Yahyâ b. Kaza‘a bize rivayet etti; İbrahim bize rivayet etti; Zührî’den; Âmir b. Sa‘d b. Mâlik’ten; babasından; (Sa‘d) dedi ki:
“Veda Haccı yılında, ölüm derecesinde ağırlaştığım bir hastalık geçirdiğim sırada Peygamber beni ziyaret etti. ‘Ey Allah’ın elçisi! Görüyorsun, hastalık beni çok zorladı. Ben varlıklı biriyim; tek bir kızım dışında mirasçım yok. Malımın üçte ikisini sadaka vereyim mi?’ dedim.
‘Hayır’ dedi.
‘Yarısını sadaka vereyim mi?’ dedim.
‘Üçte bir, ey Sa‘d! Üçte bir de çoktur. Senin, soyunu zengin bırakman; onları insanlardan dilenen yoksullar bırakmandan daha hayırlıdır’ dedi.”
(Ayrıca şu anlamı da ekledi:)
“Sen, Allah’ın rızasını isteyerek yaptığın hiçbir harcamayı boşuna yapmış olmazsın; Allah mutlaka sana onun karşılığını verir. Hatta eşinin ağzına koyduğun lokmaya kadar.”
Ben: “Ey Allah’ın elçisi! Arkadaşlarımdan sonra geri mi bırakılacağım?” dedim.
O şöyle dedi: “Sen geri bırakılsan da Allah’ın rızasını isteyerek bir iş yaparsan, bununla derecen ve üstünlüğün artar. Belki de öyle bir süre yaşarsın ki, bazı topluluklar senden fayda görür; başka bazıları da (seninle) zarar görür. Allah’ım! Ashabımın hicretini tamamla; onları gerisin geri çevirmesin. Fakat bahtsız olan Sa‘d b. Havle’dir.”
(Peygamber, Sa‘d b. Havle’nin Mekke’de vefat etmiş olmasına üzülmüştü.)