Kadın akit sebebiyle mehir almaya malik olur. Bu, ilim ehlinin genelinin görüşüdür; ancak İmam Malik’ten nakledilen bir görüşe göre, kadın akitle ancak mehrin yarısına malik olur, şeklindedir. İmam Ahmed’den de buna delalet eden bir görüş aktarılmıştır.
İbn Abdilberr der ki: Bu, hakkında selef ve eser alimlerinin ihtilaf ettikleri bir konudur. Günümüzün fakihleri ise kadının bu mehiri almaya malik olacağı yöndedir.
Boşanma ile mehrin yarısının düşmüş olması, tüm mehre akit sebebiyle malik olacağı gereksinimini engellemez. Bilmez misin ki, kadın yarısına malik olmuş olsa dahi, dinden çıkması durumunda mehrinin tümü kendisinden düşer, sakıt olur. Bu, anlaşıldığına göre mehrin artması yahut çoğalmış olması kadına ait olur, ister teslim almış olsun yahut olmasın veya malı muttasıl şekilde söz konusu olsun yahut munfasıl olsun, fark etmez.
Bu malı zekata tabi mallardan olur ve bir sene de üzerinden geçmiş olursa, kadına düşen zekatını vermesidir. Buradan hareketle kadının malı teslim almasından sonra eksilecek olur yahut telef olursa, bu mal kadına ait tazmininden sayılır. Onu zekat olarak verir, sonra da zifaftan evvel kadın boşanırsa, bu takdirde bunun tüm tazmini kadına ait olur. Ama onu teslim almadan önce olursa, o vakit -ölçülen, tartılan yahut bundan başkası da olsa- kocanın tazmininden olur; çünkü bu durumda erkek (yani koca) gasbeden kişi konumunda sayılır.
Peki, onunla kadının arası ayrılmazsa şayet, o vakit tazmini kadına mı yoksa erkeğe mi ait olur? Satılan mala binaen bu noktada iki görüş gelmiştir.
Zifaftan önce boşama meydana gelmişse, mehir yarı yarıya bölünür. Bunda bir ihtilaf yoktur. Mezhebimizin kıyasına göre mehrin yarısı kocanın mülküne -miras gibi- hükmen dahil olur, seçimi ve iradesine ise gerek kalmaz. Mehir de söz konusu olan bir artış ise ikisi arasında taksim edilir. Bu, Züfer’in kavlidir. el-Kadı (İyaz) ise başka bir ihtimal zikrederek, koca -şuf’a yapan kimse gibi- seçim yapmadığı sürece bu artış onun mülküne dahil olmaz. Bu ise Ebu Hanife’nin görüşüdür. İmam Şafii’nin ise bu noktada iki görüş gibi iki de (farklı) kavli gelmiştir.