Ebu Cafer Muhammed b. Ali es-Sânî’nin Doğumu
Ramazan ayında, yüz doksan beş yılında doğdu. İki yüz yirmi yılında, Zilkade’nin sonunda vefat etti. O sırada yirmi beş yaşında, iki aylık ve on sekiz günlüktü. Bağdat’ta, Kureyş kabristanında, dedesi Musa’nın kabrinin yanında defnedildi. Mu‘tasım, vefat ettiği bu yılın başında onu Bağdat’a getirtmişti. Annesi, Sebîke denilen Nubiyeli bir ümmü veled idi. Adının Hayzürân olduğu da söylenmiştir. Onun, Resul’ün oğlu İbrahim’in annesi Mâriye’nin ailesinden olduğu da rivayet edilmiştir.
Ahmed b. İdris, Muhammed b. Hassân’dan, o Ali b. Halid’den rivayet etti. Muhammed dedi ki: O Zeydî idi. Ali b. Halid dedi ki: Ben Asker’deydim. Orada Şam taraflarından zincire vurulmuş olarak getirilmiş bir adamın hapsedildiği haberi bana ulaştı. “O peygamberlik iddia etti” diyorlardı. Kapıya gittim, kapıcılarla ve perdedarlarla iyi geçinerek sonunda ona ulaştım. Bir de baktım anlayış sahibi bir adamdır. Ona, “Ey adam, senin hikâyen nedir, işin nedir?” dedim. Dedi ki: “Ben Şam’da, Hüseyin’in başının bulunduğu yer denilen mevkide Allah’a ibadet eden bir adamdım. Ben ibadetimle meşgulken bir şahıs bana geldi ve ‘Kalk, bizimle gel’ dedi. Onunla kalktım. Onunla birlikteyken birden kendimi Kûfe Mescidi’nde buldum. Bana, ‘Bu mescidi tanıyor musun?’ dedi. Ben, ‘Evet, bu Kûfe Mescidi’dir’ dedim. O namaz kıldı, ben de onunla birlikte namaz kıldım. Sonra onunla birlikteyken birden kendimi Medine’de Resul’ün mescidinde buldum. Resul’e selam verdi, ben de selam verdim. Namaz kıldı, ben de onunla birlikte namaz kıldım ve Resul’e salât etti. Sonra onunla birlikteyken birden kendimi Mekke’de buldum. Onunla birlikte kaldım; o menasikini yerine getirdi, ben de onunla birlikte menasikimi yerine getirdim. Sonra onunla birlikteyken birden kendimi Şam’da Allah’a ibadet ettiğim yerde buldum. Adam gitti. Ertesi yıl olduğunda bir de baktım yine o geldi; ilk yaptığı gibi yaptı. Menasikimizi bitirip beni Şam’a geri götürünce ve benden ayrılmaya yönelince, ‘Seni, gördüğüm şeye güç yetirmeni sağlayan hak adına yemin ettiriyorum; bana kim olduğunu haber ver’ dedim. O, ‘Ben Muhammed b. Ali b. Musa’yım’ dedi.”
Dedi ki: Haber yayıla yayıla Muhammed b. Abdülmelik ez-Zeyyât’a ulaştı. Bana adam gönderdi, beni yakaladı, demire vurdu ve Irak’a taşıttı. Ben ona, “Öyleyse hikâyeni Muhammed b. Abdülmelik’e arz et” dedim. O da yaptı ve hikâyesinde olanları anlattı. Bunun üzerine hikâyesine şöyle yazdı: “Seni bir gecede Şam’dan Kûfe’ye, Kûfe’den Medine’ye, Medine’den Mekke’ye çıkaran ve seni Mekke’den Şam’a geri döndüren kimseye söyle de seni bu hapsinden çıkarsın.”
Ali b. Halid dedi ki: Onun bu hâli beni kederlendirdi, ona acıdım ve ona teselli ve sabır tavsiye ettim. Sonra erkenden yanına gittim. Bir de baktım askerler, muhafızların başı, zindanın sahibi ve Allah’ın yarattıklarından kalabalık bir topluluk oradadır. “Bu nedir?” dedim. Dediler ki: “Şam’dan getirilen, peygamberlik iddia eden adam dün gece kayboldu. Yerin mi onu yuttuğu, yoksa kuşun mu onu kapıp götürdüğü bilinmiyor.”