Nafaka, yeterli gelmesi şeklinde takdir edilir ve miktar bağlamında nafakayı karşılaması vacip olan kimseler hakkında birtakım farklılıklar arz etmektedir. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Malik söylemiştir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hind’e: “Onun malından iyilikle sana ve oğullarına yetecek kadar al.” buyurmuş ve alacağı miktarı belli olmadığı hâlde kendisine yetecek kadar almasını emretmiştir. Burada ne kadar alacağı bilgi ve durumunu kendisine havale etmiştir. Bilindiği üzere kadına yeterli gelecek miktar iki müdd ile sınırlanmaz, ne fazlasıyla ne de eksiğiyle. “İyilikle” diye tercümesi verilen “maruf” ifadesine gelince, rızkın yeterlilik bakımından daha az olma icabı, marufu terk etmek ve yeterli gelecek miktarın icabı etmek demek olur. Eğer maruf şekilde nafaka temin etmek bir müdd’den yahut bir rıtıl ekmekten az gelecek olursa, o zaman bu bizzat kitap ve sünnetle vacip olan olmuş olur.
el-Kadı (İyaz) der ki: Söz konusu olan bu yeterlilik azlık ve çokluk noktasında farklılığı bulunmayan bir miktardır. Vacip olan, kefaretlere bakılarak varlıklı olanla, durumu olmayan hakkında her gün için ekmekten iki rıtıl vermeleridir. Bu ikisinde ihtilaf edilen husus ise verdikleri nafakanın sıfatı ve kalitesi hakkındadır.
İmam Şafii ise şöyle demiştir: Durumu olmayanın vereceği nafaka, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in müddü gibi bir müdd vermesidir. Çünkü kefaretler konusunda bir kimseye verilen en asgari miktar bir müdd’dür. Şüphesiz Şanı Yüce Allah, kefaret ödenirken aileye verilecek olan nafaka miktarıyla bunu öne sürmüş ve şöyle buyurmuştur: “Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek yahut da bir köle azad etmektir.” (Maide Suresi: 89) Durumu olan varlıklı kimsenin vereceği nafaka ise iki müdd’dür. Çünkü eza verme kefaretinde bir kimsenin vereceği miktardan daha fazlasını, Şanı Yüce Allah iki müdd olarak vacip kılmıştır. Orta halli olan kimsenin vereceği miktar bir buçuk müdd’dür.
Ama nafakanın miktarı noktasında kefaretlere bakılıp bunun tayin edilmesinin doğru olmayacağı yönünde cevap verilmiştir. Çünkü kefaretlerde kişinin zengin yahut fakir olmasına bakılmaz, yeterlilik açısından takdiri de yapılmaz.