Vasiyetçi hayatta iken vasiyeti kabul etmesi ve reddetmesi geçerlilik arz etmektedir. Çünkü tasarrufta bulunmasına dair ona izin verilmiştir; dolayısıyla bu akit sonrasında -vekil kılınması gibi- bunu kabul etmesi de sahihtir. Vasiyeti bırakanın ölümünden sonra da kabul etmeyi ertelemesi caizdir. Zira bu bir vasiyet türüdür, öyleyse kendisine vasiyet verilmesinde olduğu gibi ölümünden sonra da bunu kabul etmesi sahih ve geçerli olur. Bunu ne zaman kabul ederse, vasi hükmüne dahil olur. Buna ek olarak -vasiyetçi hayatta iken- gücü olduğu yahut aciz olduğu vakit istediğinde kendisini bundan azledebilir de. Vasiyetçinin ölümünden sonra orada bulunmasıyla da, gıyabında iken de bunu ifa edebilir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü izinle tasarruf etmeye hak sahibidir, öyleyse kendi kendini de bundan azledebilir, tıpkı vekil gibi.
Ebu Hanife der ki: Vasiyetçinin ölümünden sonra bu, hiçbir durumda caiz değildir. Vasiyetçi hayatta iken de caiz değildir, ancak yanında olursa bu müstesnadır. Zira onun vasiyetine (sadık kalacağına ve) gereklilik göstereceğine dair onu aldatmıştır ve bu vasiyetin başkasına intikal etmesini de ondan engellemiştir.
İbn Ebu Musa’nın el-İrşad eserinde zikrettiği üzere, İmam Ahmed’den gelen rivayete göre: Bu durumda onun, vasiyetçinin ölümünden sonra kendi kendisini azletme hakkı olmaz.
Vasiyet konusuna dahil olmasında ise bir sakınca yoktur. Çünkü sahabelerden -Allah kendilerinden razı olsun- kimisi diğerlerine vasiyet bırakır ve onlar da vasiyeti bizzat kabul ederlerdi. Çünkü vasiyet, bir vekalet ve emanettir. Bu yönüyle hayatta iken emanete ve vekalete benzemektedir.
İmam Ahmed’in mezhebinin kıyasına göre bu vasiyet konusuna dahil olmayı terk etmesi daha evladır. Çünkü bunda bir tür tehlike bulunmaktadır ki, bu da selametle adaleti icra edemeyeceği konusudur. Bu nedenle İmam Ahmed, mikat yerlerine varmadan önce selametle iş icra edilsin ve tehlikelerden uzak durulsun diye (bir tür hazırlık olarak) buluntu eşyalarını almamayı ve ihram yasaklarından kaçınmayı araştırma ciheti olarak daha faziletli görmüştür. Nitekim buna Ebu Zerr’in rivayet ettiği şu hadis de delalet eder: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ey Ebu Zer! Ben, seni zayıf iradeli bir insan olarak görüyorum ve kendi nefsim için istediğimi senin için de istiyorum. Sakın iki kişiye dahi imam olayım, deme; herhangi bir yetimin kefili olup da malını idare etmeye kalkma.”