el-Kadı (İyaz) der ki: “Yüce Allah’ın emaneti” şekliyle yemin etme noktasında bunun kefareti gerektirecek bir yemin olacağı hususunda mezhebimiz ihtilaf etmemiştir. Bunu, Ebu Hanife de söylemiştir.
İmam Şafii ise kişi böyle derken Yüce Allah’ın sıfatıyla yemin edip buna dair niyet etmedikçe bunun bir yemin sayılmayacağını ifade etmiştir. Çünkü emanet, miras, vedia (emanet) ve haklar konusunda kullanılmaktadır. Lafız eğer muhtemel olursa o vakit niyet etmedikçe veya buna götüren bir delil olmadıkça muhtemel olan durumlardan birisine sarf edilemez.
el-Muvaffak der ki: Bize göre Yüce Allah’ın emaneti, Ona ait bir sıfatıdır. Buna dair delil kişinin bu lafız üzere niyet ederek yemin etmesi halinde kefaretin gerekli olacağıdır. Öyleyse bu lafzın şu gelen durumlardan sebep mutlak surette Ona ait sıfatı olarak hamledilmesi gereklilik arz eder:
Bu sıfattan başkasına hamledilmesi demek, mahluk (yaratılmış bir şey) üzere yemin etmiş olacağından hareketle Müslüman’ın yaptığı yeminini masiyete veya kerih görülen bir şeye sarf etmiş olduğu anlamına gelir. Halbuki Müslüman’ın hali bunun tersinedir, (sadece Halık olan Allah adına yemin eder.)
Genel olarak yemin edilirken hürmete değer muazzam olan şey adına yemin edilir, başkası adına edilmez. Allah (c.c.)’un sıfatı da hürmet açısından en yüce ve en muazzam olanlardan birisidir.
Onların miras ve vedialar şeklinde… diye zikrettikleri ifadelerle kasem taahhüt etmez ve hatta açıkça bu şekilde söylense de dahi, bu hoş da olmaz. Dolayısıyla bundan ibaret olanla kasemde bulunmak da böyledir.
“Yüce Allah’ın emaneti” lafzında mudafun ileyh olan (kelime), Onun bir sıfatıdır ve bunun dışında zikredilen ise ğayr-ı mudaf’tır…
Bu lafız, “Yüce Allah’ın emaneti” noktasında genel anlamda gelmiştir. Çünkü cins isim marife bir kelimeye izafe edilince istiğrak (kapsama) anlamına gelmektedir. O vakit Allah’ın bir sıfatı olan emaneti de o kapsama dahil olur ve emanet şeklindeki yemin de -sanki ona niyet etmiş gibi- kefareti gerektirmiş bir yemin sayılmış olacaktır. Mesela: “Emanet üzere yemin ederim ki bunu yapmadım.” der ve bu şekilde Allah’ın emanetine niyet etmiş olursa, o zaman bu kefaret gerektirecek bir yemin sayılmış olur ve (bozulması halinde) kefareti de gerektirir. Bunu mutlak bir ifadeyle söyleyecek olursa, bunda da iki görüş gelmiştir.
Ebu’l Hattab der ki: Aynı şekilde ahit, misak, ceberlut, azamet ve emanetler ifadelerini kullanır ve yeminde bulunursa, o vakit yemine niyet etmiş olması halinde bunlar yemin sayılırlar, aksi halde sayılmazlar.
el-Muvaffak ise şöyle der: Emanet konusunda buna dair iki görüşün olduğunu ifade etmiştik. Bu sebeple onların zikrettikleri diğer ifadeler de bunlara kıyas edilerek aynı hüküm kapsamına dahil edilmiş olurlar.
“Emanet” üzere yapılan yemin mekruhtur; çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edildiğine göre O şöyle buyurmuştur: “Emanet üzere yemin eden bizden değildir.”