Güçsüz bırakılan topluluğa, içinde bereketler kıldığımız yeryüzünün doğularını ve batılarını miras verdik. İsrailoğullarına, sabretmelerine karşılık Rabbinin güzel sözü tamamlandı. Firavun’un ve kavminin yapmakta olduklarını ve kurdukları yüksek yapıları yok ettik.
Diyanet Vakfı
Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (yahudileri) de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helak ettik.
Kurtubi Tefsiri
Zaafa uğratılagelmiş kavmi de bereketlendirdiğimiz yerin doğularına da batılarına da mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o pek güzel va’di sabretmelerinden ötürü bütünüyle yerini buldu. Fir’avun ve kavminin yapmakta ve yükseltmekte olduklarım ise darmadağın ettik.
“Zaafa uğratılagelmiş” yani, hizmet işlerinde kullanılmak suretiyle zelil duruma düşürülmüş
“kavmi de” İsrailoğullarını
“yerin doğularına da batılarına da mirasçı kıldık.”
el-Kisâî ve el-Ferrâ’, burada aslında Yerin doğularında da, batılarında da” anlamında olduğunu ve bundan; …de…, da” edatı hazfedildiğinden dolayı bu iki kelimenin nasbedildiğini ileri sürmüşlerdir. Bununla birlikte zahir olan İsrailoğullarının Kiptîlere ait arza mirasçı oldukları anlaşılmaktadır O halde bu iki kelime (yani meşarik ve meğarib: Doğular ve batılar) mef’ûlün sarih olarak nasb edilmişlerdir. Nitekim Mala mirasçı oldum, malı ona miras bıraktım,” denilir. (Mirasçı kılmak anlamındaki) i’iif hemze ziyadesi ile teaddi ettiğinden iki mef’ûlü nasbetmiştir.
Buradaki “yer”den kasıt Şam ve Mısır topraklarıdır. Doğu ve batılarından kasıt ise, bu toprakların doğu ve batı yönlerinde bulunan yerlerdir. O bakımdan “yer” (elif-lâm ile) özel bir isim hatîne getirilmiştir. Bu açıklamalar, el-Hasen, Katade ve başkalarından nakledilmiştir.
Buradaki “yer” ile bütün arzın kastedildiği de söylenmiştir. Çünkü, Hazret-i Dâvûd ile Hazret-i Süleyman da İsrailoğullarındandır ve bunlar bütün yeryüzüne malik olmuşlardı.
“Bereketlendirdiğimiz” yani, kendisinden ekinler ve mahsuller bitirip nehirler akıttığımız yer demektir.
“Rabbinin İsrailoğullarına olan o pek güzel va’di…” Bu âyet ile kast edilen vaad, yüce Allah’ın:
“Biz ise, o arzda zayif düşürülenlere lütfetmek, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar kılmak istiyorduk” (el-Kasas, 28/5) âyetinde sözü edilen vaaddir.
“Sabretmelerinden ötürü” yani, gerek Fir’avun’un eziyetlerine, gerekse de Hazret-i Mûsa’ya îman etmelerinden sonra Allah’ın emrini yerine getirmeye sabretmelerinden ötürü (onlara olan va’di)
“bütünüyle yerini buldu. Fir’avun ve kavminin yapmakta ve yükseltmekte olduklarını ise darmadağın ettik.”
Âyet-i kerimedeki; Yükseltirler” fiili, yüksek bina yapanı anlatmak için kullanılan; dendir. İbn Abbâs ve Mücahid derler ki: Yaptıkları köşk ve benzeri yüksek binaları “darmadağın ettik” demektir. el-Hasen der ki: Burada bu kelime asma ağaçlarını yükseltmek için çardak yapmak anlamındadır.
İbn Âmir ile Âsım’dan rivâyetle Ebû Bekr; şeklinde “râ” harfini ötrelî olarak okumuşlardır. el-Kisâî der ki: Bu da Temimlilerin şivesidir. İbrahim b. Able ise, “râ” harlını şeddeli, “ya” harfi ötreli olarak; diye okumuştur.