Abdullah b. Recâ bize rivayet etti; İsrail bize rivayet etti; Ebû İshak’tan; Berâ’dan: Berâ dedi ki:
Ebû Bekir, Âzib’den on üç dirheme bir semer satın aldı. Ebû Bekir Âzib’e: “Berâ’ya söyle, semerimi bana taşısın.” dedi. Âzib: “Hayır! Mekke’den çıktığınızda müşrikler sizi ararken sen ve Resûlullah ne yaptınız, anlatmadıkça olmaz.” dedi.
(Ebû Bekir) dedi ki: Mekke’den yola çıktık; gecemizi ve gündüzümüzü yürüyerek geçirdik; öğle sıcağı bastırdı. Gözüme bir gölge ilişir mi diye baktım; sığınayım diye. Bir kaya gördüm; yanına geldim; kalan gölgesini gördüm, düzelttim. Sonra o gölgede Peygamber için bir yer hazırladım ve:
“Yat ey Allah’ın Peygamberi.” dedim.
Peygamber yattı. Ben de etrafı kolaçan etmeye çıktım; takip eden birini görüyor muyum diye baktım. Bir de ne göreyim: Bir çoban koyunlarını kayaya doğru sürüyor; bizim istediğimiz gibi kayadan gölge istiyor. Ona:
“Ey delikanlı, kimin çobanısın?” dedim.
“Kureyş’ten bir adamın.” dedi; adını söyledi; ben de onu tanıdım.
“Senin koyunlarında süt var mı?” dedim.
“Evet.” dedi.
“Süt sağar mısın?” dedim.
“Evet.” dedi.
Ona emrettim; sürüsünden bir koyun tuttu. Sonra ona memeyi tozdan silkmesini emrettim; sonra ellerini silkmesini emrettim; şöyle yaptı: Bir elini öbürüne vurup silkeledi. Bana bir miktar süt sağdı.
Ben Resûlullah için, ağzında bir bez bulunan bir kap hazırlamıştım. Sütün üzerine su döktüm; altı soğuyuncaya kadar. Sonra onu Peygamber’e götürdüm; uyandığı ana denk geldim ve:
“İç, ya Resûlallah.” dedim.
İçti; ben razı oluncaya kadar (içti). Sonra:
“Artık yola koyulma vakti geldi, ya Resûlallah.” dedim.
“Evet.” dedi.
Yola koyulduk; insanlar bizi arıyordu. Onlardan hiç kimse bize yetişemedi; sadece Sürâka b. Mâlik b. Cu‘şum, atıyla (bizi yaklaştı). Ben:
“İşte takipçi bize yetişti, ya Resûlallah.” dedim.
O da:
“Üzülme; Allah bizimle beraberdir.” dedi.