Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Berkî’den, o Ebû Tâlib’den, o Sedîr’den rivayet etti. Sedîr şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Bir topluluk sizin ilahlar olduğunuzu iddia ediyor ve buna dair bize Kur’an’dan, ‘Gökte ilah olan da O’dur, yerde ilah olan da O’dur’ ayetini okuyorlar” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey Sedîr! Kulağım, gözüm, derim, etim, kanım ve saçım bunlardan uzaktır; Allah da onlardan uzaktır. Bunlar benim dinim üzere de değildir, babalarımın dini üzere de değildir. Allah’a yemin olsun ki Allah kıyamet günü beni onlarla bir araya getirdiğinde mutlaka onlara gazap etmiş olarak bir araya getirecektir.” Ben, “Bizim yanımızda bir topluluk da sizin elçiler olduğunuzu iddia ediyor ve buna dair bize Kur’an’dan, ‘Ey elçiler! Temiz şeylerden yiyin ve salih amel işleyin; şüphesiz ben yaptıklarınızı bilirim’ ayetini okuyorlar” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey Sedîr! Kulağım, gözüm, saçım, derim, etim ve kanım bunlardan uzaktır; Allah ve Resulü de onlardan uzaktır. Bunlar benim dinim üzere de değildir, babalarımın dini üzere de değildir. Allah’a yemin olsun ki Allah kıyamet günü beni onlarla bir araya getirdiğinde mutlaka onlara gazap etmiş olarak bir araya getirecektir.” Ben, “O hâlde siz nesiniz?” diye sordum. O da şöyle buyurdu: “Biz Allah’ın ilminin hazineleriyiz, biz Allah’ın emrinin tercümanlarıyız, biz masum bir topluluğuz. Allah Teâlâ bize itaati emretmiş ve bize isyanı yasaklamıştır. Biz, göğün altında ve yerin üstünde bulunan kimseler üzerine apaçık hüccetiz.”