Kimin kısas hakkı varsa, bu durumda diyetten fazlası, aynı miktarı veya daha azı üzere sulh yapma hakkı da olur. el-Muvaffak der ki: Bunda ihtilaf edenin olduğunu bilmiyorum.
Nitekim bu hususta Amr b. Şuayb’ın, babasından ve dedesinden yaptığı rivayete göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim kasıtla bir mümini öldürürse, öldürülenin velilerine teslim edilir; dilerlerse öldürürler, dilerlerse diyet alırlar. Bu, otuz hıkka (dört yaşına girmiş dişi deve); otuz cezâa (beş yaşına girmiş dişi deve); kırk adet hâmile deve (halfedir). Ayrıca ne üzerine sulh yaptıysalar bu da onlarındır. Bu, diyetin şiddetini artırmaktır.”
Maktulü tutan kişi katil ile beraber demektir:
Katilin öldürüleceği konusunda bir ihtilaf yoktur; çünkü haksız yere dengi olan bir adamı öldürmüştür.
Ancak maktulün elini, ayağını veya vücudunu tutan şahıs, katilin onu öldüreceğini bilmiyorsa, ona bir şey gerekmez. Çünkü o, sadece sebep olmuş; bizzat öldürme fiilini gerçekleştirmemiştir. Bu durumda sebebiyet verdiği olaydan dolayı sorumluluğu da düşer.
Eğer kişi, adamı öldürülmesi için tutmuşsa —yani öldürüleceğini bilerek onu sabitlemişse— ve katil de bu esnada adamı keserek öldürmüşse, bu konuda İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre, bu durumda maktulü tutan şahıs öldürülene kadar hapsedilir.
Bu, Atâ ve Rablâ’nın da görüşüdür. Bu noktada İbn Ömer’den rivayet edilen şu hadis gerekçe gösterilmiştir:
“Adam bir kişiyi tutar ve diğeri de onu öldürecek olursa, öldüren adam öldürülür ve tutan da hapsedilir.”
Çünkü birisi diğerini öldürmeye fiilen yöneltmiş, öteki de o eylemin tamamlanmasına sebep olmuştur. Böylece biri ölümü gerçekleştirmiş, diğeri de ölümün gerçekleşmesini kolaylaştırmıştır.
İmam Ahmed’den, bu durumda maktulü tutan kişinin öldürüleceğine dair bir görüş daha aktarılmıştır. Bu, İmam Mâlik’in de görüşüdür. Zira maktulü tutmuş olmakla onun öldürülmesini mümkün kılmış ve katilin fiilini doğrudan gerçekleştirmesine katkıda bulunmuştur. Böylece ikisi birlikte öldürme fiilini gerçekleştirmiş sayılır. Yani sanki ikisi birlikte yaralamış gibidirler; bu nedenle kısas her ikisine de vacip olur.
Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî ve Ebû Sevr ise şöyle demişlerdir:
Maktulü tutan şahıs cezalandırılır, günahkâr sayılır; ancak öldürülmez. Çünkü onun tutması, tek başına öldürme anlamına gelmez.
Ayrıca tutmak, mülzîm (zorlayıcı) olmayan bir sebeptir. Bu nedenle doğrudan öldürenle birlikte bu eylemi gerçekleştirmiş olsa bile, tazminat ve ceza doğrudan öldüren kişiye ait olur.
Bu durum, maktulü tutanın katil tarafından öldürüleceğini bilmemesi hâlindeki hükme benzer.