Hakimin huzurunda birbirlerinin dillerini bilmeyen bir Arap ve iki Acem yahut bir Acem ve bir Arap muhakeme olacak olurlarsa, bu durumda aralarında bir mütercim bulunması gerekir. Mütercimin ise adil olan iki kişiden oluşmasıyla tercümeleri kabul edilir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Zira bu, hasımlar arasında baş gösteren bir durumun hakime gizli kalması demek olacağından, o vakit — şahitlikte olduğu gibi — bunda söz konusu olan sayıya uymak vacip olur.
İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre bu durumda bir mütercimin tercümesi de makbuldür. Bu, Ebu Hanife’nin de kavlidir. Çünkü “şahit oldum” lafzını söylemeye gerek yoktur; dolayısıyla haber verme konumunda değerlendirildiğinden, bir mütercimin tercümesi de yeterli olur.
el-Muvaffak der ki: Bu bağlamda “şahit oldum” lafzını söylemeye gerek duyulmayacağı görüşünü kabul edemeyiz. Çünkü yanında mevcut olduğu halde hakimin anlamadığı bir şey, o ortamda yok (yani gaipteymiş) gibi değerlendirilir. Öyleyse tercüme ettiği vakit bu, mahkeme ortamı dışında onu hakime ikrar ile nakletmiş gibi kabul edilir ve bu da ancak iki şahit ile kabul edilebilir. İşte bu konumuzda da durum aynıdır. Bu görüşe göre tercüme, bir tür şahitlik anlamına gelir; dolayısıyla sayı ve adalet durumuna ihtiyaç duyulur. Bu şekildeki hakkı ikrar edip şahitlik etmede itibar edilen şartlara burada da itibar edilir. Ama biz: “Bir tane mütercim yeterlidir.” diyecek olursak, o zaman adaletli olması da gerekmektedir.
Tarif etmede, mektup yazmada, cerh ve ta‘dilde bulunmadaki hüküm, tercüme konusundaki hüküm gibidir ve bunlarda söz konusu olan ihtilaflar, bu konu için de geçerlidir.