Onun için levhalara her şeyden bir öğüt ve her şeyin açıklamasını yazdık. Onları kuvvetle tut ve kavmine de en güzelini almalarını emret. Size fasıkların yurdunu göstereceğim.
Diyanet Vakfı
Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret. Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim.
Kurtubi Tefsiri
Bir de ona Levhalarda her bir şeye ait bir öğüt ve her şeye dair açıklamayı yazdık. “Haydi bunları kuvvetle al. Kavmine de bunları en güzel şekilde tutmalarını emret Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.’
Yüce Allah:
“Bir de ona Levhalarda herşeye ait bir öğüt ve açıklamayı yazdık” âyetinde Tevrat’ı kastetmektedir. Haberde rivâyet olunduğuna gore Cebrâîl, Mûsa (aleyhisselâm)’ı kanİsmi ile yakalamış, Allah ona Tevrat Levhalarım yazdığında kalemin sesini duyabileceği bir yere kadar yükseltmiştir. Bunu Tirmizî el-Hakim zikretmektedir. Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensur, III. 548.
Mücahid der ki: Levhalar, yeşil zümrütten idi. İbn Cübeyr kırmızı yakuttan, Ebû’l-Âl-iyye ise, zebercetten, el-Hasen semadan inmiş tahtadan idi, demişlerdir. Dümdüz, sert bir kayadan olduğu, Allah Teatanın bu kayayı Mûsa (aleyhisselâm)’ya yumuşattığı ve bunun üzerine Hazret-i Mûsa’nın bu levhaları eliyle kestikten sonra parmaklarıyla bunları çatlattığı, demirin Hazret-i Davud’a itaat ettiği gibi, Hazret-i Mûsa’ya itaat ettiği de söylenmiştir.
Mukâtil der ki: Yani biz ona, tıpkı yüzükteki nakış gibi levhalarda (Tevrat’ı) yazdık.
Rabi’ b. Enes der ki: Tevrat, yetmiş deve yükü halinde nâzil oldu. Yüce Allah, Tevrat’ın yazılışını, şerefine işaret etmek üzere kendi nefsine izafe etmiştir. Zira Tevrat, Allah’ın emriyle yazılmıştır. Ki. Cebrâîl onu, zikri (Kur’ân-ı Kerîmi) kendisiyle yazmış olduğu kalemle yazdı. Mürekkebi ise, nûr nehrinden idî.
Denildiğine göre Tevrat, Allah Tealanın Levhalarda izhar edip yarattığı yazı şeklinde idi. “Elvah: Levhaların tekili, “levhMir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Bilakis o, çok şerefli bir Kur’ân’dır, Levh-i Mahfuzdadır,” (el-Buruc, 86/21-22) Levh (parıldamak anlamına gelir), sanki kendisinde manaların parıldadığı şey gibi (olduğundan bu isim verilmiştir). Hazret-i Mûsa’ya verilen levhaların iki tane olduğu rivâyet edilmiştir. Çoğul gelmesi ise, ikinin de çoğul oluşundan ötürüdür. El ve ayakları büyük olan kimseye de “levhaları büyük adam” denilir.
İbn Abbâs der ki: Levhaları Hazret-i Mûsa (gazabından ötürü) bıraktığı vakit kırıldılar. O bakımdan levhalar -altıda biri müstesna- göğe kaldırıldı.
Bir görüşe göre geriye levhaların yedide biri kaldı, Yedide altısı da kaldırıldı. Kaldırılan bölümlerinde ise her şeye dair tafsilât vardı. Kalan bölümünde İse, hidayet ve rahmet olan şeyler kaldı.
Hafız Ebû Nuaym, Amr b. Dinar’dan senedini kaydederek şöyle dediğini nakletmektedir: Bana ulaştığına göre Allah’ın peygamberi İmrân oğlu Mûsa kırk gün oruç tuttu. Levhaları bıraktığında levhalar kırıldı. Yine o kadar bir süre oruç tutunca Levhalar ona geri verildi.
Yüce Allah’ın:
“Her şeye ait…” âyetinin anlamı, dininde ihtiyaç duyduğu hükümler, helal ve haramın açıklamasına dair gerek duyulan her şey demektir. Bu açıklama, es-Sevri ve başkalarından nakledilmiştir. Bunun, umum maksadı güdülmeyip, şanının yüceliğine dikkat çekmek için zikredilen bir lâfız olduğu da söylenmiştir. Mesela, çarşıya gittim herşeyi satın aldım, denir. Filanın yanında herşey vardı, denir. Yüce Allah’ın:
“O, herşeyi darmadağın (helâk) eder” (el-Ahkaf, 46/25);
“Ve ona herşeyden verilmiş” (en-Neml, 27/23) âyetinde olduğu gibi. Buna dair açıklamalar daha önceden geçmiş bulunmakladır.
Her şeye ait öğüt ve herşeye dair açıklamayı yazdık.” Yani, emrolundukları ahkâm ile ilgili herşeyi yazdık. Çünkü onların şeriatında icdhad yoktu. İctihad Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ümmetine hastır.
“Haydi bunları kuvvetle al.” Bu âyette hazfedilmiş ifade vardır. Yani: Biz ona: Haydi bunları kuvvetle yani, tam bir gayret ve istekle al dedik, demektir. Bunun bir benzeri de yüce Allah’ın:
“Size verdiğimizi kuvvetle alın” (el-Bakara, 2/63) âyetidir ki, daha önceden geçmiş bulunmaktadır.
“Kavmine de bunları en güzel şekilde tutmalarını emret.” Yani, onlara verilen emirler gereğince amel etsinler, yasakları terk etsinler, misal ve öğütler üzerinde İyiden iyiye düşünsünler. Yüce Allah’ın:
“Rabbinizden size indirilenin en güzeline tabi olun” (ez-Zümer, 39/55) âyeti de bunu andırmaktadır. Bir başka yerde de şöyle buyurulmaktadın
“Onlar, sözü işitip de ere güzeline uyarlar…” (ez-Zümer, 39/18). Affetmek kısastan iyidir, sabretmek intikam almaktan güzeldir.
Şöyle de açıklanmıştır: O hükümlerin en güzelleri farzlar ve nafilelerden aşağıları ise mubah olanlardır.
“Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim,” el-Kelbî der ki: Fâsıkların yurdundan kasıt, yolculuğa çıktıkları vakit Âd ve Semûd kavmi ile helâk olmuş nesillerin yurtlarının yakınlarından geçip uğramalarıdır. Bunun, cehennem olduğu da söylenmiştir. Bu açıklama el-Hasen ve Mücâhid’den nakledilmiştir. Yanı, siz bunu hatırınızdan çıkarmayın, unutmayın ve siz de bunlardan olmaktan sakının.
Şöyle de açıklanmıştır: Burada yüce Allah Mısır’ı kastetmektedir. Yani Ben, sizlere Kıptîlerin yurdunu ve Fir’avun’un meskenlerini bomboş olarak göstereceğim. Bu açıklama da İbn Cübeyr’den nakledilmiştir.
Katade der ki: Yani Ben sizlere, sizden önce zorbaların ve Amalikalıların yerleşmiş oldukları kâfirlerin konaklarını, bunlardan gereken şekilde ibret almanız için göstereceğim. Burada kastedilen yerler de Şam (Suriye) topraklarıdır. Bu son iki görüşe yüce Allah’ın şu âyeti delâlet etmektedir:
“Zaafa uğratılagelmiş kavmi de… mirasçı kıldık” (el-A’raf, 7/137) âyeti ile:
“Biz ise arzda mustaz’aflara (zayıf düşürülenlere) lütfetmek, onları önder yapmak ve onları varis kılmak istiyorduk.” (el-Kasas, 28/5) Bu da daha önce açıklanmıştı.
İbn Abbâs İle Kasame b. Züheyr;
“Göstereceğim” kelimesini, “Sizi mirasçı kılacağım” diye okumuşlardır. Bu kıraatin anlamı ise açıktır.
Sözü geçen
“yurt”dan kastın, helâk demek olduğu, çoğulunun da; diye geldiği de söylenmiştir. Bu da yüce Allah’ın Fir’avun’u suda boğmasından sonra denize, “onların cesetlerini sahile bırak,” diye vahyetmesi suretiyle gerçekleşmişti. Deniz de ilahi emrin gereğini yerine getirmişti, İsrailoğulları onlara bakmış ve böylelikle yüce Allah onlara fâsıkların helâk edilmelerini göstermiş oldu.