Ali b. İbrahim, babasından ve Ali b. Muhammed el-Kâsânî’den, ikisi birlikte Zekeriyyâ b. Yahyâ b. Nu‘mân es-Sayrafî’den rivayet etti. Zekeriyyâ şöyle dedi: Ali b. Cafer’in Hasan b. Hüseyin b. Ali b. Hüseyin’e şöyle anlattığını işittim: “Allah’a yemin olsun ki Allah Ebû’l-Hasan Rızâ’ya yardım etti.” Hasan ona, “Evet, Allah’a yemin olsun, sana feda olayım; kardeşleri ona karşı azgınlık ettiler” dedi. Ali b. Cafer, “Evet, Allah’a yemin olsun; biz amcaları da ona karşı azgınlık ettik” dedi. Hasan ona, “Sana feda olayım, nasıl yaptınız? Ben yanınızda bulunmamıştım” dedi. O şöyle dedi: “Kardeşleri ve biz de ona, ‘Bizim içimizde şimdiye kadar rengi farklı bir imam olmamıştır’ dedik. Rızâ onlara, ‘O benim oğlumdur’ dedi. Onlar, ‘Resulullah kâiflerin hükmüne göre hükmetmiştir; bizimle senin aranda kâifler olsun’ dediler. O, ‘Onlara siz haber gönderin; ben göndermem. Onları niçin çağırdığınızı da onlara bildirmeyin. Siz evlerinizde olun’ dedi. Kâifler geldiğinde bizi bahçeye oturttular; amcaları, kardeşleri ve kız kardeşleri saf tuttular. Rızâ’yı aldılar, ona yünden bir cübbe ve ondan bir külah giydirdiler, boynuna bir kürek koydular ve ona, ‘Bahçeye gir; sanki orada çalışıyormuşsun gibi yap’ dediler. Sonra Ebû Cafer’i getirdiler ve, ‘Bu çocuğu babasına katın’ dediler. Kâifler şöyle dediler: ‘Burada onun babası yoktur; fakat bu, babasının amcasıdır; bu, babasının amcasıdır; bu, amcasıdır; bu da halasıdır. Eğer burada onun babası varsa, bahçenin sahibi olan kişidir; çünkü onun ayaklarıyla bunun ayakları birdir.’ Ebû’l-Hasan geri dönünce, ‘Bu onun babasıdır’ dediler.”
Ali b. Cafer dedi ki: “Ben ayağa kalktım, Ebû Cafer’in tükürüğünü emdim, sonra ona, ‘Allah katında senin benim imamım olduğuna şahitlik ederim’ dedim. Bunun üzerine Rızâ ağladı ve şöyle buyurdu: ‘Ey amca! Babamın, Resulullah’ın şöyle buyurduğunu söylediğini işitmedin mi: Anam babam, cariyelerin en hayırlısının oğluna, ağzı güzel ve rahmi seçilmiş Nûbiyeli kadının oğluna feda olsun. Yazık onlara! Allah, fitne sahibi olan küçük Abbas’ı ve onun soyunu lanetlesin. Yıllar, aylar ve günler boyunca onları öldürecek, onlara zillet tattıracak ve onlara acı bir kadeh içirecektir. O, babasının ve dedesinin intikamı alınmamış, sürülmüş, dağılmış, gaybet sahibi kimsedir. Onun hakkında, “Öldü mü, helak mi oldu, hangi vadiye gitti?” denilecektir. Ey amca, bu benden başkasından mı olur?’ Ben de, ‘Doğru söyledin, sana feda olayım’ dedim.”