Evlenme teklifi yapılmış (nişanlanmış) bir kadının durumu şu üçünden hali değildir:
Nişanlanacak bir bayanın, erkeğin nişan teklifine icabette karar kılması (kabul etmesi) yahut kadının velisine bu nişana yahut evliliğine icabet etmesi izin vermesidir. Bu durumda artık icra edilen bu nişan üzerine başkasının nişan kıyması haram olur. Nitekim bu minvalde İbn Ömer’den nakledildiğine göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir erkek, mümin kardeşinin nişan etmek istediği bir kadını istemeye kalkmaz. Meğer ki, ikinci istemeden önce, birinci talip vazgeçmiş olmalı yahut da birinci talip, ikincisinin istemesine izin vermelidir.” (Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.) Bu durumda nişan teklifinde bulunan birinci adama karşı bir haksızlık olmuş olur ve insanlar arasında da bir tür düşmanlık meydana gelir. el-Muvaffak der ki: Bu hususta ilim ehli arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz; ancak bir topluluk, buradaki yasağı kerahete hamletmiştir. Yasağın zahir ifadesi ise daha evladır.
Bayanın bu teklifi reddetmesi yahut ona bağlı kalmaması. Bu durumda başkasının nişan (evlenme teklifi) vermesi caiz olur. Nitekim Fatıma binti Kays’ın rivayet ettiğine göre; “Kendisi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına geldi ve Muaviye b. Ebu Süfyan ile Ebu Cehm’in kendisine dünürcü geldiklerini haber verdi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de: ‘Ebu Cehm sopasını boynundan bırakmaz. Muaviye’ye gelince o da yoksuldur, hiç malı yoktur. Sen Üsame b. Zeyd ile evlen.’ buyurdu.” Görüldüğü üzere Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine Muaviye’yi ve Ebu Cehm’i haber verdikten sonra nişanını icra etmiştir. Şüphesiz bu şekliyle evlenme teklifinin haram oluşu, kadına zarar vermek demek olur.
Kadının bu evlenme teklifinden razı olduğuna ve bunu kabul ettiğine delalet edecek bir durumun baş göstermesi. Bunu, açık şekliyle değil de üstü kapalı bir ifadeyle söylemesi, mesela: “Seni alan memnun kalır.” ya da “Seni herkes ister.” gibi sözler söylemesi… İşte bu, birinci maddenin hükmüyle aynıdır. Başkasının bu durumdaki kadına evlenme teklifi götürmesi helal olmaz. Bu, el-Harki’nin ve İmam Ahmed’in sözlerinin zahir görüşünü oluşturmaktadır; çünkü: “Bir erkek, mümin kardeşinin nişan etmek istediği bir kadını istemeye kalkmaz.” hadisinin genel manası bunu ifade eder. Nitekim bu sözleriyle kadının erkekten razı olduğuna ve onu kabul ettiğine delalet eden ifadeler sadır olmuştur, öyleyse o kadına başkasının evlenme teklifi götürmesi haram olur, tıpkı bunları açıkça söylemiş gibi değerlendirilir.
el-Kadı (İyaz) şöyle demiştir: İmam Ahmed’in sözünün zahir görüşü, bu durumdaki kadına başkasının evlenme teklifi götürmesinin mübah olacağıdır. Bu, aynı zamanda yeni görüşüne göre İmam Şafii’ye aittir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in nişanlandırdığı Fatıma binti Kays’ın aktarmış olduğu hadis bunu gösterir. Bu görüşü kabul eden ilim adamları, kadının sözünün zahirinden anlaşılanın, bu iki dünürcüden birisine temayül ettiği düşünceleri olmuştur. Zira el-Kadı, erkeğin bu kadına evlilik teklifi götürmesini, ona sorulan sorudan önce olduğu yönünde delil getirmiştir. Peki, durum böyle iken kadından razı olduğuna veya olmadığına delalet eden ortada bir şey var mıdır?
Bu hadisin onların lehine delil olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Zira şu iki açıdan dolayı, o kadının her iki erkeğin teklifini kabul ettiğine delalet eden bir ifade yoktur:
Birincisi: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), o kadına: “Helal olduğunda bana senin adına seçmem için izin ver.” buyurmuştur. Bir lafız ise: “Benden önce bir iş yapma.” diğer lafız da ise: “Bizi geçip de kendi kendine bir iş yapma.” buyurmuştur. Şüphesiz Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’den izin almadan bu durumdaki bayanların evlenme teklifine icabette bulunmaları söz konusu olmamıştır.
İkincisi ise: Kadın, bu durumunu Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e zikrettiğinde, Onun yanına iki dünürcü hakkında istişarede bulunan bir bayan olarak yahut onlar hakkındaki olumsuz kararını ibraz etmek için gitmişti. Zira bu istişarede onlardan birisini tercih ettiğine dair bir delil yoktur, iki dünürcüden birisine bir meyli de anlaşılmamaktadır. Bunları Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’e zikretmiş olması, ancak O’nun görüş ve sözüne müracaat etmek, istişarede bulunmak içindir. Allah Resulü ise -zikri geçtiği üzere- ikisinde bulunan birtakım kusurlar sebebiyle, onlardan uzak durmasını öngörmüştür. Bu ise kadının onları reddettiğine ve açıkçası onları istemediğine delalet eder.
Diğer taraftan Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), o iki dünürcünün tekliflerini, kadını (Zeyd) ile nişanlamak suretiyle -teklif vererek- öne geçirmiştir. O vakit Zeyd’in nişanı -üzerinde bulunduğumuzun tersine- iki dünürcüden sonra meydana gelmiş olmakla, onları geçmiş olan nişan üzere mebnidir.