Ariyet: Mallar cinsinden bir mal ile faydalanmanın mübah olmasına denilir. Gitti ve geldi anlamında kullanılan “ara’ş şey” ifadesinden türetilmiştir. Ariyetin aslı, kitap, sünnet ve icma’ya dayanır. Yüce Allah buyurur ki: “Onlar basit şeyleri dahi vermezler.” (Maun Suresi 7)
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “(Sütünden faydalanmak üzere alınan) ödünç sağmal hayvan, (sahibine) verilecek, borç ödenecektir, hibe geri verilecektir ve kefil ise (kefalette bulunduğu) borcu ödeyecektir.”
Müslümanlar da ariyetin caiz ve müstahap oluşu hakkında icma etmişlerdir. Çünkü mal ve eşyaların hediye caiz olduğuna göre, elbette ki bunlardan faydalanmak da caiz olur. Ariyet (ödünç vermek) ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüne göre menduptur, vacip değildir. Bunun yanında ariyetin ayete göre vacip olduğu da söylenmiştir.
Nitekim Cabir’in aktardığına göre; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Deve, inek ve koyun sahibi olup da bunların haklarını ödemeyen her kişi (mutlaka kıyamet gününde geniş bir düzlükte bunların önünde oturtulur.)’ buyurunca, bizler: Ey Allah’ın Resulü! Bunların hakkı nedir! dedik. O da: ‘Erkeğini emanet vermek, kovasını ariyet (ödünç) vermek, onun menihasını vermek, suyun başında onu sağmaktır…’ buyurdu.”
Öyleyse ariyet/ödünç verilen malı engelleyeni Yüce Allah kınamış olmaktadır. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) de hadisinde haber verdiği üzere onu bizzat tehdit etmiştir.
Buna ise Talha b. Ubeydullah’ın şu rivayetiyle cevap verilmiştir, kendisi der ki: “Adamın birisi geldi… İslam hakkında sorular sordu… Bir yerinde zekatı Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine izah edince, adam: ‘Bundan fazlası da var mıdır?’ diye sordu ve Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Hayır, ancak nafile olarak vermek istediğin varsa, başka.’ buyurdu. Adam: ‘Vallahi ne bunun fazlasını yapacağım ne de bundan eksilteceğim.’ dedi ve gitti. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Eğer o doğru söylüyorsa kurtuldu.’ buyurdu.” Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir.
(Yukarıda zikri geçen) ayet-i kerime ise zekat ile açıklanmıştır. Zira bu ayette yer alan üç husus -yani namazdan gafil olması, riya içerisinde olması ve hayrı engellemesi” beraber söz konusu olursa, o takdirde veyl (yazıklar olsun) hitabına duçar olur.
Ariyet tazmin edilmiştir, garantilidir:
İhtilafsız olarak, elde kalmış olması halinde ariyet malını geri vermek vacip olur. Eğer telef edilmiş olursa, o zaman tazmin edilmesi vaciptir, ister kendisine ariyet verilen şahıs (musteir) bu malı kasıtlı olarak telef etmiş olsun veyahut olmasın, fark etmez. Bu görüşe İmam Şafii ve İshak sahip olmuştur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Safvan hadisinde: “Hayır! Garantili ariyet olarak talep ediyorum!” buyurmuştur.
el-Hasen’in, Semura’dan yaptığı rivayette ise Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Aldığı şeyi sahibine ödemek ele bir vecibedir.” Çünkü bu kimse kendi faydasına olmak üzere başkasının mülkünü almış, buna hak sahibi olmadığı halde ve telef etme noktasında da izin almadığı halde yalnız başına onunla istifade etmiştir. Halbuki bu ariyet (ödünç) malı garantili idi. Sanki kişiyi zehirleyerek malını gasp etmeye ve ele geçirmeye benzemektedir.
Sevri, Ebu Hanife, İmam Malik ve Evzai ise şöyle demişlerdir: Ariyet malı bir emanettir ve tazmin edilmesi gerekli değildir; ancak telef edilirken kasıt olmuşsa bu müstesnadır. Çünkü bu minvalde Amr b. Şuayb’ın, babasından ve dedesinden yaptığı rivayete göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ariyet verilen şahsın (musteir), aldatma niyeti olmadığı sürece tazmini yoktur.” Çünkü o kişi, mal sahibinin iznine bağlı olarak o malı kabzettiğinden bu bir emanet hükmünü almış oldu, tıpkı vedia gibi sayılır.
Bir defa buradaki (son) hadis hakkında, onda iki zayıf ravinin bulunduğu, şekilde cevap verilmiştir. Onların ileri sürdükleri kıyas da, “zehirleyerek malı ele geçirme” ifadesiyle nakzedilmiştir. Bunun yanında tazmin edilmesini nefyetmeyi şart koşacak olursa, sakıt olmaz. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü her bir akit tazmini gerektirmekte ve şartı da değiştirmemektedir; tıpkı sahih yahut fasit bir alışveriş ile kabzedilen mal gibi.
Emaneti gerektirmesi de böyledir, tıpkı vedia, şirket ve mudarebe ortaklığı gibi.
Kimisi de bu durumda sakıt olacağını, ifade etmiştir. Çünkü ariyetin telef edilmesine izin verilecek olursa, onu tazmin etmesi vacip olmaz. Dolayısıyla tazminini düşürecek olursa durum aynıdır.
Tazmini şart koşulacak olursa bu durumda vacip olacağı da söylenmiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hayır! Garantili ariyet olarak talep ediyorum!” buyurmuştur.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa bu hadis, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından ariyetin sıfatını ve hükmünü haber vermektedir. Ariyetin telef edilmesinde kişiye izin verilmesi konusuyla farklıdır. Çünkü telef etmek, hakkında izin verilmesinden dolayı geçerlidir ve hükmünü de ıskat edip düşürmektedir. İzin verilmesi hasebiyle tazmini de gerektirmemektedir. Burada söz konusu olan tazminin düşürülmesi ise sebebi mevcut olduğu halde hükmü nefyetmek olur. Buna ise mal sahibinin yetkisi yoktur, artı bunda karşısındakine izin de verilemez.
Misli olan mallar olması halinde ayni olan malların, misli ile tazmin edilmesi vacip olur. Şayet misli olmazsa o zaman telef edildiği an kıymetiyle tazmin edilir. Ayni mallar elde kalacak olursa kendisine ariyet (ödünç) verilen şahsın bunları geri vermesi icap eder; zira verilebilecek durumda olanların geri verilmesi müstire aittir; dolayısıyla onları aldığı yere geri iade eder, ancak başkasına vermesine dair bir anlaşma yapmış olurlarsa o başka. Çünkü geri verilmesi vacip olan bir malın söz konusu olup (belirlenen) yere verilmesi gerekmektedir, tıpkı gasp edilen malda olduğu gibi.