Dârü’l-Küfr’e gelince, bu da iki kısımdır: Birincisi: Müslümanlara ait iken sonradan kâfirlerin gelip oraya egemen oldukları belde. Bu, tıpkı bir tane Müslüman’ın dahi bulunması hâlinde bulunan yitik çocuğa “Müslüman” hükmü verilen ve bir Müslüman’ın dahi olmaması durumunda küfrüne hükmedilen, bir önceki kısımla aynıdır. İkincisi: Aslen Müslümanlara ait olmayan diyar. Şayet burada Müslüman yoksa, oradaki yitik çocuk kâfir olarak kabul edilir. Çünkü bu diyar kâfirlere aittir ve yitik çocuk da onların ehlindendir. Eğer o diyarda yaşayan Müslüman tüccar ve diğer işlerle meşgul kimseler varsa, muhtemeldir ki yitik çocuk, Müslümanların galibiyeti neticesinde Müslüman olarak değerlendirilir. Bunun yanında, diyar küfür olduğu ve çoğunluğunu da kâfirler oluşturdukları için, bu yitik çocuğun küfrüne hamledilmesi de muhtemeldir.
Bu ayrıntılı ifadelerin hepsi, Şâfiî mezhebine aittir. Müslümanlığına dair hüküm verdiğimiz bu noktada, bunun ancak zahiren sabit olacağını, yoksa bunda bir kesinliğin söz konusu olmadığını ifade ediyoruz. Çünkü bu konumdaki çocuğun muhtemelen kâfir olacağı da mümkündür. Dolayısıyla bir kâfir çıkar da onun kendi oğlu olduğuna ve onun yatağına ait olduğuna dair beyyine/belge çıkartacak olursa, biz de bu çocuğun ona ait olduğuna hükmederiz.
Şayet buluntu bir çocuk, Müslümanlığının yahut dinden dönüşünün geçerli olacağı bir yerin sınırına ulaşacak olur ve kendisi de Müslümanlığını vasfedecek olursa, bu durumda Müslüman sayılır. İster Müslüman yahut kâfir olduğuna dair hüküm verilmiş olsun, fark etmez. Eğer Müslüman olduğuna dair hüküm verilmiş olduğu hâlde, küfrünü vasfedecek olursa, o zaman dinden dönmüştür, (ancak) küfrüne karar verilemez. Bunu, Ebû Hanîfe söylemiştir. El-Kadı (İyâz) ise bir görüş zikrederek, bu durumda onun küfrüne karar verileceğini belirtmiştir. Bunu da İmam Şâfiî ifade etmiştir. Çünkü bu çocuğun sözü, o diyarın dış görünümünden daha kuvvetli bir delil teşkil etmektedir.
El-Muvaffak şöyle demiştir: Onun (el-Kadı İyâz’ın) bu görüşü karanlıktır; zira (çocuğun) Müslüman oluşu âşikârdır ve kusurlardan sâlimdir. Hükmü sabittir ve Müslümanlığı karar bulmuş, kesinleşmiştir. Buna göre çocuğun sözü ortada olduğu hâlde, onu bu hükümden soyutlamak câiz olmaz. Kuşkusuz bu durumdaki yitik çocuk, Müslüman bir kimsenin oğlu gibi değerlendirilir. Onun (el-Kadı İyâz’ın) bu noktada aslı itibariyle delili de bulunmamaktadır; çünkü böylesi bir durumda o yitik çocuk ne babasını ve ne de dinini bilememektedir. O, bu sözlerini sadece kendi kendine (anlamadan) ifade etmektedir.