"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yedi İlah – Ezidilik

Yezidiler, büyük velileri Şeyh Adî’nin yanı sıra, Tanrı’ya onların aracılığıyla dua ettikleri yedi şeyhe daha inanırlar. Bu şeyhler de tanrılaştırılmış ve Şeyh Adî’nin yanında onurlu bir konuma yerleştirilmişlerdir. Bunlar hakkında da, tıpkı Şeyh Adî konusunda olduğu gibi, çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar bunların başmelekler olduğunu, bazıları Tanrı’nın farklı sıfatlarını temsil ettiklerini, bazıları ise Zerdüşt dinindeki Ameşa Spentalar (ölümsüz kutsal varlıklar) olduklarını iddia etmiştir. Bu son görüş Victor Dingelstadt tarafından ortaya atılmıştır.

Chwolsohn ise daha da ileri giderek, “Şeyh Şems Tapınağı’nın hiç şüphesiz bir güneş tapınağı olduğunu ve güneş ışınlarının mümkün olduğu kadar çok üzerine düşecek şekilde inşa edildiğini” ileri sürmektedir. Bu kesin iddianın dayanağı olarak Layard’ın verdiği bilgiler gösterilmektedir.

İngiliz araştırmacının bu görüşü, binanın Şeyh Şems’in mabedi olarak adlandırılmasına; Şeyh Adî’nin büyük bayramlarında kurban edilen beyaz boğaların Şems’e adanmış olmasına; eski dinlerde boğanın güneşe adanmasının yaygın bir uygulama olmasına ve bunun muhtemelen Asur kökenli bulunmasına; ayrıca Yezidilerin atalarına ait eski bir efsaneyi farkında olmadan yaşatmış olabileceklerine dayanmaktadır.

Bana göre bu görüşün temelinde, Şeytanperestlerin dininin eski bir dinin kalıntısı olduğu ve bu nedenle içindeki her unsurun geçmişteki sistemden kalmış bir iz olarak değerlendirilmesi gerektiği şeklindeki peşin kabul yatmaktadır. Oysa çeşitli nedenlerle bunun doğru olmadığı kanaatindeyim.

Badger’in de haklı olarak belirttiği gibi, Yezidilerin burayı Şeyh Şems diye adlandırmalarının nedeni yalnızca kısa söyleyiştir. Çünkü kapının üzerindeki kitabe tam adı vermektedir: “Şeyh Şems Ali Bey ve Faris.” Görüldüğü gibi yazıtta iki kişinin adı yer almaktadır.

Ayrıca Şems kelimesi Müslüman isimlerinde çok sık kullanılmaktadır. Bu adı taşıyan en meşhur kişi, XIII. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Celâleddîn Rûmî’nin dostu ve manevî rehberi Tebrizli Şemseddin’dir.

Bunun yanında Şeyh Adî’nin türbesinin çevresinde, her biri tanrılaştırılmış başka bir şeyhe adanmış çok sayıda benzer ziyaretgâh bulunmaktadır. Bu şeyhlerin çoğunun tarihî şahsiyet olduğu bilinmektedir.

Örneğin Geylanlı Şeyh Abdülkadir, yani İran’ın Gilan bölgesinden Muhyiddin Abdülkadir Geylânî, Kadirî tarikatının kurucusudur. Hicrî 471 (1078-1079) yılında doğmuş, Hicrî 561 (1165-1166) yılında vefat etmiştir.

Yine Kadîb el-Bân da Musullu olup Şeyh Adî’nin çağdaşıdır. İbn Hallikân, Muhyiddin eş-Şehrizûrî’nin biyografisini verirken şöyle der:

“Cenazesi Musul’un Meydan Kapısı dışında, mucizeleriyle meşhur Kadîb el-Bân’ın mezarının yanına onun için yaptırılan türbeye nakledildi.”

Mansûr el-Hallâc ise büyük bir mutasavvıf olup ileri düzey sûfîler tarafından veli kabul edilmiştir. Hicrî 309 (921-922) yılında, “Ene’l-Hak” (Ben Hakk’ım) sözünü söylediği için sapkınlık ve küfür suçlamasıyla Bağdat’ta çok ağır şekilde idam edilmiştir. Buna rağmen sûfî biyografi yazarlarının tamamı ondan büyük saygıyla söz etmektedir.

Yezidilerin temel duasında adı geçen yedi şeyhten bazıları da tarihî kişilerdir.

Şeyh Hasan (Şeyhsin diye de yazılır), Basralı ünlü âlim Hasan-ı Basrî’dir. 728 yılında ölmüştür. İbn Hallikân onun biyografisini verir ve zühdü, Allah korkusu ve ibadetiyle meşhur olduğunu anlatır.

Fahreddin ise Taberistan’ın Rey şehrinden Fahreddin er-Râzî’dir. Şafiî mezhebinin büyük âlimlerinden biri olup çağının en seçkin kelâmcısı kabul edilmiştir. Arapça ve Farsça vaazlar verir, konuşmaları sırasında gözyaşlarına boğulurdu. Faziletleri ve ilmî üstünlüğü saymakla bitmezdi. Hicrî 544 (1150) yılında doğmuş, Hicrî 606 (1210) yılında Herat’ta vefat etmiştir.

Bütün bu bilgiler ışığında, kimliği tam belirlenemeyen diğer şeyhlerin de tarihî şahsiyetler olduğu sonucuna varıyorum. Birçoğu aynı adı taşıdığı için hangisinin kastedildiğini kesin olarak belirleyemiyoruz.

İşte bu nedenle, sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek için tümevarım yönteminin mutlaka tarihî araştırmalarla desteklenmesi gerektiğini söylüyorum.

Bununla birlikte, böyle bir konuda eleştirel biçimde uygulandığında felsefî yöntem de tatmin edici sonuçlar verebilir. Bunun için dinî bilinç alanındaki gözlemler dikkate alınmalıdır.

İnsan zihninin özelliklerinden biri, insanı tanrılaştırmaya eğilimli olmasıdır. Bunun örnekleri insanların yöneticilerine verdikleri unvanlarda görülür. Tell el-Amarna tabletlerinde Suriye’deki küçük krallar, Mısır kralına yazdıkları mektuplarda ona “tanrım” diye hitap etmektedirler. Örneğin Sur Kralı Abimilki şöyle yazar:

“Efendime, krala, güneşime, tanrıma…”

Bunun yanında ölmüş kimselere de insanüstü özellikler yüklenmiştir. İlk dönemlerde ölülerin ruhlarından korkulurken, zamanla onlarla ilişki kurmaya çalışılmış, kendilerine kurbanlar ve hediyeler sunulmuştur. Sonunda geleceği bilen ilahî varlıklar olarak görülmeye başlanmışlardır.

Eski Ahit’te ölülere ibadet edildiğine ve ataların veya kahramanların mezarlarının ibadet yeri hâline geldiğine dair örnekler bulunmaktadır. Örneğin Miryam’ın Kadeş’teki mezarı bunlardan biridir.

Bugün bile Arabistan’da evliya türbeleri çok yaygındır ve her yıl binlerce insan bu türbeleri ziyaret ederek velilerin aracılığını talep etmektedir. Aynı şekilde Suriye’deki Nusayrîler Ali’yi, Dürzîler Hâkim’i, Babîler Behâullah’ı, Hristiyanlar ise azizlerini kutsallaştırmışlardır.

Dolayısıyla Yezidilerin şeyhlerini ve kahramanlarını tanrılaştırmaları şaşırtıcı değildir. Onlar yalnızca insan zihninin ortak eğilimini, yani insanı ilahlaştırma eğilimini göstermişlerdir.

Ayrıca dinlerin tarihî gelişimine bakıldığında, yalnızca ruhlara inanılan dönem geride kaldıktan sonra bazı ilahların diğerlerinden ayrılarak bağımsız kişisel tanrılar hâline geldiği görülmektedir. Aştoret ve Baal’ın Hadad ile Aşirat’ın yanında öne çıkması bunun örneklerindendir.

Modern Yezidiliğin gelişiminde de buna benzer bir durum görülmektedir. Çok sayıdaki şeyh ve mürid arasından, Şeyh Adî’nin ardından yedi şeyh diğerlerinden ayrılarak bağımsız ilahlar hâline gelmiştir.

Bu şeyhler adına her yıl nisan ayında çeşitli köylerde, Şeyh Adî’nin türbesindeki törenlere benzer bayramlar düzenlenir. Kendilerine ait kulübelerde her gece kandiller yakılır ve sabaha kadar yanık bırakılır. Bir odası bulunan türbelerde ise kavallar her salı ve perşembe günü gün batımında toplanır, mezarların üzerinde tütsü yakar, bir süre bekleyip pipolarını içtikten sonra evlerine dönerler.

İlginç bayramlardan biri de Ba‘şika halkının kutladığı Şeyh Muhammed bayramıdır. Türbesi burada bulunduğu için bu kutlama burada yapılmaktadır. Yezidiler bu bayramda Şeyh Muhammed’in yılda bir kez evlendiğine inanır ve onun düğününü kutladıklarını söylerler.

Kadınlar ve erkekler birlikte dans ederken kavallar ney ve def çalarlar. Melek Tavus, Bahzani’den Ba‘şika’ya büyük bir sevinç ve müzik eşliğinde alayla getirilir. Kutsal tavus kuşunu taşıyan kişinin önünde ellerinde yanan mumlar bulunan iki pir yürür ve mumları sağa sola sallayarak ilerlerler.

Alay geçerken yol kenarında bulunanlar saygıyla eğilir, ellerini tütsü dumanına tutup ardından kollarına ve yüzlerine sürerler.

Melek Tavus’un sembolü, onu misafir etme hakkı için en yüksek teklifi veren kişinin evine götürülür. İki gün boyunca burada kalır. Bu süre içinde bütün dünyevî eğlenceler durdurulur ve insanlar sembolü ziyaret ederek saygılarını sunarlar.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız