Muhammed b. Sinân şöyle dedi: Rızâ’nın yanında bulunuyordum. Bana şöyle buyurdu: “Ey Muhammed! Benî İsrail zamanında dört mümin vardı. Bunlardan biri, diğer üçünün bir araya gelip içlerinden birinin evinde konuşmakta oldukları sırada onların yanına geldi ve kapıyı çaldı. Hizmetçi dışarı çıktı. Adam, ‘Efendin nerede?’ diye sordu. Hizmetçi, ‘Evde yoktur’ dedi. Bunun üzerine adam geri döndü. Hizmetçi içeri girince efendisi ona, ‘Kapıyı çalan kimdi?’ diye sordu. O da, ‘Falan kişiydi, ben de sana evde olmadığını söyledim’ dedi. Ev sahibi sustu, hizmetçisini kınamadı. Onlardan hiçbiri adamın kapıdan geri çevrilmesine üzülmedi ve konuşmalarına devam ettiler.
Ertesi gün adam erkenden onların yanına geldi. Onları, içlerinden birine ait bir araziye gitmek üzere evden çıkmış halde buldu. Selam verdi ve, ‘Ben de sizinle geleyim’ dedi. Onlar da, ‘Olur’ dediler; fakat bir gün önceki davranışları için ondan özür dilemediler. Adam ihtiyaç sahibi ve zayıf durumdaydı. Yolun bir kısmına geldiklerinde üzerlerine bir bulut gölge yaptı. Bunun yağmur bulutu olduğunu sanarak acele ettiler. Bulut tam başlarının üzerine geldiğinde bulutun içinden bir ses yükseldi: ‘Ey ateş! Onları al! Ben Allah’ın elçisi Cebrâil’im.’ Bunun üzerine bulutun içinden çıkan bir ateş o üç kişiyi yakalayıp aldı. Adam ise dehşete kapılmış halde kaldı; onların başına gelenlere şaşıyor, sebebini de bilmiyordu.
Şehre geri döndü ve Yûşa b. Nûn ile karşılaştı. Gördüklerini ve işittiklerini ona anlattı. Yûşa b. Nûn şöyle dedi: ‘Allah’ın, kendilerinden razı olduktan sonra onlara gazap ettiğini bilmiyor musun? Bu, sana yaptıkları yüzündendir.’ Adam, ‘Bana ne yaptılar ki?’ dedi. Yûşa ona olup biteni anlattı. Bunun üzerine adam, ‘Ben onları bağışladım ve haklarımı helal ettim’ dedi. Yûşa şöyle dedi: ‘Bu daha önce olsaydı onlara fayda verirdi. Fakat şimdi artık fayda vermez. Yine de bundan sonra onlara bir yararı dokunabilir.’”