"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ali İmran 93

Tevrat indirilmeden önce İsrail’in kendisine haram kıldığı şey dışında, bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Kullu t-ta‘ami kane hillen li-beni israile (bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi) illa ma harreme israilu ala nefsihi (İsrail’in kendine haram kıldığı hariç) min kabli en tunezzele t-tevrat (Tevrat indirilmeden önce) kul fe’tu bi-t-tevrati fetluha in kuntum sadikin (de ki Tevrat’ı getirin okuyun eğer doğruysanız)

Mukatil Tefsiri
Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendisine haram kıldığı şeyler dışında bütün yiyecekler Benî İsrail’e helâldi. Bunun sebebi şuydu: İshak’ın oğlu Yakub bir gece arazisine su salmak için dışarı çıktı. Karşısına bir melek çıktı. Yakub onu yolunu kesmek isteyen bir hırsız sandı. Bunun üzerine, Şanîr denilen ve kurban sunduğu yerde onunla mücadele etti. Bu, Beytü’l-Makdis toprağında sunduğu ilk kurbandı. Melek ondan ayrılmak istediğinde, dileseydi onu yere serebileceğini göstermek için ayağıyla Yakub’un uyluğuna dokundu. Bunun üzerine Yakub’a siyatik hastalığı isabet etti. Melek göğe yükseldi, Yakub da ona bakıyordu. Yakub bu yüzden büyük bir sıkıntıya uğradı. Ağrısından gece uyuyamaz oldu, fakat gündüz kendisini rahatsız etmiyordu. Bunun üzerine Yakub, Allah kendisine şifa verirse deve eti ve deve sütünü kendisine haram kılacağını adadı. Hâlbuki bunlar onun en sevdiği yiyecek ve içeceklerdendi.

Yahudiler: “Bu haram kılma hükmü Tevrat’ta Allah tarafından gelmiştir. Allah, Yakub’a ve onun soyuna deve etlerini ve sütlerini haram kılmıştır.” dediler. Bunun üzerine Allah, peygamberine şöyle buyurdu: “De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirip okuyun.” Yani Yahudilere de ki: Tevrat’ı getirip okuyun; eğer deve etinin haram kılınmasının Tevrat’ta bulunduğu iddianızda doğruysanız. Fakat bunu yapmadılar.

Taberi Tefsiri
Allah Teâlâ bununla şunu kastetmektedir: İsrailoğullarına, yani Rahmân’ın dostu İbrahim’in oğlu İshak’ın oğlu Yakub’un çocuklarına, Tevrat indirilmeden önce yiyeceklerden hiçbir şey haram kılınmamıştı. Aksine bunların tamamı onlara helaldi. Ancak Yakub’un kendi nefsine haram kıldığı şey bundan müstesnadır. Onun çocukları da babaları Yakub’a uyarak bunu kendilerine haram saymışlardı. Yoksa Allah, Tevrat inmeden önce bunu onlara ne bir vahiyde, ne bir kitapta, ne de kendilerine gönderilmiş bir peygamberin diliyle haram kılmıştı.

Sonra tefsir âlimleri, bu haram kılmanın Tevrat’ta inip inmediği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Allah Teâlâ Tevrat’ı indirince, onların Tevrat’tan önce haram saydıkları şeyleri de kendilerine haram kılmıştır.

Muhammed b. Hüseyin, Ahmed b. Mufaddal’dan, o da Esbât’tan, o da Süddî’den rivayet ettiğine göre Süddî bu ayet hakkında şöyle demiştir: Yahudiler, “Biz ancak İsrail’in kendisine haram kıldığını haram sayıyoruz” dediler. İsrail’in kendisine haram kıldığı şey ise damarlardı. Çünkü ona siyatik hastalığı gelmişti. Bu hastalık gece onu yakalar, gündüz bırakırdı. O da, “Allah beni bundan kurtarırsa artık hiçbir damar yemeyeceğim” diye yemin etti. Bunun üzerine Allah bunu onlara haram kıldı. Sonra Allah, “De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun” buyurdu. Yani, “Bunu size sizin azgınlığınız sebebiyle benden başkası haram kılmadı” demektir. Bu da Allah’ın şu buyruğudur: “Yahudilerin zulmü sebebiyle, kendilerine helal kılınmış temiz şeyleri onlara haram kıldık.” (Nisâ 160)

Bu görüşe göre ayetin anlamı şudur: Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendisine haram kıldığı şey dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. Allah, İsrail’in kendisine haram kıldığı şeyleri de, onların kendi nefislerine karşı taşkınlık etmeleri ve zulmetmeleri sebebiyle Tevrat’ta onlara haram kıldı. Ey Muhammed! Yahudilere de ki: Eğer bunu inkâr ediyorsanız Tevrat’ı getirin ve okuyun; eğer Allah’ın bunu size Tevrat’ta haram kılmadığını, sizin de onu sadece İsrail’in kendisine haram kılmasından dolayı haram saydığınızı söylemekte doğru iseniz bunu ortaya koyun.

Başka bazıları ise şöyle demiştir: Bunlardan hiçbir şey onlara haram değildi. Allah da bunu Tevrat’ta onlara haram kılmamıştı. Bu, onların babalarına uyarak kendi kendilerine haram saydıkları bir şeydi. Sonra bu haramlığı Allah’a nispet ettiler. Allah Teâlâ da bunu kendisine nispet etmelerinde onları yalanladı ve Peygamberi Muhammed’e şöyle buyurdu: Ey Muhammed! Onlara de ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin ve okuyun da görelim, bu onda var mı yok mu? Böylece onların hâlini bilmeyenlere yalanları ortaya çıksın.

Hüseyin b. Ferec’den rivayet edildi; dedi ki: Ebû Muâz’ı dinledim; dedi ki: Ubeyd b. Süleyman bize haber verdi; dedi ki: Dahhâk’ı şu ayet hakkında şöyle derken işittim: “İsrail’in kendisine haram kıldığı şey dışında…” İsrail, Yakub’dur. Ona siyatik hastalığı gelmişti. Ağrısından dolayı gece duramazdı; gündüz ise ona eziyet etmezdi. O da, “Allah bana şifa verirse artık hiçbir damar yemeyeceğim” diye yemin etti. Bu, Tevrat’ın Musa’ya indirilmesinden önceydi. Allah’ın Peygamberi Yahudilere, “İsrail’in kendisine haram kıldığı şey neydi?” diye sordu. Onlar, “Tevrat, İsrail’in kendisine haram kıldığı şeyin haramlığıyla indi” dediler. Bunun üzerine Allah, Muhammed’e, “De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun” buyurdu; devamında da, “İşte onlar zalimlerin ta kendileridir” buyurdu. (Âl-i İmrân 94) Onlar yalan söylediler ve iftira ettiler; Tevrat bununla inmemişti.

Bu görüşe göre ayetin anlamı şudur: Tevrat indirilmeden önce de, indirildikten sonra da bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. Ancak İsrail’in Tevrat indirilmeden önce kendisine haram kıldığı şey müstesnadır; yani İsrail, Tevrat indirilmeden önce bunlardan bir kısmını kendi nefsine haram kılmıştı. Dahhâk, “İsrail’in kendisine haram kıldığı şey dışında” ifadesini, nahivcilerin “munkaṭı‘ istisna” dedikleri istisna türü olarak anlamış gibidir.

Başka bazıları ise ayetin anlamının şöyle olduğunu söylemiştir: Bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. Ancak İsrail’in Tevrat indirilmeden önce kendisine haram kıldığı şey bundan müstesnadır. Bu, İsrail’in onu çocuklarına haram kılması sebebiyle çocuklarına da haram olmuştu; yoksa Allah onu ne İsrail’e ne de çocuklarına haram kılmıştı.

Muhammed b. Sa‘d, babasından, o amcasından, o babasından, o da kendi babasından, o da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas bu ayet hakkında şöyle demiştir: İsrail kendi nefsine damarları haram kılmıştı. Çünkü siyatik hastalığından şikâyetçiydi ve geceleri uyuyamıyordu. Bunun üzerine, “Vallahi, Allah beni bundan kurtarırsa çocuklarımdan hiç kimse onu yemeyecek” dedi. Bu Tevrat’ta yazılı değildi. Muhammed, Ehl-i Kitap’tan bir topluluğa, “Bunun haram oluşunun sebebi nedir?” diye sordu. Onlar, “Bu bize kitaptan önce haramdır” dediler. Bunun üzerine Allah, “Bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi…” buyurup “Eğer doğru söylüyorsanız” ifadesine kadar ayeti indirdi.

Kâsım, Hüseyin’den, o da Haccâc’dan rivayet ettiğine göre İbn Cüreyc şöyle demiştir: İbn Abbas dedi ki: İsrail’e siyatik hastalığı gelmişti. Şiddetli ağrıdan dolayı gece duramazdı, gündüz ise ona eziyet etmezdi. O da, “Allah bana şifa verirse artık hiçbir damar yemeyeceğim” diye yemin etti. Bu, Tevrat indirilmeden önceydi. Yahudiler Peygamber’e, “Tevrat, İsrail’in kendisine haram kıldığı şeyi haram kılarak indi” dediler. Allah da Muhammed’e, “De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun” buyurdu. Onlar yalan söylediler; bu Tevrat’ta yoktur.

Ebû Ca‘fer şöyle dedi: Bu konuda bize göre doğruya en yakın görüş şudur: Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in Allah tarafından haram kılınmaksızın kendi nefsine haram kıldığı şey dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. İsrail’in bunu çocuklarına haram kılması sebebiyle o şey onlara haram sayılmıştı; fakat Allah bunu Tevrat’tan önce ne bir vahiyde ne de bir indirilmiş kitapta onlara haram kılmıştı. Sonra Tevrat indiğinde Allah onda dilediğini onlara haram, dilediğini de helal kıldı.

Bu görüş, tefsir ehlinin bir topluluğunun söylediği görüştür ve daha önce zikrettiğimiz İbn Abbas sözünün anlamı da budur. Bişr, Yezîd’den, o da Saîd’den, o da Katâde’den rivayet ettiğine göre Katâde bu ayet hakkında şöyle demiştir: İsrail, Yakub’dur. Ayetin anlamı şudur: Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendisine haram kıldığı şey dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. Allah Tevrat’ı indirince, onda dilediğini onlara haram, dilediğini de helal kıldı. Ammâr’dan da İbn Ebî Ca‘fer, babası aracılığıyla Katâde’den buna benzer bir rivayet nakletmiştir.

Tefsir âlimleri, İsrail’in kendi nefsine haram kıldığı şeyin ne olduğu konusunda da ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bunun damarlar olduğunu söylemiştir.

Yakub b. İbrahim, Hüşeym’den, o da Ebû Bişr’den, o da Yusuf b. Mâhek’ten rivayet ettiğine göre bir bedevî İbn Abbas’a gelip karısını kendisine haram kıldığını söyledi. İbn Abbas, “O sana haram değildir” dedi. Bedevî, “Peki Allah kitabında, ‘Bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi; ancak İsrail’in kendisine haram kıldığı şey müstesna’ buyurmuyor mu?” dedi. Bunun üzerine İbn Abbas güldü ve, “İsrail’in kendisine neyi haram kıldığını sen nereden biliyorsun?” dedi. Sonra topluluğa dönerek şöyle anlattı: İsrail’e siyatik hastalığı arız olmuş ve onu zayıf düşürmüştü. Allah’a, “Eğer beni bundan kurtarırsa artık damar yemeyeceğim” diye adakta bulundu. Yahudilerin etten damarları ayıklamalarının sebebi budur.

İbn Beşşâr, Muhammed b. Ca‘fer’den, o da Şu‘be’den, o da Ebû Bişr’den rivayet ettiğine göre Yusuf b. Mâhek şöyle anlatmıştır: Bir bedevî İbn Abbas’a gelip karısını kendisine haram kılan bir adamı zikretti. İbn Abbas, “O kadın ona haram değildir” dedi. Bedevî, “Peki Allah’ın şu sözüne ne dersin: ‘Bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi; ancak İsrail’in kendisine haram kıldığı şey müstesna’?” dedi. İbn Abbas şöyle dedi: İsrail’de siyatik hastalığı vardı. O da, “Allah bana şifa verirse artık etten damar yemeyeceğim” diye yemin etti. Bu sebeple kadın sana haram olmaz.

Yakub b. İbrahim, İbn Uleyye’den, o da Süleyman et-Teymî’den, o da Ebû Miclâz’dan rivayet ettiğine göre Ebû Miclâz bu ayet hakkında şöyle demiştir: Yakub’a siyatik ağrısı gelmişti. Bunun üzerine Allah’a adakta bulundu veya yemin etti ve onu hayvanlardan yememeye söz verdi. Damarların tamamı da o damara bağlı sayıldı.

Bişr, Yezîd’den, o da Saîd’den, o da Katâde’den rivayet ettiğine göre Katâde şöyle demiştir: Bize anlatıldığına göre İsrail’in kendisine haram kıldığı şey şuydu: Bir gece siyatik ağrısı onu tuttu ve uykusuz bıraktı. Bunun üzerine, “Eğer Allah bana şifa verirse artık asla siyatik damarı yemeyeceğim” diye yemin etti. Bundan sonra çocukları etin içindeki damarları takip edip çıkarır oldular. Ammâr’dan, İbn Ebî Ca‘fer, babası aracılığıyla Katâde’den buna benzer bir rivayet nakletmiş ve şu ilaveyi yapmıştır: İsrail, “Allah bana şifa verirse artık hiçbir damar yemeyeceğim” diye yemin etti. Bundan sonra çocukları etten damarları ayıklamaya başladılar. Onun Tevrat indirilmeden önce kendisine haram kıldığı şey damarlardı.

Hasan b. Yahyâ, Abdürrezzâk’tan, o da Ma‘mer’den, o da Katâde’den rivayet ettiğine göre Katâde, “İsrail’in kendisine haram kıldığı şey dışında” ifadesi hakkında şöyle demiştir: İsrail siyatik hastalığından şikâyet etti ve, “Allah bana şifa verirse damarları mutlaka kendime haram kılacağım” dedi. Böylece onları haram kıldı.

Hasan b. Yahyâ, Abdürrezzâk’tan, o da Süfyân es-Sevrî’den, o da Habîb b. Ebî Sâbit’ten, o da Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir: İsrail’e siyatik hastalığı gelmişti. Geceyi feryat ederek geçirirdi. Bunun üzerine Allah’a, “Eğer bana şifa verirse damar yemeyeceğim” diye adakta bulundu. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi. Süfyân, “feryat” kelimesini “bağırıp çağırma” olarak açıklamıştır.

Muhammed b. Amr, Ebû Âsım’dan, o da Îsâ’dan, o da İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet ettiğine göre Mücâhid, “İsrail’in kendisine haram kıldığı şey dışında” ifadesi hakkında şöyle demiştir: İsrail siyatik hastalığından şikâyet ederdi; bu yüzden damarları haram kıldı. Müsennâ da Ebû Huzeyfe’den, o da Şibl’den, o da İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den aynı rivayeti nakletmiştir.

İbn Humeyd, Cerîr’den, o da Mansûr’dan, o da Habîb b. Ebî Sâbit’ten, o da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas bu ayet hakkında şöyle demiştir: İsrail’e siyatik hastalığı gelirdi. Geceyi feryat ederek geçirirdi. Bunun üzerine kendi nefsine hiçbir damar yememeyi haram kıldı.

Başka bazıları ise İsrail’in kendisine haram kıldığı şeyin deve etleri ve deve sütleri olduğunu söylemiştir.

Kâsım, Hüseyin’den, o da Haccâc’dan, o da İbn Cüreyc’den, o da Abdullah b. Kesîr’den rivayet ettiğine göre Abdullah b. Kesîr şöyle demiştir: Bize ulaştığına göre İsrail bir hastalığa tutuldu. Bunun siyatik hastalığı olduğu söylendi. O da şöyle dedi: “Rabbim! Bana en sevimli yiyecek deve eti, en sevimli içecek de deve sütüdür. Eğer bana şifa verirsen onları kendime haram kılacağım.” İbn Cüreyc dedi ki: Atâ b. Ebî Rebâh da, “İsrail’in haram kıldığı şey deve eti ve deve sütüdür” demiştir.

Muhammed b. Sinân, Ebû Bekir el-Hanefî’den, o da Abbâd’dan, o da Hasan’dan rivayet ettiğine göre Hasan bu ayet hakkında şöyle demiştir: İsrail kendi nefsine deve etlerini haram kılmıştı. Yahudiler, Tevrat’ta İsrail’in deve etini kendisine haram kıldığını bulduklarını ileri sürüyorlardı. Oysa İsrail bunu Tevrat indirilmeden önce kendisine haram kılmıştı. Bunun üzerine Allah, “Tevrat’ı getirin de onu okuyun, eğer doğru söylüyorsanız” buyurdu. Yani, “Tevrat’ta İsrail’in kendisine deve eti dışında bir şeyi haram kıldığını bulamazsınız” demektir.

Muhammed b. Beşşâr, Yahyâ b. Saîd’den, o da Süfyân’dan, o da Habîb b. Ebî Sâbit’ten, o da Saîd’den, o da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir: İsrail’e siyatik hastalığı gelmişti. Geceleyin feryat ederdi. Bunun üzerine, “Allah beni bundan kurtarırsa artık onu yemeyeceğim” diye kendi nefsine söz verdi; yani deve etlerini. Yahudiler de bunu haram saydılar. Sonra bu ayeti okudu ve, “Yani bu, Tevrat’tan önceydi” dedi.

Ebû Küreyb, Yahyâ b. Îsâ’dan, o da A‘meş’ten, o da Habîb’den, o da Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas, “İsrail’in kendisine haram kıldığı şey dışında” ifadesi hakkında şöyle demiştir: O damarları ve deve etlerini haram kıldı. Siyatik hastalığı vardı. Deve etinden yedi, geceyi feryat ederek geçirdi. Bunun üzerine onu bir daha yememeye yemin etti.

Ebû Küreyb, Vekî‘den, o da İsrail’den, o da Câbir’den, o da Mücâhid’den rivayet ettiğine göre Mücâhid bu ifade hakkında şöyle demiştir: İsrail, hayvan etlerini haram kıldı.

Ebû Ca‘fer şöyle dedi: Bu görüşler içinde doğruya en yakın olanı, A‘meş’in Habîb’den, onun Saîd’den, onun da İbn Abbas’tan rivayet ettiği görüştür. Buna göre İsrail’in kendisine haram kıldığı şey damarlar ve deve etleridir. Çünkü Yahudiler bugüne kadar bu ikisinin haramlığı üzerinde birleşmişlerdir; ilk Yahudiler de bu konuda aynı görüşteydiler. Resûlullah’tan da buna yakın bir haber rivayet edilmiştir.

Ebû Küreyb, Yûnus b. Bükeyr’den, o da Abdülhamîd b. Behrâm’dan, o da Şehr b. Havşeb’den, o da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre Yahudilerden bir topluluk Resûlullah’ın huzuruna geldi ve şöyle dedi: “Ey Ebû’l-Kâsım! Tevrat indirilmeden önce İsrail’in kendisine haram kıldığı yiyeceğin ne olduğunu bize haber ver.” Resûlullah şöyle buyurdu: “Musa’ya Tevrat’ı indiren Allah adına size soruyorum: İsrail, yani Yakub, şiddetli bir hastalığa tutulmuş, hastalığı uzun sürmüş ve Allah’a şöyle bir adakta bulunmuştu: Eğer Allah onu hastalığından kurtarırsa, kendisine en sevimli yiyeceği ve içeceği mutlaka haram kılacaktı. Ona en sevimli yiyecek deve eti, en sevimli içecek de deve sütü idi. Bunu biliyor musunuz?” Onlar, “Evet, Allah şahittir ki biliyoruz” dediler.

Allah’ın “De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun” buyruğunun anlamı ise şudur: Ey Muhammed! Tevrat’ta Allah’ın kendilerine damarları, deve etlerini ve deve sütlerini haram kıldığını iddia eden Yahudilere de ki: Tevrat’ı getirin ve okuyun. Yani onlara şöyle söyle: Tevrat’ı getirin ve okuyun ki, onların Allah hakkında söyledikleri yalan ve batıl iddia, durumu bilmeyen kimseler için de ortaya çıksın. Çünkü bu, Allah’ın Tevrat’ta indirdiği şeylerden değildir.

“Eğer doğru söylüyorsanız” ifadesi de şu anlama gelir: Eğer Allah’ın bu şeylerin haramlığını Tevrat’ta indirdiği iddianızda haklıysanız, Tevrat’ı getirin ve ondan bize bu haramlığı okuyun. Bu, Allah’ın onların yalan söylediklerini haber vermesidir. Çünkü onlar bunu doğrulayacak bir metni asla getiremeyeceklerdir. Böylece Allah, onların kendisi hakkında yalan söylediklerini Peygamberine bildirmiş ve bu bilgiyi onlar aleyhine bir delil kılmıştır. Çünkü bu mesele, kendi milletlerinden birçok kimseye bile gizliydi. Muhammed ise onların milletinden olmayan ümmî bir peygamberdi. Allah onu kendi katından vahiy ile bilgilendirmeseydi, bunu bilmemesi daha beklenirdi. Bu sebeple bu bilgi, onun Allah’ın peygamberi olduğuna dair Yahudilere karşı en büyük delillerden biri olmuştur. Çünkü bu, onların ilk dönemlerine ait gizli bilgilerindendi; bunu ancak onların özel âlimleri veya hiçbir şey kendisine gizli kalmayan Allah’ın bildirdiği bir peygamber, bir resul yahut Allah’ın dilediği kullarından ilmine muttali kıldığı kimseler bilebilirdi.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ali-imran-92/,https://kutsalayet.de/ali-imran-94/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız