Borçla mudârebe ortaklığı yapmak câiz değildir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Nitekim bu, ilim ehlinin çoğunluğunun görüşünü de oluşturmaktadır. el-Muvaffak: “Bu noktada muhalefet edeni bilmiyoruz.” demiştir.
İbn Münzir ise şöyle der: Kendisinden ilim ezberlediğim her bir ilim adamının icmâına göre, bir adamın kendisine ait borcunu, (başka) bir adama mudârebe olarak ortak etmesi câiz değildir. Çünkü elinde bulunan mal/sermaye, başkasına ait verilmesi gereken borçtur; bu şekliyle de onu kabzetmekle, ancak bu borcu borçlusuna gitmiş olacaktır; ortada ise kabzetmek mevcut değildir.
Şayet bir adama: “Filan kişideki malı kabzet (al) ve onunla mudârebe işi yap.” dese, o da malı kabzedip alsa ve onunla iş yapsa, ilim adamlarının hepsine göre bu câiz olur. Zira o, bu hâliyle mal noktasında vekil durumundadır ve bu kendisine emanet edilmiştir. Çünkü mal sahibinin izni doğrultusunda onu diğerinden almıştır; dolayısıyla da bunu mudârebe şeklinde icrâ etmesi câizdir. Sanki: “Kölemden malı kabzet ve onunla mudârebe işi yap.” demesi gibidir.
Elinde vedîa (emanet) para varsa o zaman: “Onunla mudârebe yap.” demesi câiz olur. Bunu, İmam Şâfiî, Ebû Sevr ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü emanet, mal sahibinin mülkündedir; buna göre mudârebe işine koyulması da câizdir. Tıpkı emanet (para) hazır olup da: “Şu bin dirhemi sana mudârebe işi için verdim.” deyip de ona evin köşesinde işarette bulunmasına benzemektedir.
el-Hasen ise bunu borca kıyas ederek, onu kabzetmediği sürece bunun câiz olmayacağını ifade etmiştir. Ancak borçla bunun farklı olduğu şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü mal, borçlunun eline geçmediği sürece ona ait bir mülk olmaz. Şayet emanet (para) haddi aşma neticesinde telef olsaydı ve zimmette de bulunsaydı, bu durumda onunla mudârebe işi câiz olmazdı; çünkü bu, borç hükmüne dönüşmüş olur.
Chat
Sohbet Yükleniyor...