Hakim’in yanında iki kişi şahitlik edecek olur ve hakim de onların adaletli olduklarını biliyorsa, şahitlikleri alıp hüküm de verir. Onların fasık olduklarını biliyorsa, görüşlerini kabul etmez. Şahitleri tanımayacak olursa, onlar hakkında sorar (haklarında inceleme konusu yapar). Zira tüm haklar bağlamındaki şahitliklerin kabulü için adaletli olduklarının bilinmesi şarttır. Bunu, İmam Şafii, Ebu Yusuf ve Muhammed söylemiştir. Şüphesiz adalet şarttır; dolayısıyla bilinmesi gerekir, tıpkı kişinin Müslüman olmasını bilmek gibi kabul edilir. Aynı şekilde hasmın iki şahit hakkında tan etmesi (kötü konuşması) gibi değerlendirilir.
İmam Ahmed’den gelen başka bir görüşe göre ise halinin zahirine göre Müslüman olduklarını bilmesi durumunda onların şahitliklerini kabul eder ve hüküm de verir, ancak hasım olan şahıs: “Bu iki şahit fasıktır.” diyecek olursa, bu müstesnadır. Mal da had cezası da bu hususta aynıdır. Çünkü Müslümanlarda zahir olan onların adaletli olduklarıdır.
Ebu Hanife ise hadler ve kısaslar konusunda birinci görüşteki gibi düşünmektedir. Diğer haklar konusunda ise ikinci görüşteki gibi düşünmektedir. Zira hadler ve kısaslar konusunda ihtiyatlı davranılır; zira -bunların dışındakilerin tersine- kısas ve hadlerde söz konusu olan bir şüpheden dolayı infaz kaldırılmaktadır.
Bu sabit olduğuna göre, şüphesiz şahit olan bir kimsede şu dört şarta itibar edilir: Müslüman olmasına, buluğ çağına girmiş olmasına, akıl sahibi olmasına ve adaletli olmasına bakılır. Bu şartlar çerçevesinde gizli ve kapalı bir şey olmamalı ve şahit olacak kişide bu özelliklerin bulunmasına dair araştırmaya da ihtiyaç duyulmamaktadır. Ancak adalet şartı bundan müstesnadır; zira adaletin araştırılması noktasında özellikle ihtiyaç duyulur. Çünkü Yüce Allah: “Şahitlerden razı olduklarınızdan…” (Bakara Suresi 282) şeklinde buyurmuştur. Halbuki bizler, şahidi tanıyana veya imtihan edene değin onun bu şahitten razı olduğunu bilememekteyiz.
Şahidin evvela cerh tarafı (olumsuz yönleri) öne alınır ve cerh ile ta’dil konusu da ancak iki kişiden kabul edilir. İki kişi şahidi adil bulur, iki kişi de onu olumsuz bulacak olursa, cerh tarafı öne geçirilir. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü onu cerh eden (olumsuz taraflarını ortaya koyan), onun olumlu taraflarını belirten kişiden fazladan bir bilgiye sahip demektir; dolayısıyla cerh edenin öne alınması vacip olur. Zira şahidi ta’dil etmek, şüphe ve haramların terk edilmesini içerir, cerh eden ise bunların şahitte sabit olduğunu ortaya koyar. Dolayısıyla sabit olan, sabit olmayan şeylerin önüne geçer.
İmam Malik ise: Bu durumda iki tarafın hangisinin daha adaletli olacağına bakılır ve en adil olanının görüşü alınır, demiştir.
Cerh ve ta’dil konusu, ancak iki kişiden kabul edilir. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve Muhammed b. el-Hasen söylemiştir. İmam Ahmed’den, bir kişiden de kabul edilir görüşü nakledilmiştir. Bu, aynı zamanda Ebu Hanife’nin de kavlidir. Çünkü bu bir haber verme olarak kabul edilir ve “şahit oldum” lafzını söylemesine bakılmaz; dolayısıyla bir kişiden de bu kabul edilir, tıpkı bir kişinin rivayet etmesi gibi değerlendirilir.
(Ama) bu konunun, rivayet etme konusuyla farklı olacağı yönünde cevap verilmiştir. Çünkü rivayet etmek, kolaylık üzere ve (mal, eşya gibi) bir şeyin teslim edilmemesi esası üzerine gerçekleşir. Dolayısıyla “şahit oldum” lafzını söylemek gerekmez. Cerh ise ancak açıklanmak suretiyle işitilir, bu nedenle sebebin zikredilmesi ve tayin edilmesi gerekir. Bunu, İmam Şafii ifade etmiştir. Zira insanlar, cerh sebepleri noktasında farklı konumlara sahip bulunurlar, haliyle -hakimin cerh sebebi olarak görmediği şeylerde cerh ve kınama söz konusu olmasın diye- cerhin tek başına kabul edilmemesi gereklilik oluşturmaktadır.
Ebu Hanife ise: Mutlak olarak cerh kabul edilir, demiştir. Bu da onun (şahidin) fasık olduğuna veya adil olmadığına şahit olmasıdır. İmam Ahmed’den de bunun benzeri bir görüşü gelmiştir. Zira ta’dil etmek mutlak olarak işitilir, aynı zamanda cerh etmek de böyledir. Bunun yanında ilim ehli arasında ihtilafsız olarak geldiği üzere hasmın yaptığı cerh makbul değildir.