İlim adamlarının icmasına göre kadın eğer evlenme ümidi kalmamış veyahut hayız görmeyen bayanlardan ise bu durumda iddeti üç aydır. Boşanması şayet hilalin ilk başında vuku bulmuş olursa, o vakit hilale göre üç ay’a bakılır. Boşanması ay esnasında vuku bulmuş olursa, o zaman geriye de kalanıyla iddetini sayar, sonra hilale göre iki ay iddeti sayması, ardından da otuz gün tamamlanıncaya değin üçüncü aydan iddet sayar. Bu, Malik’i ve Şafii mezhebine ait görüşü oluşturur.
Ebu Hanife’den aktarıldığı üzere kadın ilkinden kalanı hesap eder ve tam olsun eksik olsun birincisinden geçmiş olanları kadarıyla da dördüncüsünden olmak üzere iddetini bekler. Zira eğer bu ilk hilalden olmuşsa, o vakit iddet hilale göre olur. Eğer ayın bir kısmından olmuşsa, bu durumda kendisinden geçmiş olan günü kaza etmek zorunda kalır.
el-Muvaffak der ki: Bize göre bu ay, iki hilal ve otuz gün arasında vaki olur. Bu sebeple ay kapalı olursa, otuz güne tamamlanır. Aslolan hilaldir, öyleyse hilale itibar etmek imkan dahilinde olursa bu gözetilir, ona bakılır. Eğer imkan dahilinde olmazsa, sayıya avdet eder. İşte bunda, Ebu Hanife’nin söylediği gibi bir ayrım söz konusudur.
İlim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre iddet, kocasının kendisinden ayrıldığı saat diliminden başlamak üzere hesap edilir. İbn Hamid ise: Saat diliminden değil, bizzat peşine gelen gecenin yahut gündüzün başından olmak üzere hesap edilir, demiştir. Bu, İmam Malik’in de kavlini oluşturur. Zira saatleri hesap etmek zordur, o nedenle buna itibar etmek geçerli olmaz.
(Ama) saatleri hesaplamanın -kesin şekliyle olsun, ortaya çıkartıp göstermek şekliyle olsun- mümkün olması hasebiyle Yüce Allah’ın vacip saymış olduğu bu emrin üzerine bir şey ziyadeleştirmenin doğru olmayacağı yönünde cevap verilmiştir.
Cariye’nin iddeti hakkında İbn Ebu Abdullah (İmam Ahmed)’tan farklı görüşler gelmiştir. Ondan gelen çoğunluk görüşlere göre iddeti, iki aylık zaman dilimini kapsamaktadır. Bu, İshak’ın da kavli olup, aynı zamanda İmam Şafii’nin birinci görüşünü de oluşturmaktadır. Zira aylar, kurulardan bedel olarak gelmiştir.
Ondan gelen ikinci görüşe göre cariyenin iddeti, bir buçuk aydır. Bu da Sevri ve rey ashabının kavli olup, İmam Şafii’nin de ikinci görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü cariyenin iddeti, hür kadının iddetinin yarısı kadardır. Bizim hayız gören bayanların hayızını iki hayız olarak tamamlamış olmamızın sebebi, hayız süresinin parçalara bölünmesinin imkansız olmasından kaynaklanmaktadır. O vakit ayların geçmesi neticesinde yarım ay şeklinde bölmemiz mümkün olur. Dolayısıyla -vefat iddetinde olduğu gibi- aya geçmek gereklilik de arz etmiş olur.
Üçüncü görüşe göre cariyenin iddeti, üç aydır. Bu da İmam Malik’in kavli olup, İmam Şafii’nin de üçüncü görüşünü oluşturmaktadır. Zira Yüce Allah’ın: “Onların iddeti üç aydır.” (Talak Suresi 41) buyruğu bunu ifade etmektedir. Bir de aylara itibar edilmesi burada kadının rahminin (başka bir çocuktan) beri olacağının bilinmesini ortaya koymuş olacaktır. Bu da hem kölelilik ve hem de hürlük arasında bir farklılığı olmayan bir anlama haizdir. Nitekim bu sebeple cariyenin efendisi hakkında teberrl oluşu da üç aydır.
Bu görüşü reddedenler, bunun sahabenin icmasına ters olduğunu ileri sürmüşlerdir. Çünkü onlar, sadece ilk iki görüş hakkında ihtilaf etmişlerdir ve şüphe yok ki sahabe de bu iki görüş hakkında ihtilafta bulunmuşlardır. Buna göre iki görüş hakkında ihtilaf ettikleri vakit, üçüncü bir görüşün ihdas olduğunu ortaya koymak caiz olmaz. Zira bu, onların hata ettikleri izlenimini vermiş olmasının yanında bir de onların hep beraber görüş bildirmesinin haktan çıkmış olacağı anlamını da peşinde getirmiş olacaktır ki, bunu iddia etmek caiz değildir.