Bir yıl lukata malını ilan etmiş olur ve kendisi de malın sahibini bulamayacak olursa, o takdirde – zengin de olsa fakir de olsa – bu lukata malı kendisine ait diğer malları cümlesinden sayılır. Bunu, İmam Şafii ve İshak söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Zeyd b. Halid hadisinde: “Eğer sahibini bulamazsan, o zaman onu sen harca…” şeklinde buyurmuştur. Bir lafız ise: “Sonra onu yersin…” şeklindedir. Bir lafız da şöyledir: “Tasarrufu sana aittir…” Aynı şekilde Ubey b. Kâ‘b hadisinde de şöyle buyurmuştur: “Eğer sahibi gelirse ona ver, gelmezse onu kendi malına kat…” Bir lafız da şöyledir: “Bulamazsan onunla sen faydalan…”
Sevrî ve rey ashabı ise; bu durumda lukata malını sadaka olarak dağıtır. Şayet malın sahibi çıkar gelirse, o zaman ücretini vermek yahut borçlandırmak arasında kendisinin muhayyerlik hakkı doğar, demişlerdir. Onlar; bu kimsenin o lukata malını alması ve onu temlik etme hakkı yoktur, demişlerdir. Fakat Ebu Hanife: Eğer kişi fakir olan (ve bakılmaya muhtaç) akraba sahipleri konumunda olursa, o zaman onu alabilir, demiştir. Çünkü bu minvalde İyâz b. Himâr hadisinde şöyle geçmektedir: “Eğer sahibi çıkarsa ona versin, eğer çıkmazsa, o zaman o, aziz ve celil olan Allah’ındır, onu istediğine verir.” Yüce Allah’a izafe edilen bir şeyi ise ancak sadakaya hak sahibi olan (fakir bir kimse) mal olarak sahip olabilir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa bu açıklamanın kaynağı ve delili yoktur. Batıl ve geçersiz olduğu açıktır. Çünkü bütün eşyalar zaten yaratılış ve mülk açısından Yüce Allah’a izafe edilir. Şüphesiz Allah Teâlâ buyurur ki: “Allah’ın size verdiği maldan onlara veriniz…” (Nur Suresi, 33)
İlanın tam anlamıyla icra edilmesi akabinde lukata malı, hüküm açısından – miras gibi – onun mülküne dahil olur. Hanbelî topluluğundan gelen bir görüşe göre İmam Ahmed: Malın sahibi geldiğinde onu verir, gelmemesi halinde ise mal onu bulanın diğer malları gibi sayılır, demiştir. Ebu’l-Hattab ise – seçim yapana değin – bu malın kendi mülküne dahil olamayacağı görüşünü tercih etmiştir. Şafii ashabı ise bu noktada ihtilaf etmişlerdir. Onlardan kimisi İmam Ahmed’in görüşünün aynısını söylerken, kimisi de bunda niyetin icra edilmesiyle söz konusu mala sahip olunacağı ifade edilmiştir.
Kimisi: “Bunu ben alıyorum…” demesi halinde ona sahip olacağı görüşünü ileri sürmüştür. Kimisi de onu istediğine ve onda tasarrufta bulunacağını ifade etmesi gerekçesiyle buna malik olacağını, çünkü bu durumda ivazlı olarak buna temellük etmiş sayılması ve tıpkı alışverişte olduğu gibi mülk olarak ele geçirilmesini tercih etmesiyle hasıl olacağını söylemiştir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Bizim bu noktadaki görüşümüz, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Eğer sahibi gelirse ona ver, gelmezse onu kendi malına kat…” buyruğu ve başka bir lafızda gelen: “Bulamazsan onunla sen faydalan…” kavlidir. Dolayısıyla kendisinden bir beyyine/delil olarak o malı temellük için vakfetmiş olsa, öncesinde onunla tasarruf etmesine cevaz verilmez. Zira lukatayı almak ve ilan etmek, onu mal olarak sahiplenmek için bir sebep teşkil etmektedir. Bu durumda tamamlanması halinde onun mülk olarak kalması sabit olur; tıpkı ihya (toprağı ekmek suretiyle sahiplenmek) ve avlanma konusu gibi. Çünkü mükellefin, ancak sebeplere tevessül etmesi söz konusudur. Bunları yerine getirecek olursa – mükellefin hiçbir seçimi olmaksızın – bunların hükmü, Yüce Allah’tan zorlama ve kahretme şekliyle olmak üzere sabit olur.