Beytullah’a yürüyerek gitmeyi adayan kişinin bunu yerine getirilmesi vacip olur. el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sel!em) şöyle buyurmuştur: “(İbadet için) şu üç mescidden başkasına yolculuk edilmez: Mescid-i Haram, Benim bu mescidim (Mescid-i Nebevi) ve Mescid-i Aksa.”
Bu yürüyüşü, sadece hac ve umre için geçerli olur. Bunu ise İmam Şafii söylemiştir. Bunda bir ihtilafın olduğunu da bilmiyorum. Şüphesiz şeriat de ahdedilen yürüyüş sadece hac ve umredeki yürüyüştür. Buna göre adakta bulunan kişinin bu adağı, şer’î ahdi üzere hamledilir, o vakit de yürüyerek bu adağını yerine getirmesi gereklilik arz eder. Eğer yürümekten aciz kalırsa (bineğe) biner ve yemin kefareti öder.
İmam Ahmed’den gelen diğer bir görüşe göre ise bu durumda dem cezası gerekir. Bu, İmam Şafii’nin de kavlidir.
Binerek gitmek suretiyle hacca gitmeyi adamış olursa, haccı bu şekilde ifâ etmesi gerekir. Çünkü bu bağlamda hac konusunda ittifak vardır.
Eğer binerek gitmeyi terk ederse, kefaret öder. Şafii ashabı ise: O vakit dem gerekir, demişlerdir.
Beytullah’a yürüyerek yahut binek üzerinde gitmeyi adayan kişi eğer bununla gerçekten yürümeyi veya binekli gitmeyi değil de sadece oraya varmayı kasdetmiş olursa, hac veya umreye gitmesi gerekli olur. Haliyle de yürüyerek veya binekli olarak gitmesi kesinleşmiş sayılmaz; çünkü adağı bu şekilde işlemiştir ve buna muhtemeldir. Sanki açıkça bunu (diliyle) söylemesine benzemektedir.
Mescid-i Nebi veya Mescid-i Aksa’ya yürüyerek gitmeyi adamış olursa, bunu yerine getirmesi gerekir. Bunu, İmam Malik ve Evzâî söylemiştir. Bu, aynı zamanda İmam Şafii’nin iki kavlinden de birisini oluşturur. Çünkü bunlar, söz konusu olan üç mescidler arasında yer almaktadır, öyleyse -Mescid-i Haram da olduğu gibi- yürüyerek o mescidlere gitmesi şeklindeki adağı yerine getirmesi icap eder.
İmam Şafii diğer görüşünde ise: Bana göre bu iki mescide yürüyerek gitmesi vacip olmasa gerek; zira Beytullah’a gitmesi vacip, ama diğer iki mescide gitmesi nafiledir, demiştir.
(Ama) onun bu görüşünün doğru olmadığı yönünde cevap verilmiştir. Şüphesiz -hasta ziyareti veya cenazeye katılmak gibi asli itibariyle vacip olmaması yanında- tüm bu mescidlere gitmek kurbet (ibadet yönü olan bir amel) sayılmıştır ve adanması halinde gereklilik sabit olur. Dolayısıyla bu adağı o yerde iki rekat namaz kılmakla yerine getirmelidir. Çünkü bu adaktan maksat zaten kurbet ve itaattir. Bu da namaz kılmakla elde edilir. Öyleyse bu adağı yerine gelir, tıpkı ilk harem olan Beytullah’a yürüyerek gitmeyi adayan kişinin bunu yerine getirmesinin vacip olması gibi kabul edilir.
İki mescidden birisinde namaz kılmayı adayan kimse, oraya yürüyerek gitmeyi adaması gibidir. Çünkü buralarda kılınan namaz, başka yerlerdeki namazdan daha faziletlidir. Fazilet ve kurbet bulunduğuna göre söz konusu adak da vacip olur. Bu, sanki kıraati uzatmasını adamasına benzemektedir.
Ebu Hanife ise: Adağı noktasında herhangi bir yerde namaz kılması kesinlik oluşturmaz, ister Mescid-i Haram’da kılmış olsun veya başka yerde olsun, fark etmez, demiştir. Çünkü şeriat de aslı olmayan (bu durumdaki) bir şey, adakla da vacip olmaz. Buna dair delil diğer mescidlerde namaz kılmayı adamasıdır.
(Ama) buna geçen açıklamalarla cevap verilmiştir. Onların zikrettikleri bu ifadeler umre konusuyla geçersiz olur. Zira bu, umre nezri ile gereklilik arz etmektedir. Onlara göre ise vacip sayılmamaktadır. Eğer Mescid-i Haram’da namaz kılmayı adamış olursa, başka yerde bunu kılmasıyla adak caiz olmaz. Çünkü Mescid-i Haram, mescidlerin en faziletlisi, en hayırlısı ve namaz kılanların elde edecekleri sevabın en fazla olduğu yerdir.
Mescid-i Aksa’da namaz kılmayı adayacak olursa, Mescid-i Haram’da kılması yeterli olur. Zira bu minvalde Cabir’in yaptığı rivayet şöyledir:
“Mekke fethi günü bir adam ayağa kalkıp: ‘Ey Allah’ın Resulü! Allah sana Mekke fethini nasip ederse Beytu’l-Makdis’te Allah için iki rekat namaz kılmayı adadım.’ dedi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Burada kıl.’ buyurdu. Adam sözünü tekrarladı, Hz. Peygamber yine: ‘Burada kıl.’ buyurdu. Sonra adam sözünü bir daha tekrarladı. Bu sefer Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Öyleyse sen bilirsin.’ buyurdu.”
Chat
Sohbet Yükleniyor...