"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Mehrin miktarı hakkında karı-kocanın anlaşamamaları

Karı-koca mehrin miktarında anlaşamayacak olurlarsa yahut ne kadar olduğuna dair bir belge gösteremeyecek olurlarsa, bu durumda ikisinden itibar edilecek söz, mehr-i misli iddia edenin sözü olur. Eğer kadın kendi mehri misli iddia ederse yahut daha azını iddia ederse, itibar edilecek söz, onun sözü olur. Koca, eğer mehri misli yahut daha fazlasını iddia ederse, itibar edilecek söz de onunki olur. Bunu, Ebu Hanife de söylemiştir. Çünkü zahir (kuwetli) olan, mehr-i misli iddia edenin kavlidir.

İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre bu durumda itibar edilecek söz, her halükarda kocanınki olur. Bu ise Ebu Sevr’in görüşüdür. Bunu, Ebu Yusuf da söylemiştir; ancak adamın karşı çıkan konumda bulunması gerektiğini der. Zira o söz konusu mehirdeki fazlalık sebebiyle karşı çıkan yani davalı kimsedir. Bu durumda Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Fakat yemin müddaa aleyhedir (davalıyadır.)” buyruğunun kapsamına girmektedir.

İmam Şafii ise şöyle demiştir: Böyle biri, durum baş gösterdiğinde kan-koca karşılıklı yeminleşirler. Biri yemin eder de diğeri etmezse, itibar edilecek söz yemin edene ait olur. İkisi de yemin ederlerse, mehr-i misil vacip olur. Bunu, Sevr1 söylemiştir. Çünkü akitte hak edilen ivaz noktasında taraflar anlaşmazlığa düşmüş ve bu noktada bir belge de getirememişlerdir. Aralarında anlaşmazlık çıktığından dolayı onların bu durumu, alışverişteki semen konusunda anlaşmazlık yaşayan alıcı ve satıcının anlaşmazlık durumlarına kıyas edilmiş oldu.

Şöyle cevap verilmiştir: Bu bir akit olduğundan, tarafların yemin etmeleriyle akit fesholmaz. O sebeple -kasden adam öldüreni affetme konusu gibi- buna itibar da edilemez. Bir de mehr-i misil iki tarafın da iddiasıyla uyum sağlamamış olursa, o zaman akit gereklilik oluşturmayacağından hareketle tarafların ittifak edip anlaşmaları için bunun icabı caiz olmaz. Taraflardan birisinin görüşü uyum (yani ittifak) arz ederse, o vakit karşısındakini nefyetmesi için yemin etme icabına gerek de kalmaz; zira bunun icabına bir etkisi olmayacaktır.

İmam Malik der ki: Eğer söz konusu olan anlaşmazlık zifaftan önce meydana gelmişse, yeminleşirler ve nikah da fesholur. Zifaftan sonra meydana gelmiş olursa, bu durumda itibar edilecek söz, kocanın sözü olur. Bu da alışveriş konusundaki temele bina edilir. Çünkü yeminleşme hususunda, mehri teslim almadan öncesi ve sonrası arasındaki ayrıma bakılır. Zira kadın -şahitler olmadığı halde- kendisini kocasına teslim ederse, onun emanetine razı olmuş demektir.

el-Muvaffak (İbn Kudame) şöyle demiştir: “Kocasının emanetine razı olacağı…” şeklinde İmam Malik’in iddia ettiği bu görüş, doğru değildir. Çünkü kadın kocasını, (mehri hususunda) kendi emanetçisi kılmış değildir. Eğer onun emanetçisi olursa, bu durumda kadın da onun emanetçisi sayılır; çünkü o da kocasının lehine şahitlikte bulunur. O zaman söz konusu çıkan anlaşmazlıkta şahitliğe de gerek kalmamış olur ki, o vakit kadının öldüğünü, kaybolduğunu yahut şahitliği unuttuğunu taraflar arasında ortaya koyacak bir belgenin varlığı baş gösterir.

Koca, eğer karısının mehrini inkar edecek olur da, kadın da iddia da bulunursa, bu takdirde mehr-i misle uygun olan noktada itibar edilecek söz kadının sözü olur. Erkek ister kadına bunu verdiğini iddia etmiş olsun yahut kadını ondan beri saydığını söylemiş olsun, fark etmez. Yahut erkek: “Kadın bundan bir şeyi almaya hak sahibi değildir.” desin veyahut da bu zifaftan önce yahut sonra söz konusu olsun, yine fark etmez. Bunu, Sevr, İmam Şafii, İshak ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Fakat yemin müddaa aleyhedir (davalıyadır.)” buyurmuştur. Zira bu durumda hakkı yerine teslim etmeyi iddia etmiş olacağından dolayı, belge olmadan bu makbul olmaz, sanki semeni teslim etmesini iddia etmesine benzer yahut zifaftan önce söz konusu olmuş gibi kabul edilir.

Yedi Medine fakihinden nakledildiğine göre onlar: Eğer bu, zifaftan sonra meydana gelmiş olursa, itibar edilecek olan söz, kocanın sözüdür. Kadınla zifaf yapılırsa bu, mehri keser, demişlerdir. İmam Malik de bunu söyler. İmam Malik’in arkadaşları ise şöyle demişlerdir: O, bunu ancak -Medine’de olduğu gibi- adet üzere mehrin hemen verilmesi durumunda yahut bunu adeten hemen vermesi hususunda gelişecek olan anlaşmazlık halinde söyler. Çünkü o, mehri kabzetmeden, kadın kendisini hemen kocaya teslim etmez. Bu durumda zahir (kuwetli) olan, onunla beraber olandır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/akit-sebebiyle-mehire-malik-olmak/,https://kutsalayet.de/mehir-ve-mutlak-menfaat-olmaksizin-nikah-kiymak/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız