"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Tevbeden sonra şahitliğin iade edilmesi

Hakim’in yanında bir fa.sık şahitlik edecek olursa, fıskı sebebiyle şahitliği reddedilir. Sonra tevbe eder ve düzgün işlerde bulunursa, onun bu şahitliği tekrar kendisine iade edilir. Bunun yanında kendisinin (tekrar) şahitliği kabul edilmez. Bunu, İmam Şafü ve rey ashabı söylemiştir. Zira o bu şahitliğini eda etmekle itham altında bulunur; çünkü şahitliği nedeniyle kusurlu hüküm dedir ve bu kusuru nedeniyle de eksikliği yanı sıra şahitliğinde bir tür arıza söz konusu olmuş demektir. Bir de fısk gizlidir, bu durumda araştırılmasına ve içtihada ihtiyaç duyulur. Dolayısıyla şahitliği içtihat açısından merduddur ve içtihadından dolayı makbul değildir. Çünkü o vakit içtihadın içtihat ile nakzedilmesine sürüklemiş olur.
Ebu Sevr, el-Müzeni ve Davud (ez-Zahiri) ise: Bu durumda şahitliği tekrar kabul edilir, demişlerdir. İbn Munzir şöyle demiştir: Nazar (görüş, kıyas ve bakış açısı) buna delalet eder; zira bu (yeni) şahitliği artık adil bir şahitlik sayılacağından, kabul edilir. Tıpkı kafir iken adamın şahitliği makbul değil iken, ardından Müslüman olduktan sonra şahitliği makbul olur. (Ama) küfür üzere bulunan bir kafirin, çocukluk dönemindeki bir çocuğun veya kölelik halindeki bir kölenin bu durumlarının bu konumuzla farklı olacağı yönünde cevap verilmiştir. Çünkü kafir Müslüman olunca, çocuk buluğa girince ve köle de azad olunca, şahitlikleri makbul’ dür, ama bu konumuzdaki kişinin şahitliği makbul değildir. Çünkü onun bu şahitliği ilk defasında içtihatla reddedilmiş değildir, onun bu reddi ancak yakin (kesin bilgi) ile reddedilmiştir. Bunun yanında buluğ ve hürlük, şahidin amellerinden değildir ki, şahitliklerinin kabulü için icra etmeleri durumunda töhmet altına alınmış olsunlar. Kafir ise kafir iken bu durumunu bir ayıp olarak görmez ve reddedilecek olan şahitliğinden sebep dinini de terk etmiş değildir. Nehfü, Zühri, Katade, Ebu’z Zinad ve İmam Malik’ten nakledildiğine göre şahitlik, Müslüman olan ve buluğ çağına giren kimse hakkında da reddedilir. İmam Ahmed’ den gelen bir diğer görüş de bu yöndedir.
Her şahitlik söz konusu töhmetin zail olmasından sonra ya töhmetten dolayı veya iade edilmesi halinde ehliyetsiz olmasından sebep merdud’dur. Ehliyetin mevcut olmasında ise iki görüş gelmiştir. Açık görüş, bunun sahih olacağı yöndedir. Bunun yanında şahitliğin fısk konusuna kıyas edilmesi ise doğru değildir; çünkü aralarında fark bulunmaktadır.
Tahammül (yüklenmesi) konusunda adalete bakılmaz, buluğa ermiş olması ve Müslüman olması konusunda da buna bakılmaz; zira bunlarda töhmet olmaz, buna sadece eda konusunda itibar edilir. Öyleyse fa.sık bir adam bir şey görse veya işitse sonra adalete dönüp buna şahitlik etse, bu şahitliği kabul edilir. el-Muvaffak der ki: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur. Aynı şekilde çocuk buluğa girse ve kafir de Müslüman olsa şahitlikleri kabul olur. İki şahit hakim huzurunda şahitlik etseler ve şahitlikleri de makbul olan kimselerden iseler sonra hakim hüküm vermese ve bu müddet zarfında fısk işleseler veya kafir olsalar, o takdirde şahitlikleri lehine hüküm verilmez. Bunu, Ebu Yusuf ve İmam Şafü söylemiştir.
Bunun açıklaması iki şekildedir:
Birincisi: Şahidin adaletli olması hüküm için bir şarttır; dolayısıyla hüküm verilene değin bu adaletin devam etmesine itibar edilir. Zira şartların, şart koşulan şeylerde mevcut olması gerekir. Dolayısıyla da fıska girerse, şart bitmiş olur, hüküm vermek de caiz olmaz.
İkincisi: Fıskının ve küfrünün ortaya çıkması, bunu takdim ettiğine (öncelediğine) delalet eder. Zira adeten insanoğlu fıskını gizlerken, adaletini açığa vurur, zındık ise küfrünü gizlerken, Müslümanlığını açığa vurur. Dolayısıyla şahitlik ederken kafirlik veya fa.sıklık yapmalarından emin olamayız, öyleyse şüphenin söz konusu olduğu bir durumda hüküm vermek caiz olmaz.
Ebu Sevr ve el-Müzeni ise: Bu durumda hüküm verilir, demişlerdir. Çünkü şahitliğe ehil olma bekası, hüküm konusunda şart değildir, buna dair delil ise ölmüş olmaları durumundaki haldir ve aynı şekilde hüküm verildikten sonra fıskın yeniden icra edilmesidir. (Ama) hüküm verildikten sonra ortaya çıkacak bir durumun bu hükmü bozmuş olmayacağı yönünde cevap verilmiştir. Zira hüküm, bitene kadar şartın devam etmesi sebebiyle sahih (geçerli) olarak vaki olmuştur. Bir de aşikar olarak şarta yakın şekilde var olduğundan, şüphe sebebiyle bozulmaz. Tıpkı şahitliğinden geri dönmesine benzer. Lakin bu, icrasından ewel gerçekleşmiş olursa ve Yüce Allah’a ait olan had cezası ise bu durumda icrası caiz olmaz; çünkü hadler şüpheler sebebiyle tatbik edilmez. Eğer kazif (iftiracı) haddi veya kısas olursa, o zaman iki ihtimal söz konusudur:
1 ) İcra edilir. Bu, Ebu Hanife’nin kavlidir. Çünkü bu, talep edilen bir ademoğlu (kul) hakkıdır, bu yönüyle mal konusuna benzer.
2) İcra edilmez. Bu da Muhammed’in kavlidir. Zira bedene dair cezalar şüpheler sebebiyle icra edilmez. Bu yönüyle de had konusuna benzer. İmam Şafü’nin de bu iki görüş gibi (farklı) iki kavli gelmiştir. İcra’dan sonrasına gelirsek, ne had ve ne de hak noktasında bir etkisi olmaz.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/iftiracinin-sahitligi/,https://kutsalayet.de/sahitlik-uzere-sahitlik-etmek/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız