Musa belirlediğimiz vakitte geldiğinde Rabbi onunla konuştu. Musa dedi ki: “Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım.” Dedi ki: “Sen beni asla göremezsin. Fakat dağa bak. Eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin.” Rabbi dağa tecelli edince onu paramparça etti. Musa bayılıp yere düştü. Ayıldığında dedi ki: “Seni tenzih ederim! Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim.”
Diyanet Vakfı
Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tura) gelip de Rabbi onunla konuşunca «Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!» dedi. (Rabbi): «Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!» buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.
Kurtubi Tefsiri
Mûsa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi de onunla konuşunca dedi ki “Rabbim, bana kendini göster de Sana bakayım.” Buyû’rdu ki: “Beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sen de Beni görebileceksin.” Rabbi o dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Mûsa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: “Seni tenzih ederim. Sana tevbe ettim ve ben îman edenlerin İlkiyim.”
“Mûsa, tayin ettiğimiz vakitte” vadolunan vakitte
“gelip Rabbi de onunla konuşunca” yani, arada herhangi bir vasıta bulunmaksızın kelâmını ona işittirince,
“dedi ki: Rabbim bana kendini göster de Sana bakayım.” Bu sözleriyle Hazret-i Mûsa, Allah’ı görme talebinde bulundu ve sözünü işitince, onu görmeye şevki arttı. Bunun üzerine yüce Allah:
“Buyû’rdu ki: Beni asla göremezsin.” Yani, Beni dünyada görmene imkan yoktur.
Bu âyeti, Senin kudretine bakayım diye bana büyük bir âyet (alâmet ve mucize) göster, maksİsmi ile söylenmiş olduğuna yorumlamak imkânsızdır. Çünkü, Hazret-i Mûsa,
“Sana” demiş, buna karşılık yüce Allah da:
“Beni asla göremezsin” diye buyurmuştur. Şayet Hazret-i Mûsa, Allah’tan kendisine bir âyet göstermesini dilemiş olsaydı, diğer âyet ve mucizeleri ona verdiği gibi, elbette istediğini ona verirdi. Hazret-i Mûsa’nın da görmüş olduğu diğer âyetlerden dolayı bunları istemesini gerektirmeyecek kadar bir kanaati de zaten oluşmuş idi. O bakımdan böyle bir te’vil batıldır.
“Fakat şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse, sen de Beni görebileçeksin-” Yüce Allah, Hazret-i Mûsa’ya kendi bünyesinden daha güçlü ve daha sağlam olan bir şeyi misal verdi. Yani, eğer dağ yerinde durur ve sarsılmazsa, Beni görebileceksin. Eğer yerinde durmazsa, şunu bil ki dağ Benim tecellimi kaldıramadığı gibi, sen de Beni görmeye takat gösteremeyeceksin.
Kâdı Iyâd, Kadı Ebû Bekr b. et-Tayyib’den şu anlamda bir söz nakletmektedir: Hazret-i Mûsa, yüce Allah’ı gördü, bunun için yere baygın yığıldı. Dağ da Rabbini gördü. Bundan dolayı Allah’ın, dağ için yaratmış olduğu özel bir idrâk sebebiyle param parça dağıldı. Kadı Ebû Bekr b. et-Tayyib, bunu yüce Allah’ın:
“Fakat şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse, sen de Beni görebileceksin” diye buyurduktan sonra: “Rabbi o dağa tecelli edince onu param parça etti, Mûsa da baygın düştü” diye buyurmasından çıkartmaktadır.
Tecelli etmesi, görünmesi, ortaya çıkması demektir. Bu da “Gelini açığa çıkardım, görünmesini sağladım” tabirinden alınmıştır. Yine üzerindeki pası giderilerek ortaya çıkartılan kılıç hakkında da aynı fiil kullanılır ve her ikisinde de mastar şeklinde gelir. Bir şeyin tecelli etmesi, onun açığa çıkması demektir.
Emri ve kudreti tecelli etti diye de açıklanmıştır. Bunu Kutrub ve başkaları söylemiştir.
Medineliler ile Basralılar “param parça” anlamındaki; kelimesini “keP harfi şeddeli ve iki üstün ile okumuşlardır. Bu okuyuşun sıhhatine ise,
“Ve yer dağılıp zerreler gibi parça parça olduğu zaman” (el-Fecr, 89/21) âyeti ile dağ anlamındaki kelimenin müzekker oluşu delil teşkil etmektedir. Kûfeliler ise, diye okumuşlardır. O, dağı hafif tümsek bir arazi gibi bir hale getirdi, demektir. Bu ise, dağ seviyesine ulaşamayan tümsek demektir. Bunun müzekkeri; şeklinde gelir, Çoğulu da; …diye gelir. Tıpkı, Kırmızılar gibi.
el-Kisâî der ki: diye nitelendirilen dağlar, enli olan dağlar demektir. Bunun da tekili şeklinde gelir. Kisaî’den başkaları ise, kelimesi. (…….)’ın çoğuludur ve bunlar da pek büyük olmayan çamurdan tümsekler demektir. ise, kumdan küçük tümsekler anlamına gelip fazlaca yüksek olmayan, yere yakın olan tümsekliklere denilir. ise, hörgücü olmayan dişi deve anlamına gelir.
“Tefsir”de denildiğine göre, dağ yerin dibine geçti ve şu ana kadar yerin içine geçmeye devam etmektedir. İbn Abbâs der ki: Yüce Allah dağı toprak haline dönüştürdü. Atiyye el-Avfî de der ki: Bir yığın kum haline getirdi.
“Mûsa da baygın düştü.” Yani, İbn Abbâs, el-Hasen ve Katade’den nakledildiğine göre Mûsa bayıldı. Ölüverdiği de söylenmiştir. Adam baygın düştü demek olup, ism-i faili de şeklinde gelir. İsm-i failinin çoğulu şeklinde, ismi mef’ûlü ise …diye gelir.
Katade ve el-Kelbî der ki: Hazret-i Mûsa, Perşembe’ye rastlayan Arefe günü baygın düştü ve Cuma’ya rastlayan kurban bayramının birinci günü kendisine Tevrat verildi.
“Ayılınca dedi ki: Seni tenzih ederim, Sana tevbe ettim.” Mücahid der ki: Dünyada seni görmeyi istediğimden dolayı tevbe ettim, demektir. Şöyle de açıklanmıştır: O, izin istemeksizin böyle bir dilekte bulunmuştu. Bundan dolayı tevbe etti. Bir başka açıklamaya göre Hazret-i Mûsa bu sözlerini, âyetlerin (mucizelerin) ortaya çıkması üzerine yüce Allah’a dönmek ve O’na kalpten gelen bir saygı ile itaat ve boyun eğmek amacıyla söylemiştir. Ümmet ise, böyle bir tevbenin bir masiyetten ötürü olmadığını icma ile kabul etmiştir. Çünkü peygamberler masumdurlar.
Diğer taraftan ehl-i sünnet ve’l-cemaatın görüşüne göre rü’yet (Allah’ın görülmesi) caizdir. Bid’atçilere göre ise, Hazret-i Mûsa böyle bir şeyin imkânsız olduğunu diğerlerine açıklamak kastı ile bu istekte bulunmuştur, Ancak, böyle bir istek tevbe etmeyi gerektirmez. O bakımdan tevbesi şöyle açıklanmıştır: Yani ben, Kıpti’yi öldürdüğüm için Sana tevbe ettim. Bu açıklamayı el-Kuşeyri zikretmiştir. el-En’âm Sûresi’nde (6/103. âyetin tefsirinde) ise Allah’ın görülmesinin câiz olduğuna dair açıklamalar geçmişti.
Ali b. Mehdi et-Taberî de der ki: Eğer Mûsa’nın bu isteği İmkânsız bir şey olsaydı, Allah’ı tanımakla birlikte böyle bir şeye kalkışmazdı. Tıpkı Hazret-i Mûsa’nın yüce Allah’a, Rabbim Senin hanımın ve çocuğun var mı demesi câiz olmadığı gibi. İleride Kıyame Sûresi’nde (75/22-23. âyetin tefsirlerinde) Mu’tezile’nin görüşü ve onların bu görüşlerinin reddi yüce Allah’ın izniyle gelecektir.
“Ve ben îman edenlerin ilkiyim.” Kavmimden îman edenlerin ilkiyim diye açıklandığı gibi, İsrail oğullarıarasından bu çağda îman edenlerin ilkiyim diye de açıklanmıştır. Ayrıca bu husustaki ezelî va’din dolayısıyla dünyada görülmeyeceğine îman edenlerin ilkiyim, diye de açıklanmıştır.
Ebû Hüreyre ve başkaları tarafından rivâyet edilen Hadîs-i şerîfe göre de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Peygamberler arasında biri diğerinden hayırlıdır, demeyiniz. Şüphesiz ki insanlar kıyâmet gününde baygın düşecekler. Ben, başımı kaldıracağım da, Mûsa’nın Arşın ayaklarından birisini yakalamış olduğunu göreceğim. Bilemiyorum o da baygın düşenler arasında baygın düşmüş de benden önce mi kendisine gelmiş olacaktır, yoksa ilk baygınlığı dolayısı ile hesaba mı çekildi (biri ötekinin yerine mi sayıldı)” ya da: “İlk baygınlığı onun için yeterli mi geldi (bitemiyorum).” Buhârî, Husûmât 1; Müslim, Fedail 161, 162: Ebû Dâvûd; Müsned, III, 31.
Ebû Bekr b. Ebi Şeybe de Kâ’b’dan şöyle dediğini nakletmektedir: Şanı yüce Allah, sözünü ve görülmesini Muhammed ile Mûsa (ikisine de salât ve selam olsun) arasında pay etti. Mûsa yüce Allah ile iki defa konuştu, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) da yüce Allah’ı iki defa gördü.