Kim, bir şeyi satması için vekil kılınmış olursa, iki görüşten birine göre onun bunu kendisi için satın alması caiz değildir. Bu, Şâfiî ve rey ashabının mezhebini oluşturmaktadır. Aynı şekilde iki görüşten birine göre, vasînin de yetim malından bir şeyi kendisi için satın alması caiz olmaz. Bu, Şâfiî mezhebine aittir. İmam Mâlik ve Evzâî’den ise bu noktada caiz görüşü nakledilmiştir.
İmam Ahmed’den gelen ikinci görüşe göre ise, onların şu iki şartla kendileri için satın almaları caizdir:
Birincisi: Nida esnasında semenin meblağı üzerine artırım yapmaları.
İkincisi: Nidanın başkası tarafından yönetilmiş olması.
Şayet bir kimse, kendisi için satın alması ve satması noktasında vekil kılınmış olursa, bu görüşe göre caiz olur. Çünkü alım-satım hakkında müvekkilinin emrine uymuş olacağından, semendeki maksadı da elde etmiş demektir; onun için de caizdir, sanki bunu yabancı bir kimse satın almış gibidir.
Ebû Hanîfe ise, vasî için bunu satın almasının caiz olacağını; ancak vekil için caiz olmayacağını ifade etmiştir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Yetimin malına sadece en iyi tutumla yaklaşın.” (En‘âm, 6:152)
Yetim malını, semeni misilden daha fazlasıyla olmak üzere satın alacak olursa, “en iyi tutumla” yaklaşmış demek olur. Bir de vasî demek, babanın yerine niyabet edendir. Baba için bu caiz olduğuna göre, nâibi için de caiz olur.
İlk görüşe gelince: Şüphesiz alım-satım konusundaki örf, kişinin bir başkasıyla alışveriş yapması anlamına gelir; açıkça söylenmiş olmasıyla da vekâlet buna hamledilmektedir. Nitekim kendisi için onu satın almakla bu tür işlerde töhmet oluşur ve kendisi için söz konusu olan alışverişteki maksatlar çelişebilir. Bu sebeple caiz olmaz, sanki onu men etmiş gibidir. Vasî, vekil gibi kabul edilir.