki surdur. A‘râf ehli de oradadır. Allah onları bağışlamayı dilediğinde onları hayat adı verilen bir nehre götürür. Bu nehrin iki kıyısı inciyle süslenmiş altın dallarla çevrilidir ve toprağı misktir. Onları oraya atarlar; renkleri düzelinceye ve boyunlarında kendileriyle tanınacakları beyaz bir işaret belirinceye kadar orada kalırlar. Renkleri düzeldiğinde Rahmân onları huzuruna getirir ve: Dilediğinizi isteyin, buyurur. Onlar dileklerini söylerler. Dilekleri sona erdiğinde Allah: Diledikleriniz ve onların yetmiş katı sizindir, buyurur. Sonra cennete girerler ve boyunlarındaki beyaz işaretle tanınırlar; onlara cennetin yoksulları denilir. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Habîb’den, o Mücâhid’den, o da Abdullah b. Hâris’ten rivayet etti. Abdullah şöyle dedi: A‘râf ehlinin hayat adı verilen bir nehre götürülmeleri emredilir. Onun toprağı vers ve safrandır, iki kıyısı inci dallarıdır. Sanırım inciyle süslenmiş olduğunu da söyledi. Orada yıkanırlar ve boyunlarında beyaz bir işaret belirir. Kendilerine: Dileyin, denilir. Sonra: Dilediğiniz ve onun yetmiş katı sizindir, denilir. Bunlar cennet halkının yoksullarıdır. Habîb dedi ki: Bana bir adam onların iyilikleriyle kötülüklerinin eşit olduğunu rivayet etti. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o Habîb b. Sâbit’ten, o Mücâhid’den, o da Abdullah b. Hâris’ten rivayet etti. Abdullah şöyle dedi: A‘râf ehli hayat denilen bir nehre götürülür; iki kıyısı altın dallardır. Süfyân: Sanırım inciyle süslenmiş olduğunu da söyledi, dedi. Orada bir defa yıkanırlar ve boyunlarında beyaz bir işaret belirir. Sonra yeniden yıkanırlar ve beyazlıkları artar; her yıkandıklarında beyazlık daha da artar. Kendilerine: Dilediğinizi isteyin, denilir. Dilediklerini isterler. Sonra: Dilediğiniz şey ve onun yetmiş katı sizindir, denilir. Bunlar cennet halkının yoksullarıdır. Bize Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize İbn Uyeyne, Husayn’dan, o Şa‘bî’den, o da Huzeyfe’den haber verdi. Huzeyfe şöyle dedi: A‘râf ehli, iyilikleri ile kötülükleri eşit olan bir topluluktur; cennet ile cehennem arasındaki sur üzerindedirler. Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar. Bize Bişr b. Muâz rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den rivayet etti. Katâde şöyle dedi: İbn Abbas, A‘râf’ın cennet ile cehennem arasında olduğunu ve birtakım insanların amelleri sebebiyle orada tutulduğunu söylerdi. Yine bunların iyilikleri ile kötülükleri eşit olan, iyilikleri kötülüklerinden fazla gelmeyen ve kötülükleri de iyiliklerinden fazla gelmeyen bir topluluk olduğunu söylerdi. Bize Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize Ma‘mer, Katâde’den rivayet etti. Katâde dedi ki: İbn Abbas: A‘râf ehli, iyilikleri ile kötülükleri eşit olan bir topluluktur, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Hâlid, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan rivayet etti. Dahhâk: A‘râf ehli, iyilikleri ile kötülükleri eşit olan bir topluluktur, dedi. Yine bize Yahyâ b. Yemân, Şerîk’ten, o Mansûr’dan, o da Saîd b. Cübeyr’den rivayet etti. Saîd: A‘râf ehlinin amelleri eşit olmuştur, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Amr b. Avn rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym, Cüveybir’den, o Dahhâk’tan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas: A‘râf ehli, iyilikleri ile kötülükleri eşit olan bir topluluktur ve sur üzerinde durdurulmuşlardır, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Mansûr’dan, o Habîb b. Ebî Sâbit’ten, o Süfey‘ veya Semî‘den rivayet etti. Ebû Cafer dedi ki: Kitapta Süfey‘ şeklinde buldum. O da Ebû Alkame’den rivayet etti. Ebû Alkame: A‘râf ehli, iyilikleri ile kötülükleri eşit olan bir topluluktur, dedi.

Başkaları ise bunların dünyada anne babalarına karşı gelerek Allah yolunda savaşa çıkan ve öldürülen kimseler olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenlerden bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Yemân, Ebû Mis‘ar’dan, o da Şurahbîl b. Sa‘d’dan rivayet etti. Şurahbîl: Bunlar anne babalarının izni olmadan savaşa çıkan bir topluluktur, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Leys rivayet etti, dedi ki: Bana Hâlid, Saîd’den, o Yahyâ b. Şibl’den rivayet etti. Yahyâ’ya Benî Nadîr’den bir adam, Benî Hilâl’den bir adamdan, onun da babasından rivayet ettiğine göre babası Allah’ın Elçisine A‘râf ehlini sormuş, o da şöyle buyurmuştur: Bunlar, anne babalarına karşı gelmiş hâlde Allah yolunda savaşa çıkan ve öldürülen bir topluluktur. Allah yolunda öldürülmeleri onları ateşten kurtarmış, anne babalarına karşı gelmeleri ise cennete girmelerine engel olmuştur. Bunlar cennete en son girenlerdir. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize İshak rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd b. Hârûn, Ebû Ma‘şer’den, o Yahyâ b. Şibl Mevlâ Benî Hâşim’den, o Muhammed b. Abdurrahman’dan, o da babasından rivayet etti. Allah’ın Elçisine A‘râf ehli sorulunca şöyle buyurdu: Bunlar anne babalarına karşı gelerek Allah yolunda öldürülmüş bir topluluktur; Allah yolunda öldürülmeleri onları ateşten alıkoymuş, anne babalarına karşı gelmeleri ise cennete girmelerine engel olmuştur.

Başkaları ise bunların salih, fakih ve âlim kimseler olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenlerden bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o Husayf’tan, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid: A‘râf ehli salih, fakih ve âlim kimselerdir, dedi. Başkaları ise onların Âdemoğullarından değil meleklerden olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenlerden bana Ya‘kûb b. İbrahim rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Ebû Miclez’den İkisinin arasında bir perde vardır. A‘râf üzerinde de birtakım adamlar vardır; her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında rivayet etti. Ebû Miclez şöyle dedi: Bunlar cennet halkını ve ateş halkını tanıyan erkek meleklerdir. Cennet halkına: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler ayetinden Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber kılma ayetine kadar olan kısmı zikretti. Sonra A‘râf ehli ateşte bulunan ve simalarından tanıdıkları adamlara: Topluluğunuz ve büyüklük taslamanız size ne fayda sağladı? Allah’ın rahmetine erişmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? diye seslenir. Bu, cennet halkının cennete girdiği sıradadır. Ardından: Cennete girin; size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz, denilir. Bize İbn Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize Mu‘temir rivayet etti, dedi ki: İmrân’ı şöyle derken işittim: Ebû Miclez’e: Allah A‘râf üzerinde adamlar vardır buyuruyor, sen ise bunların melek olduğunu söylüyorsun, dedim. O da: Onlar erkektirler, dişi değildirler, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Süleyman et-Teymî’den, o da Ebû Miclez’den rivayet etti. Ebû Miclez: A‘râf üzerindeki adamlar iki tarafı da simalarından tanıyan erkek meleklerdir; ateş halkını da cennet halkını da tanırlar. Bu, cennet halkı henüz cennete girmeden öncedir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Ebî Adî, Teymî’den, o da Ebû Miclez’den bunun benzerini rivayet etti. Yine bize Yahyâ b. Yemân, Süfyân’dan, o Teymî’den, o da Ebû Miclez’den rivayet etti. Ebû Miclez: A‘râf ehli meleklerdir, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ya‘lâ b. Esed rivayet etti, dedi ki: Bize Hâlid rivayet etti, dedi ki: Bize Teymî, Ebû Miclez’den haber verdi. Ebû Miclez: A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır, bunlar meleklerdir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, İmrân b. Hudayr’dan, o da Ebû Miclez’den A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır sözü hakkında rivayet etti. Ebû Miclez: Bunlar meleklerdir, dedi. Ben: Ey Ebû Miclez! Allah adamlar diyor, sen ise melekler diyorsun, dedim. O: Onlar erkektir, dişi değildir, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Haccâc rivayet etti, dedi ki: Bize Hammâd, İmrân b. Hudayr’dan, o da Ebû Miclez’den A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır; her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında rivayet etti. Ebû Miclez: Meleklerdir, dedi. Ben: Allah adamlar diyor, dedim. O: Melekler erkektir, dedi.

Ebû Cafer dedi ki: A‘râf ehli hakkında doğru olan, şanı yüce olan Allah’ın onlar hakkında söylediği gibi söylemektir: Bunlar cennet halkını da ateş halkını da simalarından tanıyan birtakım adamlardır. Allah’ın Elçisinden bu konuda isnadı sahih bir haber gelmemiş, ayetin tevilinde ittifak edilmiş bir görüş bulunmamış ve ümmet de bunların melek olduğu hususunda icmâ etmemiştir. Durum böyleyken bu mesele kıyas yoluyla da bilinemez. Arap dili sahipleri arasında adamlar kelimesinin, kadınlar ve diğer yaratılmışlar değil, Âdemoğullarının erkekleri için kullanılan bir isim olduğu bilindiğine göre, Ebû Miclez’in bunların melekler olduğu görüşünün bir anlamı bulunmadığı ve doğru görüşün diğer tevil ehlinin söylediği olduğu açıktır. Üstelik Allah’ın Elçisinin ashabından buna aykırı görüş nakledenler de vardır ve isnadlarında birtakım kusurlar bulunmakla birlikte Allah’ın Elçisinden de bu konuda rivayetler gelmiştir. Bana Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bana Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Cerîr, Umâre b. Ka‘kâ‘dan, o Ebû Zür‘a b. Amr b. Cerîr’den rivayet etti. Allah’ın Elçisine A‘râf ehli sorulunca şöyle buyurdu: Bunlar kullar arasında hükmü en son verilecek olanlardır. Âlemlerin Rabbi kullar arasındaki hükmünü tamamladığında onlara: Siz, iyilikleri sizi ateşten çıkaran fakat cennete sokmayan bir topluluksunuz. Siz benim azat ettiklerimsiniz; cennette dilediğiniz yerde otlayın, buyurur.

Her iki tarafı da simalarından tanırlar ve cennet halkına: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler. Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar sözünün tevili hakkında Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: A‘râf üzerinde bulunan adamlar cennet halkını simalarından tanırlar; bu sima yüzlerinin beyazlığı ve üzerlerindeki nimet parlaklığıdır. Ateş halkını da simalarından tanırlar; bu ise yüzlerinin siyahlığı ve gözlerinin maviliğidir. Cennet halkını gördüklerinde onlara: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler. Tevil ehli de bu hususta bizim söylediğimize benzer görüşler söylemiştir. Bunu söyleyenlerden bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbas’tan A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır; her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında rivayet etti. İbn Abbas: Ateş halkını yüzlerinin siyahlığından, cennet halkını yüzlerinin beyazlığından tanırlar, dedi. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti, dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, kendi babasından, o da İbn Abbas’tan A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır; her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: Allah onları, cennette ve ateşte bulunanları tanımaları için o konuma yerleştirmiştir. Ateş halkını yüzlerinin siyahlığından tanırlar ve Allah’a kendilerini zalimler topluluğuyla beraber kılmaması için sığınırlar. Bu hâlde cennet halkını selamla karşılarlar. Kendileri henüz cennete girmemişlerdir, fakat girmeyi umarlar ve Allah dilerse oraya gireceklerdir. Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den Simalarından sözü hakkında rivayet etti. Mücâhid: Yüzlerinin siyahlığı ve gözlerinin maviliğiyle, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet etti, dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır; her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında rivayet etti. Mücâhid: Kâfirleri yüzlerinin siyahlığı ve gözlerinin maviliğiyle tanırlar; cennet halkının siması ise yüzlerinin beyaz olmasıdır, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Amr b. Avn rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym, Cüveybir’den, o Dahhâk’tan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas: A‘râf ehli cennet halkını gördüklerinde yüzlerinin beyazlığından, ateş halkını gördüklerinde ise yüzlerinin siyahlığından tanırlar, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd b. Nasr rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü’l-Mübârek, Cüveybir’den, o Dahhâk’tan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: A‘râf ehli büyük günahları bulunan birtakım adamlardır ve haklarındaki son hüküm Allah’a bırakılmıştır. Bu makamda durdurulurlar. Ateş halkına baktıklarında onları yüzlerinin siyahlığından tanır ve: Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber kılma, derler. Cennet halkına baktıklarında ise onları yüzlerinin beyazlığından tanırlar. Allah’ın Cennet halkına: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler. Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar sözü bunun hakkındadır. Bana Hüseyin b. Ferec’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd b. Süleyman rivayet etti, dedi ki: Dahhâk’ı A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır; her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında şöyle derken işittim: A‘râf ehlinin, günah işlemiş ve haklarındaki son hüküm Allah’a bırakılmış günahkâr kimseler olduğu söylenmiştir. Allah onları A‘râf üzerine koyar. Ateş halkına baktıklarında onları yüzlerinin siyahlığından tanır ve ateşten Allah’a sığınırlar; cennet halkına baktıklarında ise onlara: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler. Allah da: Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar, buyurur. Dahhâk: Bu, İbn Abbas’ın görüşüdür, dedi. Bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den Her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında rivayet etti. Süddî: İnsanları simalarından tanırlar; ateş halkını yüzlerinin siyahlığından, cennet halkını yüzlerinin beyazlığından tanırlar, dedi. Bize Bişr b. Muâz rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den Her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında rivayet etti. Katâde: Ateş halkını yüzlerinin siyahlığından, cennet halkını yüzlerinin beyazlığından tanırlar, dedi. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır; her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında şöyle dedi: Cennet halkını yüzlerinin beyazlığı olan simalarından, ateş halkını da yüzlerinin siyahlığı olan simalarından tanırlar. Her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü cennet halkı ile ateş halkı hakkındadır. Cennet halkına seslenirler sözü ise yüzlerinin beyazladığını gördükleri zaman gerçekleşir. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhâribî, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan Her iki tarafı da simalarından tanırlar sözü hakkında rivayet etti. Dahhâk: Yüzlerin siyahlığıyla, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Yemân, Mübârek’ten, o da Hasan’dan Simalarından sözü hakkında rivayet etti. Hasan: Yüzlerin siyahlığı ve gözlerin maviliğiyle, dedi.

Sîmâ kelimesi Arap dilinde bir şeyi gösteren işaret demektir. Aslı sime kelimesindendir; fiilin ilk harfi olan vav, ayn harfinin bulunduğu yere geçirilmiştir. Arapçada bazı kelimelerde de buna benzer şekilde harflerin yeri değiştirilir. Benî Ukayl’den bazılarının verimsiz toprak anlamında vâhime yerine hâvime dediği de nakledilmiştir. İnsanlar yanında itibarı vardır anlamındaki câhun lehu sözü de aslında vech anlamından dönüşmüştür ve vav harfi fiilin orta harfinin yerine geçirilmiştir. Sîmâ kelimesinin üç kullanımı vardır: Kısa olarak sîmâ, uzun olarak sîmâ ve mîm harfinden sonra fazladan bir yâ getirilip kibriyâ kalıbında uzatılarak sîmiyâ. Nitekim şair şöyle demiştir: Allah’ın güzellikle donattığı bir gençtir; onda gözü yormayan bir sima vardır.

Cennet halkına: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler. Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar sözüne gelince, Selâm üzerinize olsun ifadesinin anlamı Allah’ın azabından ve elem verici cezasından yana güvenlik üzerinize olsun demektir. Tevil ehli Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar sözünün kime ait olduğu hususunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun Allah’ın A‘râf ehli hakkında verdiği haber olduğunu, onların cennet halkına bu sözü kendileri henüz cennete girmeden önce söylediklerini, fakat cennete girmeyi umduklarını söylemiştir. Bunu söyleyenlerden bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti. Süddî şöyle dedi: A‘râf ehli insanları tanır. Cennete götürülen bir topluluk yanlarından geçtiğinde onlara: Selâm üzerinize olsun, derler. Allah A‘râf ehli hakkında: Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar, yani cennete girmeyi ummaktadırlar, buyurur. Bana Muhammed b. Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den rivayet etti. Ma‘mer şöyle dedi: Hasan Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar ayetini okudu ve: Allah’a yemin olsun ki Allah bu umudu onların kalplerine ancak kendileri için dilediği bir ikram sebebiyle koymuştur, dedi. Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar sözü hakkında rivayet etti. Katâde: Allah size onların ne kadar umut içinde olduklarını haber vermiştir, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü’l-Mübârek, Ebû Bekir el-Hüzelî’den rivayet etti. Ebû Bekir dedi ki: Saîd b. Cübeyr bunu İbn Mes‘ûd’dan rivayet ederek şöyle söyledi: A‘râf ehlinin nuru ellerindeydi, sonra ellerinden çekildi. Allah: Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar, buyurur. Yani cennete girmeyi umarlar. İbn Abbas: Allah A‘râf ehlini cennete sokmuştur, dedi. Bana Hâris rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülazîz rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâil, Câbir’den, o İkrime ve Atâ’dan Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar sözü hakkında rivayet etti. İkisi de: Cennete girmeyi umarlar, dediler. Başkaları ise bununla cennet halkının kastedildiğini, A‘râf ehlinin onlar henüz cennete girmeden kendilerine Selâm üzerinize olsun dediğini ve cennet halkının henüz girmemiş olmakla birlikte oraya girmeyi umduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenlerden bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Süleyman et-Teymî’den, o da Ebû Miclez’den Cennet halkına: Selâm üzerinize olsun, diye seslenirler. Kendileri henüz oraya girmemişlerdir, fakat girmeyi ummaktadırlar sözü hakkında rivayet etti. Ebû Miclez şöyle dedi: Melekler iki tarafı da simalarından tanırlar. Bu, cennet halkı henüz cennete girmeden öncedir. A‘râf ehli cennet halkına: Selâm üzerinize olsun, diye seslenir; onlar henüz cennete girmemiştir, fakat oraya girmeyi ummaktadırlar.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/araf-45/,https://kutsalayet.de/araf-47/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız