Hasen b. Ömer bize rivayet etti. Yezîd bize rivayet etti. Habîb’den. Atâ’dan. Câbir b. Abdullah’tan:
Câbir dedi ki:
Allah’ın Elçisi ile beraberdik; hacca telbiye getirdik. Zilhicce’den dört gün geçince Mekke’ye geldik. Peygamber bize Beyt’i ve Safâ ile Merve’yi tavaf etmemizi; bunu umre yapmamızı ve ihramdan çıkmamızı emretti. Yalnız yanında kurbanlık olanlar (ihramdan çıkmasın), dedi. Bizden hiç kimsede kurbanlık yoktu; sadece Peygamber’de ve Talha’da vardı. Ali Yemen’den kurbanlıkla geldi ve “Allah’ın Elçisi neye ihrama girdiyse ben de ona ihrama girdim” dedi.
Sonra “Minâ’ya gidiyoruz” dediler; (Câbir) şunu da söyledi: “Birimizden meni damlıyor (olacak şekilde eşleriyle beraber olacağız)!” Bunun üzerine Allah’ın Elçisi şöyle buyurdu:
“İşimin başını sonu gibi (yeniden) bilseydim, kurbanlık göndermemiş olurdum. Yanımda kurbanlık olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım.”
Sonra kendisi Cemretü’l-Akabe’yi taşlarken Sürâka ona rastladı ve “Ey Allah’ın Elçisi, bu (umreyi hacca çevirme kolaylığı) sadece bize mi mahsus?” dedi. “Hayır; aksine ebediyen (böyledir)” buyurdu.
(Câbir devam etti:) Âişe Mekke’ye hayızlı olarak gelmişti. Peygamber ona, temizleninceye kadar tavaf etmemesi ve namaz kılmaması dışında bütün menasiki yapmasını emretti. Bat-hâ’ya indiklerinde Âişe “Ey Allah’ın Elçisi, siz hac ve umre ile gidiyorsunuz; ben ise yalnız hac ile gidiyorum” dedi. Bunun üzerine Peygamber, Abdurrahman b. Ebû Bekir es-Sıddîk’a onunla birlikte Ten‘îm’e gitmesini emretti; Âişe, hac günlerinden sonra Zilhicce içinde umre yaptı.