Ali b. İbrahim, babasından ve Ali b. Muhammed el-Kâsânî’den; ikisi birlikte Kasım b. Muhammed’den, o Süleyman el-Minkarî’den, o Hafs b. Gıyâs’tan nakletti. Hafs şöyle dedi: Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Tanınmamaya gücün yeterse bunu yap. İnsanların seni övmemesi sana ne zarar verir? Allah katında övülmüş olduktan sonra insanlar katında yerilmiş olman sana ne zarar verir?” Sonra şöyle buyurdu: “Babam Ali b. Ebî Talib şöyle demiştir: Yaşamda ancak iki kişi için hayır vardır: Her gün hayrını artıran kişi ve ölümünü tövbe ile yakalamaya çalışan kişi. Fakat tövbe ona nereden olacak? Allah’a yemin olsun ki boynu kopuncaya kadar secde etse bile, Allah Tebâreke ve Teâlâ bunu ancak bizim, Ehl-i Beyt’in velayetiyle kabul eder. Şunu bilin ki kim bizim hakkımızı tanır, bizim hakkımızda sevap umar, her gün yarım müd kadar azığa, avretini örtecek şeye ve başını barındıracak şeye razı olursa, onlar Allah’a yemin olsun ki bu hâlde bile korku ve ürperti içindedirler; dünyadan paylarının bu olmasını isterler. Allah da onları böyle vasfetmiş ve şöyle buyurmuştur: ‘Verdiklerini verdikleri hâlde kalpleri ürperenler, çünkü onlar Rablerine döneceklerdir.’ (Müminûn 60) Sonra buyurdu ki: ‘Onlar ne verdiler?’ Allah’a yemin olsun ki onlar itaatle birlikte sevgi ve velayeti verdiler; buna rağmen korku içindedirler. Onların korkusu şüphe korkusu değildir; fakat bizim sevgimizde ve itaatimizde eksik kalmış olmaktan korkmuşlardır.”