Tüm dönemlerde gelen ilim ehlinin icmasına göre, hamile kadının iddeti, yavrusunu doğurmasıyla bitmiş olur. Hayatta iken yavrunun kendisinden ayrıldığı her bir bayanın durumu böyledir.
İlim adamlarının yine icmasına göre, kocası ölen bir bayan hamile kalmış olursa, yavrusunu doğuruncaya değin (evlilik için) ertelenir, ancak İbn Abbas böyle düşünmemiştir. (Fakat) kendisinin bu görüşünden dönüş yapıp çoğunluk alimlere katıldığı rivayet edilmiştir.
el-Hasen ve Şabl ise hamile kadının kan akıntısı mevcut iken evlendirilmesini kerih görmüşlerdir. Nitekim Hammad ve İshak’tan aktarıldığına göre, hamile kadının iddeti, temizlenmedikçe bitmiş olmaz. Ama onların bu görüşlerine ilim ehli karşı çıkmıştır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Hâmile olanların bekleme süresi ise yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır.” (Talak Suresi 4)
Bunun yanında Seb’iyye el-Eslemiyye hadisinde geldiği üzere, kocası vefat ettiğinde kendisi hamile olduğu halde sonrasında çocuğunu doğurmuş ve akabinde Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gelip bu durumu Allah Resulüne sormuş ve: “Bana doğumumu yaptığım andan itibaren evlenmenin benim için helal olduğunu, istersem evlenebileceğimi,” söylemiştir. Hadis hakkında Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.
Kocasından ayrılmasından sonra kadının bir şey ilka etmiş (doğurup ortaya koymuş) olması, beş durumdan hali olamaz:
Doğurduğu yavrunun yaratılış açısından insanoğlunun meydana geldiği kafa, el ve ayaklarının belli olacak şekilde şekillenmesidir ki, bu durumda kadının bekleyeceği iddeti bu yavruyu doğurmasıyla bitmiş olur. Bu hususta ilim adamlarının bir ihtilafı yoktur.
Kadından bir nutfe (pıhtı)’nın veyahut kanın çıkması. Bu durumda kadın onunla bir insanın oluşup oluşmayacağını bilemez. Şüphesiz buna söz konusu olan hükümlerden bir şey de taalluk etmiş olmaz.
İnsanın oluşumuna dair belirsiz tarzda bir mudğa (et parçası)’nın çıkması. İşte o zaman toplum içinde ileri görüşlü olan güvenilir (uzman) kimselerin şahitliği çerçevesinde bununla bir insanın meydana gelebileceğine dair gizli bir suret/şekil söz konusu olur. Bu da birinci durumdaki hükümle aynıdır. Çünkü o vakit bir yavrunun olacağına dair şahitlikte bulunan bilgi sahibi kimselerin varlığı mevcut demektir.
Kadın eğer sureti olmayan bir mudğa (et parçası) doğuracak olur, toplum içinde ileri görüşlü olan güvenilir kimseler de bunun bir insanın yaratılış başlangıcı olduğuna dair şahitlikte bulunmuş olurlarsa, kuşkusuz bunda İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir. Ondan nakledildiğine göre bu durumda kadının iddeti bu doğuracağı canlı sebebiyle bitmiş olmaz ve kadın da henüz ümmü veled sayılmış olmaz. Çünkü bir insanın meydana geleceğine dair bir netlik olmadığından, sanki bu bir kan gibi kabul edilir. Bunun İmam Şafii’ye ait bir kavil olduğu nakledilmiştir. İmam Ahmed’den nakledilen diğer bir görüşe göre, o vakit kadının iddeti bunu doğurmasıyla bitmiş olmaz, ancak kadın ümmü veled sayılmış olur. Zira o doğurduğu canlının bir çocuk olarak meydana gelmesinde şüphe söz konusu olacağından, şüphenin varlığı sebebiyle iddetinin kesin olarak bittiğine dair hüküm de verilemez. Köleliği noktasındaki şüphe yanında annesi olan cariyenin satılması da caiz değildir. O vakit onun ihtiyat açısından ümmü veled olması sabit olduğu gibi, ihtiyaç açısından iddeti de bitmiş sayılmaz. Bunun yanında iddeti zikredilmeksizin kadının ümmü velede dönüşmüş olabileceğine dair bir görüş de nakledilmiştir.
el-Muvaffak der ki: Bu bağlamda kimi arkadaşlarımız ise: Buna göre kadının iddeti bitmiş olur, demişlerdir. Bu, el-Hasen ile Şafii mezhebinin zahir görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü onlar, bu durumdaki yavrunun, bir insan hilkatinde olacağını ve bu yönüyle sanki şekli belliymiş gibi kabul edileceğine şahitlik etmişlerdir. el-Muvaffak şöyle de demiştir: Doğrusu bu, iddet hakkında bir görüşü oluşturmuş sayılmaz. Zira bu görüşü zikretmiş olmadığı gibi ona dair bir çelişki içermiş de değildir.
Kadının sureti olmayan bir mudğa (et parçası) doğurması halinde, toplum içinde ileri görüşlü olan güvenilir kimseler de bunun bir insanın yaratılış başlangıcı olduğuna dair şahitlikte bulunmazlarsa, o vakit iddeti bitmiş olmaz ve kadın ümmü veled’e dönüşmüş de sayılmaz. Çünkü beyyine ve müşahade üzere yavrunun bir çocuk olarak sabit olması gerçekleşmiş olmayacağından, bu yönüyle o henüz bir alaka (kan pıhtısı) gibi değerlendirilir. Mudğa olmasından evvel kadının doğurmuş olduğu şeyle de iddeti bitmeyeceği gibi, iddetinin kesilmesinin en asgari süresi onun cinsel temas kurmasının imkan verdiği günden başlamak üzere seksen günden sonrası hamileliğinde iken doğum yapmasıdır. Ama dört aydan sonrasına gelince bunda zaten bir problem yoktur.